Suriye Gazeteciler Derneği’nin verilerine göre, ülkede sadece Mart ayında ölen gazeteci sayısı 15. Hayatını kaybeden blogcular da eklenince sayı daha da artıyor. Komite, Suriye’de olayların başladığı 15 Mart 2011’den bu yana öldürülen gazetecilerin sayısının 153’e yükseldiğine dikkati çekiyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ise ülkeyi “gazeteci mezarlığı” olarak adlandırıyor. Gazetecilerin çoğunlukla Esad’ın ordusu ile Hür Suriye Ordusu arasındaki çatışmaları görüntülerken öldürüldüğü belirtiliyor. Zira 15 gazeteciden 10’u şiddetli çatışmalara sahne olan Şam’da, 3’ü Dera’da, 2’si ise Homs’ta görevi başında öldürüldü.  


Çatışan taraflar eleştiri istemiyor

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nden Ulrike Gruska, gazetecilerin neden öldürüldüklerini şöyle açıklıyor: “Savaş ve kriz bölgelerinde çalışan muhabirler özellikle tehlike altındalar, çünkü olayları mümkün olduğu kadar yakından takip etmek istiyorlar ve birçok iktidar sahibini, çarpışan tarafları doğal olarak rahatsız ediyorlar, zira tarafların dünyaya yaymak istedikleri propagandayı değil, eleştirel gözle hazırlanmış haberleri aktarmaya çalışıyorlar.”

Keskin nişancılar vuruyor

Örneğin Suriye’de Alman televizyon muhabiri Jörg Armbruster Mart sonunda bir keskin nişancı tarafından otomobiline düzenlenen saldırıda yaralandıktan sonra, acilen ameliyata alınarak hayatta kalmayı başardı. Ancak her savaş muhabiri bu kadar şanslı olamayabiliyor.

Gitmeden kapsamlı idman gerek

Hayatta kalabilmek için bazen ufak bilgiler bile işe yarayabiliyor. Birleşmiş Milletler’in gazeteciler için hazırladığı kılavuzda, keskin bir nişancı tarafından yaralananlara ölmüş taklidi yapmaları tavsiye ediliyor. Almanya’da birçok medya kuruluşu, gazetecilerini ve kameramanlarını savaş ve kriz bölgelerine göndermeden önce Alman ordusunun özel kamplarına sokuyor ve çalışanlarının kurşunun ne yönden atıldığı veya mayınların nerede saklı olabileceği gibi hayati önem taşıyan bilgileri edinmelerini sağlıyor.

Gidilen ülke tanınmalı

Ayrıca gidilen ülke hakkında bilgi sahibi olmak da hayat kurtarıyor. Suriye’de görev yapan Alman foto muhabiri Carsten Stormer, ülkede çok sayıda tecrübesiz meslektaşına rastladığını, bu muhabirlerin ne Arapça ne İngilizce konuştuğunu, kimseyi tanımadıklarını ve gereksiz yere riske girerek, hem kendilerini, hem de etraflarındaki insanları tehlikeye attığını anlatıyor. Daha önce Afganistan ve Irak’tan da haber geçen Stormer, bölge halkından kendisine yardım eden kişilerin olmasının ve sağduyunun büyük önem taşıdığını belirtiyor ve belli bazı riskler alsa da iyi bir kare için intihar komandosu gibi hareket etmediğini zira en iyi gazetecinin bölgeden canlı dönen gazeteci olduğunu söylüyor.

Bazen tedbirler de yetmiyor

Ama bazen en kapsamlı idman, en iyi bağlantılar ya da en iyi kurşun geçirmez yelekler bile yüzde yüz korunmayı garantilemiyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün verilerine göre 2012’de görev başında hayatını kaybeden gazeteci ve blogcuların sayısı 141 ile son 20 yılın en yüksek rakamına ulaştı. Gazetecileri Koruma Komitesi de Suriye’yi, gazeteciler için en tehlikeli ülke olarak sayıyor.

Yerli gazeteciler görülmüyor

Gruska, yerli gazetecilerin ölümlerini yabancı basında yer bulmadığına dikkat çekiyor:“ Batı medyasında yerli gazetecilerin ölümlerine çok daha az yer veriliyor. Suriye’de Armbruster yaralandığı ya da Amerikalı gazeteci Marie Colvin öldürüldüğü günlerde birçok Suriyeli gazeteci de hayatını kaybetti. Ancak bu haber bültenlerinde pek yer almadı.”

HABER MERKEZİ