Suriye’deki iç savaş iki yılı geride bıraktı. İki yıl önce 15 Mart’ta başkent Şam’da “Hürriyet” sloganıyla başlayan isyan, ertesi gün Dera’da “Halk rejimin yıkılmasını istiyor” yazısını okullarının duvarına yazdıkları için işkence gören çocuklarına sahip çıkan halkın sokaklara dökülmesiyle büyüdü. ‘Arap Baharı’nın da etkisiyle giderek yayılan gösterileri bastırmak için Esad yönetimi orantısız güç kullanırken, sokak gösterileri de yerini silahlı örgütlere bıraktı. Silahların devreye konmasıyla iç savaş başladı.


Ülke harabeye döndü

Önlenemeyen savaş nedeniyle iki yılda onbinlerce kişi hayatını kaybetti, kentler harabeye döndü, 1 milyonu aşkın kişi de evinden, yurdundan oldu. Savaştan kaçanlar; Türkiye, Ürdün, Irak gibi ülkelere sığındı. Suriye’de kalanlar ise her gün ölümle burun buruna yaşam mücadelesi veriyor. Bu durumdan özellikle kadın ve çocuklar etkileniyor. Sivil toplum örgütleri çocukların da savaşta kullanıldığını ve bu durumun ağır travmaya yol açtığı uyarısında bulunuyor. BM de çatışan tarafların savaş suçu işlediğini açıklayarak ülkedeki durumun vehametini ortaya koyuyor.

Kimse pes etmiyor

Ancak taraflar pes etmiyor. Ülkedeki savaştan dış güçleri sorumlu tutan Beşar Esad istifa çağrılarına, “Gemiyi terk eden kaptan olmayacağım” diyerek yanıt veriyor. Batı destekli muhalif güçler de kendilerine daha fazla silah verilirse Esad’ı kısa sürede devirecekleri inancıyla silahlı mücadeleyi bırakmıyor. 


Kürtler özerk
Suriye’deki Kürtler ise hem Esad yönetimine hem de diğer muhalif örgütlere mesafeli ve daha özerk bir tutum sergiliyor. Kürtler, kendi orduları ve özgün siyasi örgütlenmeleriyle farklı bir profil çiziyor. Kürtler, özgürlük ve anayasal haklar için birlikte mücadelenin öneminin farkında. PYD ve çatı örgüt konumundaki Kürt Yüksek Konseyi siyasi; YPG ise silahlı mücadeleyi yürütüyor. Rojava ile Suriye’nin diğer kentlerindeki Kürtleri korumak için YPG her yerde askeri birimlerini güçlendiriyor. 9 kent, ilçe ve beldeleriyle tamamen şu anda Kürtlerin kontrolünde. Şiddetli çatışmalara sahne olan Serêkaniyê’de ise Hür Suriye Ordusu ile YPG şu anda ateşkes yapmış durumda. PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, “Biz özgür ve bağımsız bir gücüz, kendi irademizle hareket ediyoruz, haklarımız için mücadele ediyoruz” diyor. Müslim, Müslüman Kardeşler Örgütü gibi Türkiye ile koordineli çalışan silahlı grupların Kürtlerin özgürlük mücadelesinden rahatsız olduğunu söylüyor.

Çok taraflı savaş

İran’dan Rusya’ya, Türkiye’den Katar’a, Fransa’dan ABD’ye, Suudi Arabistan’dan İngiltere’ye, Ürdün ve İsrail’den Mısır’a birçok ülke ise kendi bölgesel ve ulusal çıkarlarını gerekçe göstererek Suriye’deki savaşa müdahil olmuş durumda. Suriye’nin konumu, etnik ve dini yapısı, su ve yeraltı kaynaklarını kullanmak isteyen güçlerden bazıları Hür Suriye Ordusu’nu, bazıları cihadçı grupları, bazıları da Esad rejimini destekliyor.


Türkiye’nin planı tutmadı
Türkiye ise ayaklanma daha kıvılcım halindeyken sınırında göçmen kampları kurup kaçışları teşvik etti. Birçok kentte de askeri kamplar kurup Esad karşıtlarına eğitim verdi. Türkiye’nin muhaliflere silah sağladığı da biliniyor. Türk devleti, Suriye’den göç dalgası başlayınca da ABD gibi güçleri askeri müdahaleye ikna etmeye çalıştı. Böylece özgürlük mücadelesi yürüten Rojava’daki Kürtleri de devre dışı bırakmayı planladı. Bu planı tutmayan Türkiye, Kürtlerin özerklik adımlarını bertaraf etme, enerji ve su kaynaklarına el koyma, Suriye üzerinden diğer Arap ülkelerine nüfuz etme çabasını hala sürdürüyor. Bu çerçevede birçok silahlı grubu örgütleyip zaman zaman Kürtlere saldırtıyor. Ayrca, Avrupa ve ABD’de muhaliflere silah sağlanması için girişimlerde bulunuyor.

Silah pazarlığı yapılıyor

Katar, Suudi Arabistan gibi ülkeler hali hazırda muhalifleri silahlandırırken, Selefi gruplar da Suriye’deki güçlerini artırıyor. Gelinen aşamada ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler ise muhaliflere silah sağlama konusunda pazarlık içinde. Cuma günü Brüksel’de yapılan Avrupa Birliği liderleri zirvesinde Fransa ve İngiltere, muhaliflere yönelik silah ambargosunun kalkmasını resmen istedi. Ancak başta Almanya olmak üzere bir çok AB ülkesi bunun için hala erken olduğunu düşünüyor. Ortak kaygı: Silahların yanlış ellere geçmesi ihtimali. Ancak yine de öneriye kapılar tamamen kapatılmadı. AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, konunun 22-23 Mart’ta İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek gayrı resmi AB dışişleri bakanları toplantısında görüşüleceğini söyledi.

İsrail müdahaleden yana

Tüm bu gelişmelerin ortasında İsrail de Suriye’ye askeri müdahale edilmesi için çaba göstermeye başladı. En son İsrail Ordu İstihbaratı Şefi Orgeneral Aviv Koçavi, Esad rejiminin kimyasal silah kullanmak için hazırlık yaptığını iddia etti.

ABD şimdilik temkinli

Ancak ABD Başkanı Barack Obama, “müdahalenin yarar getirip getirmeyeceği konusunda kafasının karışık olduğunu” açıklayarak ülkesinin kısa vadede müdahaleden yana olmadığını deklare etmiş oldu. Irak işgalinin kötü tecrübesiyle daha temkinli ve dikkatli yaklaşan ABD; şimdilik muhalifleri destekleyerek ve eğiterek Esad’ı devirme planları yapıyor.

Rusya ve İran karşı çıkıyor

Kimyasal silah iddialarını reddeden Esad yönetimi muhaliflerin silahlandırılmasının uluslararası hukukun ihlali anlamına geleceğini belirtiyor. Muhalifler ise Fransa ile İngiltere’nin çıkışından memnun ancak BM, “Silahların daha fazla yayılması ve daha fazla çatışma işimizi zorlaştıracaktır” diyor. Rusya da “sorun muhalefeti silahlandırarak çözülmez” görüşünde. Rusya, başından beri Esad ile muhaliflerin müzakereye oturtulması görüşünü savunuyor. Rusya ve İran, Esad rejimine dışardan yapılacak askeri bir müdahaleye karşı çıkıyor.

HABER MERKEZİ