Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Muslim, Kasım 2012’de Alman bir gazeteci ile yaptığı röportajda “Suriye’de Esad rejimine karşı yürütülen mücadele öyle yürütülmeli ki, sonrasında halklar birbirinin gözlerine bakabilsin” böyle demişti.  O kadar ki, çevirisini yaptığım röportajı durdurup, şaşkın bakışlar arasında “Durun durun, bunu iyi anlatmam gerekiyor, çok önemlidir” demiştim. Çünkü söylediklerinin anlamına dokunmadan, anlamı eksiltilmeden çevirilmeliydi ki, Suriye’de kör şiddet ortamında, Rojava’daki yürütülen hassas mücadele anlaşılabilsin...

Allah adına savaş!

Röportajın yapıldığı dönemde, Türkiye üzeriden Rojava’nın Serêkanîyê kentine İslam adına savaştıklarını iddia eden çete grupları giriyordu. Dış destekli bu gruplar ‘Allah adına(!) önüne gelen herşeye ağır silahlar ile saldırıyor, yıkıyor ve talan ediyorlardı. Geliştirdikleri saldırılarla yaydıkları korku sonucu, Serêkanîyê’deki Kürtleri, Arapları, Çeçenleri ve Ermenileri göçe zorluyorlardı. Hatta bir ara öyle oldu ki, şehirin büyük bir kısmında sivillerin göç yoluna düştü. Suriye, Serêkanîyê ve sonrasında tüm Rojava’da halklara bu denli saldıran El Kaide türevi (El Nusra, IŞİD vb) gruplar, aslında “dışardaki” çıkar efendilerinin temsilcileri olduklarını, Suriye’deki savaşı az biraz takip edilenler tarafında teyit edilmektedir.
Aradan geçen zaman diliminde PYD Eşbaşkanı Salih Muslim başka demeçlerinde “Rojava’ya sıldıranlar ve bu çeteleri saldırtanlar bir Arap-Kürt savaşı geliştirmek istiyorlar ki, biz buna izin vermeyeceğiz” diyordu.

Temsili savaş

Suriye’de yaşanan savaş hızını kesmeden devam ediyor. Savaşın boyutu, Suriye’yi aşmış durumdadır. Türkiye (ve KDP), İran, Suudi Arabistan ve Katar gibi bölgesel güçlerin yanı sıra, uluslararası güçlerden ABD, İngiltere, Rusya, Fransa ve diğerleri ise ikili bir temsili bir savaşı geliştirdi. Bugüne kadar süren savaş sonucunda Suriye’de yaşayan insanların yüzde 40’ı göç yollarındadır. En son uluslararası ajanslar ya BM’nin, ya da İnsan hakları derneklerinin bilgilerine dayanarak, okuyucuya 150 bin kişinin öldüğü yönünde haberini veriyor. Artık “insanlardan” değil, “rakamlardan” ibaret bir haber konusudur Suriye... Oysa her birinin bir hikayesi ve her birinin yaşama hakkı vardı...

Savaş suçu işliyorlar

Suriye’de, Rojavalı Salih Muslim ve temsil ettiği hareketin çok önemli bir stratejiye dayandırdığı “birbirinin gözüne bakabilme” yaklaşımının dışında, ölüm ve yıkımı teşvik eden uluslararası ve bölgesel güçler, bir insanlık suçu işlemektedirler.
Hamburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk Uzmanı Prof. Dr. Reinhard Merkel, Frankfurter Allgemeine Zeitung’a Ağustos 2013’te yazdığı makalesinde, Batı’nın rolünü sorguluyordu.
Merkel, “Batı da suçlu” başlığını taşıyan makalesinde, “Demokratik bir devrimin bedeli ne kadar olabilir” sorusunu soruyor ve şunları belirtiyordu: “Avrupa ve ABD, Suriye’de yaşanan felaketin ateşleyicileridir. Bu iç savaşın kabul edilebilir bir izahı olamaz. Batının ağır suçu, genellikle söylendiği gibi zorba yönetime karşı direnişe “temkinli” destek verdiğinden değil, tersine, derinişin gayrimeşru ölümcül bir iç savaşa evrilmesinde onay vermesi, teşvik etmesi ve yürütmesindendir.”
Konu hakkında Prof. Dr. Merkel ile yaptığımız görüşmede “Batı isteseydi Suriye’deki şiddet bu kadar gelişmezdi. Ve ben hala anlamakta güçlük çekiyorum” diyor ve “Neden...” diye soruyordu.
Rojava’daki Kürtlerin geliştirmiş oluduğu Demokratik Özerklik Projesi ve Toplumsal Sözleşme’den bahsettiğimde ise ise şunu belirtiyordu: “İlginç, Suriye’de eğer çözüm geliştirilmek isteniyorduysa, böylesi bir tarzda olabilirdi...”

Rojava: Üçüncü yol ve sıfır nokta

Rojava’nın siyasi aktörlerinin geliştirmiş olduğu ‘Üçüncü Yol’un önem kazanması, Suriye’deki bu kör düğüme dahil olmama isteğinde yatıyor. Her hangi birine taraf olmadığı için, tüm tarafların şiddet sarmalına çekmek istidiği Rojava’nın siyasi aktörleri, kontrol ettikleri bölgelerde halklar ile birlikte geliştirmiş oldukları Öz Savunma Stratejisi ve Demokratik Özerklik ile Suriye’de çözüm için de bir model oluşturuyor.
Gazeteci Metin Yeğin, Demokratik Modernite dergisine yazdığı makalesinde henüz Galileo Galilei “Dünya yuvarlaktır” demeden önce Güney Amerika yerlileri İnkaların, bundan 2000 yıl önce dünyanın sıfır noktasını, ekvator çizgisini tespit ettiklerine dikkat çekiyordu. Yeğin, bugün ise “Dünyanın sıfır noktası Rojava’da, başka bir domino etkisi, ya bütün Ortadoğu’yu ve hatta dünyayı değiştirecek bir devrim, ‘Kapitalist Modernite’ye karşı ‘Demokratik Modernite’ inşa edilecek ya da bütün dünyanın ipleri, kukla sahiplerinin ellerine geri verilecektir” diyerek Rojava Devriminin yarattığı ve yol açabileceği etkiyi tanımlıyordu.
Şimdi burada Rojava’da nelerin olup olmadığını anlatma ihtiyacı yok. Bunu Rojavalı siyasi aktörler, yetirince kendileri anlattı ve halen de anlatıyor. Oradaki devrimsel gelişmeleri yerinde teyit eden yüzlerce gazeteci, dünyaya Rojava’yı anlattı. Dolayısıyla bu durumda farklı kesimler, Rojava’yı nasıl algılıyor veya değerlendiriyor kısaca örenklendirelim.

Hegamonik çıkar, özgürlüğe karşı 

Birincisi kesim, yukarıda belirtildiği gibi kendi siyasi, ekonomik ve hegamonik çıkarı için, gerek Ortadoğu gerekse de uluslararası güçlerin Suriye’de ve dolayısıyla Rojava üzeri yürüttükleri temsili iktidar yanlılarıdır. Ki bunlar için demokrasi, özgürlük, barış gibi tanımlamalar ve çabalar çıkarlarına hizmet ettiği müddetçe dillendirilir ve suistimal edilir. Bu açıdan bir ABD, İngiltere, Türkiye, Rusya hükümet temsilcilerinin “barış” tanımlamasıyla Suriye savaşında yaşam mücadelesi veren insanların “barış” talebi aynı şeyler değildir. Hatta çıkarları uğruna, karşı alternatif çabaları, oluşumları kara propaganda -medya gücü- ile kriminalize etmekte bir saniye tereddüte girmezler.
İkinci ve çok daha geniş bir kesim ise bu çıkar savaşına karşı duran, gerçek anlamda özgürlük ve demokrasi yanlılardır. Bunlar halklardır. Barış, özgürlük ve demokrasi yanlılarıdır. Fakat bu kesimler ise maalesef mücadelelerini etkili kılmakta zayıf ve parçalı kalıyor.
Birinci kesimin bölgedeki etkin aktörlerinden Türk devleti, Rojava’daki gelişmeleri engellemek için her türlü manipülasyon ve şiddet yöntemlerine başvuruyor. Birinci kesimin Kürdistan’daki temsilciliğini ise Türkiye’nin bölgedeki tek müttefiği Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yapmaktadır. KDP’nin uluslararası çıkar hegamonyasının işbirlikçiliği temelinde Rojava’ya ambargo uygulaması o kadar ilerledi ve o aşamaya geldi ki, Rojava-Güney sınırında üç metre derinliğinde hendek açtı. Dış kamuoyu, KDP’nin açtığı hendeği anlamakta bir hayli zorluk yaşıyor. Anlamak elbette zordur. Zira, anlamak için KDP’nin hegemonik çıkar kesimleri ile bağını iyi bilmek gerekiyor.

‘Rojava o kadar değerlidirki...’

Ama iyi ki dünya sadece böylesi kesimlerden ibaret değil... Rojava’daki gelişmeleri hakkında görüşüne başvurduğumuz Avrupa Parlamentosu Sol Grup Üyesi Jürgen Klute “Rojava Ortadoğu’da modern ve demokratik bir kök hücredir ve o kadar değerlidir ki, yardım etmemek ve tanımamak olmaz” diyordu. Rojava için böyle düşünen çok önemli ikinci bir kesim var. Hollanda’nın Wageningen Üniversitesi’nden Dr. Joost Jongerden “Bu bir öğrenme sürecidir -henüz düşmanca yürütülen savaş ortamında olsa dahi-. Bundan ötürü orada, oldukça zorlu bir görev var. Yalnızca Rojava halkı için değil aynı zamanda başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan herkes için önemlidir” belirlemesi bu uğurda mücadele edenler -farkında olsunlar veya olmasınlar- için, Rojava Modeli onların düşünsel yansıması ve pratiğe damıtılmış örneğidir.

Aydınların Rojava’ya ilgisi

Almanya’da Medico International ile Civaka Azad - Kürtlerin Kamuoyu Çalışmaları Merkezi’nin Nisan ortalarında başlattığı “Rojava’daki demokratik deneyimi tanıma ve destekleme” çağrısına, destek veren onlarca siyasetçi, akademisyen, aydın ve aktivistin arasında yeni bir sol düşüncenin teorik olarak geliştirilmesinde önemli bir yapıt olan “İmparatorluk” kitabının yazarlarından siyasal teorisyen Antoni Negri ve Prof. Michael Hardt bulunuyor. Ayrıca destekleyenler arasında Amerika’dan felsefeci Prof. Naom Chomsky, İngiltere’den etnolog ve anarşist Prof. David Graeber, Almanya’dan siyasal bilimci Prof. Wolf-Dieter Narr, uluslararası hukuk uzmanı Prof. Norman Paech, siyasal bilimci Prof. Andearas Buro, “Bildiğimiz Kapitalizmin sonu” kitabın yazarı siyasal bilimci Prof. Elmar Altvater, Bask kökenli siyasalbilimci Prof. Raul Zelik ve İtalya’dan siyasal teorisyen Prof. Sandro Mezzadra yer alıyor.
Aydınların bu desteği, sadece Rojava’ya verilmiş bir destek değil, birazda daha çok güzel bir dünya için geliştirmiş oldukları çözüm teorilerinin orada hayat bulmasından kaynaklanıyor. Bunu yayınlanan destek metninde “Biz Suriyelilerin ve Kürtlerin özgürlük ve eşitlik hakkını savunuyoruz. Rojava’daki demokratik deneyim Suriye’deki etnik-kültürel, dini ve demokratik siyasi çeşitliliğe yeniden hayat vermiş durumdadır. Suriye’nin artık barışa ve demokrasiye ihtiyacı vardır. Suriyedeki Rojava’nın bizim takdirimize ve dayanışmamıza ihtiyacı var” ifadesiyle anlatıyorlar.

Chomsky: Desteği hak ediyorlar
Bu anlamıyla Rojava modeli, sadece Rojava’da yaşayan insanların değil, aynı zamanda özgürlüğe ve domokrasiye inanan insanların şiddete alternatif oluşan “umut ışığıdır”.
Bu yıl başlangıcında Rojava’ya birlikte heyet olarak gittiğimiz Alman Federal Parlamento üyesi, Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Jan van Aken, basına verdiği bir demeçte Rojava için, “Suriye’nin umut ışığı” tanımlamasını yapmıştı. Haksız da değildi. “Eğer demokrasiye inanıyorsak, oradaki insanların çabasını mutlaka desteklememiz gerekiyor” diyordu.
Rojava için başlatılan yardım kampanyası, bugünlerde devam ediyor.
Naom Chomsky kampanyanın başlamısından hemen sonra yayınladığı twitter mesajında şunları ifade ediyordu: “Suriye’de gerçekten en azından bir pozitif gelişmenin var olduğunu duymak çok umut vericidir. Desteği hakediyorlar.”
Avrupa Barış Hareketi’nin önemli düşünürlerinden -ve kampanyanın çağrıcılarından- Prof. Dr. Andraes Buro’nun yakın zamanda Kürdistan Report dergisinde yayınlanan yazısında şöyle güzel bir tespit yer alıyordu: “Rojava’ya yardım etmenin, ki benim altını çizerek yaptığım çağrı, sadece insani bir arka planı yok, aynı zamanda siyaseten de önemlidir. Özerk bölge, kendisini demokratik bir örgütlülük modeli olarak, gelecekte, olası fedaral ve çok uluslu bir Suriye’nin temel taşını ifade etmektedir.”
Evet Rojava, gelecek ile ilgili bir projedir. Rojava’da, Metin Yeğin’in güzel tanımlamasıyla “dünyanın sıfır noktası”nda, ya hakların birlikte geliştirdiği devrim temelinde, bölgede demokratikleşme, halkların özgürlüğü, barışı ve kardeşliği kök salacak, ya da orada gelişen halkların projesi saldırılarla ortadan kaldırılacak ve yüzyıllarca sürebilecek bir boğazlaşma, düşmanlık ve bozgunculuk hakim kılınacak.

Rojava’da örnek bir hassasiyet

Andreas Buro, Ortadoğu’da egemenlik savaşlarının dışında halkların bir aradaki yaşamına dikkat çeken “Dışardan dayatmalar ile oluşturulmak istenilen düşmanlıklarlar, geçmişin deneyimlerine dayalı aşılamız mı?” düşünsel arayışı da önemlidir. Rojava’daki Demokratik Özerklik’te bu arayışın sonucudur.
Buro’nun sorusuna cevap niteliğinde ise, Gazeteci Hasan Cemal’in Nisan sonlarına doğru T24’te yazdığı Rojava izlenimlerinde, Cizirê Kantonu’nun Kürt Başbakanın biri Arap diğeri Süryani olan yardımcısı Elizabet Gouriye’den şu önemli bilgiyi aktarıyor: “Yalnız hükümete girmedik. Kendi örgütümüzle askeri güce de, asayişe de katıldık. Artık hepimiz eşit durumdayız. Burası Mezopotamya. Hepimiz 5-6 bin yıllık halklarız. Farkındayız, hiçbir şey kolay olmayacak. Ambargolar var üstümüzde. Ama halklar olarak en nihayet bir şeyler başarmaya başladık. Demokrasi... İnsan hakları…”
Ve aynı Kantonun Kurucu Meclis’in Süryani Eşbakanı Nazira Goriye ise “Bütün bu halklar kimselere düşmanlık etmeden, kendi şerefimizle, kendi kimliğimizle özgürce yaşamak istiyoruz” diyor.
Ne dersiniz, başlangıçta Salih Muslim’in “Mücadelemizi birbirimizin gözlerine bakabilecek” bir tarzda yürütelim, önerisi Rojava’da örnek bir hassasiyet ile sürdürülmesinin yansımaları değil midir bu bir kaç örnek?
Bunun kırşısında uluslararası ve bölgesel efendilerinin hizmetinde olup da, şiddet, kan, yıkım ve düşmanlığın dışında insanlığa söyleyecek birşeyleri olmayanlara ne demeli?
Savaş bir gün bittiğinde “Peki ama sen Suriye savaşının neredesindeydin” diye sorulduğunda temsili savaşı, gözü dönmüş bir şiddet ile yürütenler ve destek verenler, insanlığın gözlerini bakabilecekler mi?



DEVRİŞ ÇİMEN