
Girê Spî’de halkların ortak yasamı 3’ncü bölüm
Girê Spî Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) üyesi Omer Eluş, kentin özgürleştirilmesi ardından ilk adımlardan inşaya tüm süreçlerde yer alanlardan... 1970’li yıllardan bugüne Kürt Hareketi içinde yer alan Eluş, Girê Spî’deki başarılarının sırrını halkın güveni ve onayına bağlıyor. Federasyon sisteminin gündeme gelmesiyle birlikte Girê Spî’de yaşayan Kürt, Arap, Türkmen ve Ermeniler olarak sahip çıktıklarını belirten Omer Eluş, bunun “Suriye için en uygun sistem” olabileceğini dile getiriyor.
Girê Spî’nin özgürleştirilmesi ardından kentin yeniden inşa sürecinde TEV-DEM olarak yer aldınız. İlk adımlar nasıl atıldı? İnşa ve ikna sürecinde nelerle karşılaştınız?
Girê Spî özgürleştirildikten sonra buradaki ileri gelenlerle birlikte tüm halkların, Kürt, Arap, Türkmen ve Ermenilerin temsilini bulduğu Rûspîler Meclisi’ni oluşturduk. İdari sistemin oluşturulması için karar aldılar. TEV-DEM olarak bizim idari sistemimiz Demokratik Özerklik... Kendilerine bunu tanıttık, görüşlerini aldık. Kobanê, Qamişlo, Serêkaniyê ve Cizîrê’nin diğer kentlerinde uygulanan sistemin burada da uygulanmasını onlar da uygun gördü.
Sistemin ayaklarını oluşturan komiteleri oluşturarak başladık işimize. “Sulh kurumu” dediğimiz uzlaşı, hukuk, sağlık, eğitim ve ekonomi komitelerini oluşturduk. Belediye kurumunun çalışmalarına başlaması için harekete geçildi ve belediye hizmet sunmaya başladı.
DAİŞ işgali sürecinde yaşanan tahribatlardan sonra, saldırı tehdidi ve savaş sürecinde bunun başlangıcını yapmamızın elbette zorlayıcı yanları vardı ama cesaretli ve iddialı bir adım attık. Yıllardır Baas rejimi tarafından yönetilen bu halk, yeni bir sistemle tanışıyordu. İkna edilmesi, oturtulması zor olabilirdi, bunun farkındaydık ama başaracağımıza da inandık. Halk bu sistemi benimsedi. Çünkü yaşamını, geleceğini savunduğunu gördü.
Pratik olarak bu sistem yaşama nasıl yansıdı? Neler yaptınız, sonuçları ne oldu?
Girê Spî, halkların kardeşliğinde örnek bir yer; bunun için adeta bir laboratuar olmasını istedik. Kentte yaşayan tüm halklar, kimlikler yönetimde temsilini bulmalıydı; bu gerçekleşti. Bir diğer talep, halkta silahların olmamasıydı. Bu, Asayiş birimine devredildi. Asayiş, güvenliği sağlamaktan sorumlu tutuldu. Halk silahlarını Asayiş birimine verdi. Silahını teslim eden herkese bunun karşılığında makbuz verildi. Aldığımız her silahın karşılığını ödeyeceğiz. “Silahların yerini kalem ve defter alsın” denildi ve bu en kısa sürede gerçekleşti. Okulların açılması için ivedilikle harekete geçtik; kısa sürede onlarca okulda öğrenciler eğitim görmeye başladı. Okullarda ilk kez Kürtçe ders verilmeye başlandı. Önümüzdeki birkaç gün içinde de şu ana kadar Türkmence diliyle hiç eğitim göremediği için dilini tamamen unutmuş Hamam Türkmen köyünde Türkçe ders verilecek bir okul açılacak, bir ilk daha gerçekleştirilecek. Okulun açılması için son hazırlıkları yapıyoruz. Aynı biçimde Ermeniler de kendi dilleriyle okulda ders görecek. Şu an Ermenice ders verecek öğretmen olmadığı için bu yapılamıyor. Qamişlo ya da Halep’ten bir öğretmen gönderilebilirse onlar da Ermenice ders görebilecek. DAİŞ’in işgal edip yıktığı kilise onarıldı. Birlikte yaşamın, demokrasinin en temel ayakları inşa ediliyor. Herkes kendi dili ve inancıyla yaşıyor, yönetimde temsili var, düşüncelerini özgürce ifade ediyor.
Eksik kalan, tamamlayamadığınız çalışmalar da oldu mu?
Sulh ve uzlaşı komisyonumuz henüz tamamlanmadı. Avukatlarımız ve hakimlerimiz yeterli sayıda bulunmadığı için adalet sisteminin oluşturulması zaman aldı. Fakat kısa süre içinde bu da tamamlanacak. Savaş koşullarından kaynaklı gençler için kültür sanat ve spor çalışmalarımız eksik kaldı. Bu alanda hizmete başlamak için de çalışmalarımız var. Tüm halkların kültürlerini geliştireceği bir merkez kurmayı hedefliyoruz.
Savaş koşulları ve ambargo altında çalışmalarınızı gerçekleştiriyorsunuz, bunun ekonomik olarak da zorlayıcı yönleri olmalı... Ekonomiye yönelik çalışmalarınız da oldu mu, buna nasıl çözüm bulacaksınız?
Evet, şu an bize yönelik sıkı bir ambargo var. Buna ek olarak saldırılarla karşı karşıyayız. DAİŞ ve Türkiye’nin saldırıları nedeniyle olağanüstü bir süreçten geçiyoruz. Bu durum tüm yaşamı etkiliyor. Ekonomik olarak yeni iş alanları açılamıyor, yatırım yapılamıyor, ticaret gelişmiyor. Bu koşullar içinde yine de ekonomik alana yönelik girişimlerimiz var.
Halk tohum alacak durumda değil. Çiftçilere tohum ve gübre dağıttık ve sorunlarını çözmeye çalıştık. Girê Spî’nin bağlı olduğu Kobanê’deki ekonomi konferansına da katıldık. Bu konferansta da alınan bir karar var: Küçük işletme ve fabrikaların açılması için destek sunacağız. İlk adımda işletme sahiplerine vergisiz ruhsat vereceğiz. Hatta bu tür girişimlerde bulunanlara arsa temin etmeye çalışacak, ilk etapta su ve elektrik ücreti de almayacağız. Kendi kendimize üreterek, kendi gücümüzle ambargoyu kıracağız. Ayrıca halkın içinde bulunduğu zor durumu kullanarak fiyatları artırmak isteyenlere de fırsat verilmeyecek. Bunun için komünlerimiz sürekli denetimlerini sürdürecek.
Peki bu çalışmaları gerçekleştirmenize zemin oluşturan Demokratik Özerklik sistemini nasıl uyguladınız? Halk nasıl onay verdi, nasıl katıldı? Hangi aşamalardan geçtiniz?
Köylerden kente sistemimizi oturtmuş durumdayız. Her yerde komünlerimizi oluşturduk. Bu halk, sistemi, halkların kardeşliğini ve demokrasiyi benimsediğini, yönetimde bunu esas aldığını ilan etti. Her köyde, her mahallede oluşturulan komünlerde bir yerlerden atanan tek bir kişi yok. Her yerde kurumlar, halkın seçimiyle oluşturuldu. Halk kimi istiyorsa o temsil edecek.
Yüksek sesle, altını çizerek söylüyoruz: Halk bu sisteme onay verdi. Çocuklarını da, kendisini de buna feda edecek kadar benimsiyor, onaylıyor. Şunu da belirtmek isterim: Savaş ortamındayız ve ekonomik olarak yaşadığımız sıkıntılar var. İnşanın birer neferi gibi çalışan bu insanların hiçbiri ücret almıyor; büyük bir istekle, inandığı bu ilkeleri anladığı biçimiyle yaşama geçirmek istiyor ve Demokratik Özerklik dediğimiz bu sistemi ölümüne savunuyor. Hepsi hizmet için, bir gelecek inşa etmek için burada. Burayı ziyaret eden heyetlere söylediğimizde de şaşkınlıkla karşılıyorlar. Kürtler kadar diğer halklar da benimsiyor. Bu aynı zamanda bir vicdan projesi diyor ve uygulamaya çalışıyorlar.
Bu çalışmalar süresince Girê Spî’ye yönelik saldırılar da tekrar etti. Girê Spî neden hedefte?
Girê Spî, Rakka ve Dêra Zor’a açılan bir kapı ve Türk devletinin DAİŞ ile işbirliğinde kullandığı en temel kapılardandı. Hem Türk devletiyle yapılan kaçak petrol satışı hem de DAİŞ‘e verilen askeri ve lojistik destekte kullanılan bir yerdi. Girê Spî’nin özgürleştirilmesi aynı zamanda Türkiye ve DAİŞ işbirliğine vurulan en büyük darbe. Girê Spî’deki stratejik kapının kapatılması, DAİŞ‘i Rakka ve Dêra Zor’da da zayıflattı. Kobanê’de olduğu gibi Rojava’daki savaşın seyrini değiştirdi.
Girê Spî’nin kurtarılmasıyla Türk devletinin Kürt düşmanlığı politikası da sonuçsuz kaldı. Kürtler yerine DAİŞ çeteleriyle komşu olmayı tercih eden Türk devletinin bu planı boşa çıktı. Bu durum Türkiye’nin DAİŞ aracılığıyla Ortadoğu savaşına yönelik müdahalesini de etkiledi, Türk devletini etkisiz bıraktı. Suriye ve Rojava üzerindeki emellerinde en büyük hayal kırıklığını Kobanê ardından bir de burada yaşadılar. Rojava’yı parçalı halde tutarak, çetelere kolay lokma gibi peşkeş çekmek isteyenlere fırsat verilmedi. Parçalama siyasetine karşı Rojava topraklarını birleştirerek yanıt verdik. Bunu gerçekleştirenler olarak elbette bizi düşman bilenlerin hedefindeyiz. Tabii ki bu saldırılara karşı kentimizi savunacağız.
Şubat ayında gerçekleştirilen saldırının oldukça kapsamlı olduğu belirtiliyor. Buna nasıl yanıt verdiniz? Saldırının Girê Spî halkı üzerindeki etkisi ne oldu?
Girê Spî’ye yönelik son saldırı oldukça kapsamlıydı. Tamamen yeniden işgal amaçlıydı. Bu saldırıda tüm Girê Spî halkı, canını siper etti. Bu, tüm halkların ortak tutumuydu. Birliğimiz, gücümüz sınandı ve buna en güçlü biçimde karşılık verdik. Kararlılığımızı biledik. DAİŞ ve ona destek veren devletlere de yanıt verdik. Son saldırıda Kürt, Türkmen ve Arap halkının şehitleri oldu. Hep beraber DAİŞ çeteleri ve işbirlikçisi Türk devletine karşı savaştık. Hamam Köyü ve Siluk gibi yerlerde DAİŞ saldırıları, bazı ajanların desteğiyle de gerçekleşti belki ama bunlarla da sonuç alamadılar. Yüz bin içinde on kişinin işbirliği, Girê Spî halkının genel tutumunu ifade etmiyor.
Bu halk DAİŞ’e karşı tutumunu ortaya koydu, DAİŞ’i topraklarından kovdu. Türk devletinin Girê Spî’ye yönelik iddiaları, karalama kampanyasına da yanıt verdi. YPG’nin Arap ve Türkmenleri Girê Spî’den göç ettirdiği yalanlarıyla dünya kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar. Türk devletinin iddia ettiği gibi Girê Spî’de ne etnik temizlik, ne de zorla dayatılan bir sistem var. Şubat ayındaki saldırıda da bu daha çok kanıtlandı. Yapılanlar ortada: Çocuklarımızın kanlarıyla, alın terimizle yarattığımız gerçek bir yaşam var, onların ise hiçbir dayanağı olmayan yalanları...
Girê Spî’de verdiğimiz savaş elbette sadece askeri alanda ve mevzilerde verdiğimiz savaş değil. En büyük savaşı yaşamı yeniden yaratarak veriyoruz. Cephedeki savaşı anlamlı kılan, tamamlayan, düşmanlarımızı kahreden de asıl bu. Yaşama geçirdiğimiz her şey onların iddialarını boşa çıkarıyor. Girê Spî’de halk DAİŞ‘i istemiyor, zulmüne karşı omuz omuza savaşıp canını siper ediyor. Son saldırı Girê Spî halklarını düşmanlarına karşı bir kez daha birleştirdi. Bu aynı zamanda “Demokratik Özerkliğe evet, DAİŞ’e hayır”ın somut göstergesidir. Bu halklar DAİŞ’e geçit vermeyecek. Dövülen demir gibi, her saldırıda birleşecek, sağlamlaşacağız.
Rojava için Federasyon sistemi gündemde. Girê Spî’de bunu tartışma, fikir alma imkanı bulabildiniz mi? Demokratik Özerklik gibi sizce bu da kabul görür mü? Uygulanma koşulları için ne dersiniz?
Kendimize güveniyor ve bu projenin Rojava ve Suriye’de uygulanabileceğine inanıyoruz. Federasyon konusunu uzun bir süredir tartışıyoruz. Tüm platformlarımızda Araplar, Türkmenler, Ermeniler de en az Kürtler kadar bu sistemin Suriye için en uygun sistem olabileceğini dile getiriyor. Bunu halklar da onaylıyor.
MSD ve TEV-DEM dışında, Suriye halkları adına hareket ettiğini belirtenlerin bir projesi yok. Biz projemizi sunduk ve bu zor koşullara rağmen uygulanabileceğini gösteriyoruz. Bu halklar, federasyonu neden benimser? Çünkü halk geleceğini bu sistemde buluyor. Şu an Suriye’de en az sorunun yaşandığı, en huzurlu ortam Rojava... Demokratik Özerkliğin olduğu her yerde yaşam yeniden kuruluyor. Kadınlar yaşamın her alanında yer alıyor, çocuklar okula gidebiliyor, herkes kendi dili ve inancıyla yaşayabiliyor. Baas döneminde de DAİŞ döneminde de kadın hakları yoktu. Sağlık, eğitim, idari olarak sistem var, halka hizmet veriliyor. Halkın çıkarını gözeten bu sistem onay buluyor. Talan ve zulüm yerine hizmet ve demokrasi seçeneğini sunduk ve halk bunu benimsedi. Tüm bunlara rağmen eksik kalan yönler olduğunun farkındayız fakat bunu tamamlayacak gücümüz var.
Suriye’den, Rojava’dan başka ülkelere kaçıp oradan bu halk adına konuşanlar, bizim temsilcimiz olamaz. Bu halkın temsilcileri halkın yanında yer alan, halk için savaşan, canını ortaya koyanlardır. Bu sisteme karşı tek düşmanımız da DAİŞ değil. Baas rejiminin yanı sıra Türkiye gibi DAİŞ’in işbirlikçiliğini yapan ve destek veren ülkeler de bu sisteme karşı çıkıyor; bunu Rojava ve Suriye’ye yönelik politikalarıyla açıkça ortaya koyuyorlar. Diğer tehditlere karşı da her koşulda kendimizi savunmaya devam edeceğiz. Halka hizmet eden proje budur ve başaracak.
Halklara sunulacak siyasi bir proje yok ise askeri başarılar ne olursa olsun uzun vadeli bir kazanım sunamaz. Bizim avantajımız ise askeri başarının yanında güçlü bir siyasi projemizin olması. Bu, başarımızı besleyecek en büyük yön. Halk bizi destekliyor ve onaylıyor. Başarımızın garantisi de bu.
DENGİR GÜNEŞ