Suriye’nin geleceğinde kim nerede duruyor?

Fehim IŞIK yazdı —

7 Eylül 2020 Pazartesi - 12:00

  • Sürecin en istikrarlı aktörü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’dir. ABD ile Rusya ortak planı da olsa, bu ülkelerin kendi aralarında paylaştıkları kozun yansımaları da olsa, son diplomatik ataklar da gösterdi ki MSD öncülüğündeki siyasal hat Suriye’nin geleceğinde de rol sahibi olacaktır.

Demokratik Suriye Güçleri (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed başkanlığında, MSD’nin tüm bileşenlerini kapsayan heyetin Rusya’daki görüşmelerini hep birlikte takip ettik.

MSD heyeti Moskova’da önce Kadri Cemil yönetimindeki Suriye Halkın İradesi Partisi ile 5 maddeden oluşan bir protokolü Rusya’nın garantörlüğünde imzaladı. Ardından MSD heyeti ile Halkın İradesi Partisi heyeti Rus Dışişleri Bakanlığı’nda Bakan Sergey Lavrov’la 2 saat süren bir görüşme yaptı.

Bu girişimlere tek olumsuz tepki Türk Dışişlerinden geldi. Açıklamasında MSD’yi suçlayan Türk Dışişleri, Rusya’nın Rojavalı üst düzey heyetle gerçekleştirdiği görüşmeleri kabul edilemez buldu.

Türk Dışişleri bu tepkiyi verdiğinde bir Türk heyetin Rusya’da olduğu bilgisi basına düştü. Diplomatik kulislerden düşen bilgiye göre ise Rusya, MSD heyetini olduğu gibi Türk heyetini de Moskova’ya davet etmiş. MSD ile yapılan görüşmelerin ardından ise Halkın İradesi Partisi ile imzalanan 5 maddelik anlaşmayı Türk heyete de sunmuş.

Merak edilen şu: Rusya, resmiyete yansımasa bile konuşula gelen ABD’nin “Cizîre Bölgesi” ilan etmeye dönük hazırlığı nedeniyle yeni bir hamle mi geliştirdi, yoksa ABD ile ortaklaştığı bir planı yaşama geçirmeye dönük yeni bir adım mı attı?

Bu konuda net bilgi yok ancak kanaat var.

En güçlü kanaat ise Rusya ile ABD’nin sahada birer rakip gibi değil, Ortadoğu’yu yeniden dizayn eden iki ortak gibi hareket ettiği yönünde. Bu yorum bizi şu sonuca da götürür: Rusya’daki diplomatik girişimler ABD’den bağımsız değil.

Bu kanaati dile getirenler özellikle 2015’ten sonra sahada etkin olan iki gücün bugüne kadar kazayla da olsa karşı karşıya gelmemesini gösteriyorlar. Bir diğer doneleri de 24 Haziran 2019’da Kudüs’te ABD, Rusya ve İsrail arasında yapılan görüşme. Bu üç ülkenin geçtiğimiz yıl Kudüs’te gerçekleştirdikleri ortak toplantıda dizayn konusunda anlaştıkları ve bunları planlı bir biçimde yaşama geçirdiklerini söylüyorlar.

Bu yaşananlarda çıbanbaşı olan ise Türk devleti…

ABD de, Rusya da Türk devletini kaybetmek istemedi. Bu nedenle başından beri Türkiye ile uyum içinde yürümek, daha doğrusu bu devleti kendi partnerleri olarak görmek istediler. Ancak şu da bir gerçek; ABD ile Rusya ne kadar uyum içinde yürüyor görünseler bile esasen kendi çıkarlarını da kolluyorlar. Bunu fırsat bilen Erdoğan ve ekibi, iki ülkenin çıkar kollayıcılığını kendi emelleri için fırsata dönüştürüp çelişkilerden yararlandı. Efrîn’in Rusya, Girê Spî ve Serêkaniyê’nin ABD desteğiyle işgal edilmesinin altında yatan etken budur. Türkiye ayak sürüdükçe, onu yanında tutmak isteyen ABD ve Rusya peş peşe rüşvet verdi.

Söz konusu güçler elbet sadece Türk devletine rüşvet vermek için yapmadılar bunu. Bu siyasetle, bölgenin dizaynı yeniden yapılırken özgür ve demokratik yaşam modelinden taviz vermeyen Kürtlere ve müttefiklerine de Erdoğan’ı öcü olarak gösterip böylece onları da kontrol altına almayı amaçlıyorlardı.

Son yaşananlara da baktığımızda artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Direnenler, kendi özgüçlerine güvenenler, üstelik bunun bedelini de en ağır biçimde ödeyenler öne öcü olarak sürülen DAİŞ’e de, DAİŞ’in hamisi Erdoğan yönetimine de teslim olmadılar. Aksine, bölgenin farklı halkları ve inanç grupları ile bir araya gelerek ortak, eşit ve demokratik yaşamın savunuculuğunu güçlendirdiler. Erdoğan ise son ataklar da gösterdi ki çelişkileri kullanarak yürütebileceği siyaseti tüketti. Bu tükenmeyle birlikte geri adım atamaz noktaya da geldi. İlerde ne yapar bilemeyiz ama artık istediğini o kadar rahat elde edemeyeceğini, söyleyebiliriz.

Sürecin en istikrarlı aktörü Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’dir. ABD ile Rusya ortak planı da olsa, bu ülkelerin kendi aralarında paylaştıkları kozun yansımaları da olsa, son diplomatik ataklar da gösterdi ki MSD öncülüğündeki siyasal hat Suriye’nin geleceğinde de rol sahibi olacaktır.

Ancak bu sürecin en sorunsuz biçimde yaşanması için bir diğer önemli etken de Kürtlerin bizzat kendisidir. Kürt siyaseti çatışmacı olmak yerine iç sorunlarını uzlaşı ile çözüp işgalciliğe karşı ortak direniş hattını birlikte örer ise kuşku yok ki kazanımlar yalnız Rojava’da değil, tüm Kürdistan’da büyüyecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.