Soykırımcı ve tasfiyeci strateji, Amed ve Suruç katliamlarıyla başlatıldı. Türk burjuva partileri ve medyası, gerici kitle örgütleri, mafya, Erdoğan ve generallerin bu stratejisi etrafında birleşti, birleştirildi. 

90’ları kıyaslanamaz ölçüde aşan canavarlık bu bir yıl boyunca halklarımıza, devrimci harekete ve Kürt Özgürlük Hareketine yaşatıldı. 

10 Ekim Ankara Katliamı, devrimcilerin evlerinde imhası, Cizre-Sur-Nusaybin-Gever-Şırnak Kürt kentlerimizin ve Kürt halkımızın tank-top-hava bombardımanıyla soykırımcı vahşete tabi tutulması Amed ve Suruç katliamlarıyla başlatılan sürecin/stratejinin sonucu oldu. Devamla bu kez artık Batı‘da da rastgele halkı ve turistleri hedef alan Yeşilköy ve diğer kitlesel katliamlar geldi. Uzantısı Avrupa kentlerinde sivil halkın kitlesel katliamları oldu. 

Barış akademisyenlerinin, sosyalist ve demokratik güçlerin, DBP-HDP’lilerin yargılanmaları, tutuklanmaları bunu izledi. Diktatör, HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırarak polisini ve emireri yargısını harekete geçirmeye başladı. DBP’li demokratik belediyeleri faşizmin yönetimine almaya girişiyor. JÖH ve PÖH’leri, bodrum ve yıkım vahşeti savaşçılarını  dokunulmazlık altına aldı. 

Faşist sömürgeciler ve arkalarında birleşenler, bu canavarlıklar ve barbarlıklar stratejisiyle, demokratik, devrimci mücadeleyi tasfiye edeceklerini, yaratacakları şok ve dehşet sayesinde suskunluk ve teslimiyet dönemi yaşatacaklarını ummuş ve hedeflemişlerdi. 

Şok ve dehşet olmadı değil. Ama Kürt Özgürlük Hareketi, Devrimci Hareket ve demokratik güçler, bizler, faşist sömürgecilerin canavarlık ve barbarlıklarına yenilmedik.

Fedakar ve inançlı , militan ve cesur direnişlerle yanıt verdik. Mücadelemiz, öncü devrimci ve demokratik direnişlerle şok ve dehşetin buzunu kırdı. Daha geniş kitlelerin mücadeleye yeniden katılmalarının yolunu açtı.

Cizre-Sur-Nusaybin-Şırnak direnişi, barbarlığa karşı özgürlükçü mücadelenin inançlı, ısrarlı, fedakar direnişçiliğiydi. 

Kürt gerillaların kırsal alanda başlayan ve kentlerde süren askeri mücadelesi sömürgeci barbarlara karşı kararlı bir devrimci savaş. Buna HBDG’nin kuruluşu katıldı. Gerçekleştirdiği eylemlerle birleşik direnişi sürdürüyor.  Kentlerde devrimcilerin faşist militarizme karşı canbedeli direnişine cesaret veriyor. Batı‘da Erdoğan faşizmine karşı savaşmak isteyen gençlere mevzi sunuyor. 

Faşist sömürgeciliğin ordu-polis-tetikçileriyle vahşi militarizmine karşı öncü direnişçiliğin bu askeri cesaret ve meydan okuması, yeniden kitlesel direnişin önünü açtı. 

Kürdistan’da ulusal ve demokratik özgürlükçü mücadele yolunda ve etrafında Kürt halkımızın daha geniş kitleleri toplanırken, Türkiye’de kitleler yeniden yükseltilen aşırı şovenist linç atmosferini ve zehirlenmesini dağıtmaya, şok ve dehşetten çıkmaya, ayağa kalkmaya başladı. 

Newroz ve 1 Mayıs’tan başlayarak, işçi ve gençlik eylemleriyle yaygınlaşarak, “Kardeş Aile“ dayanışmasıyla , “Suruç İçin Adalet İçin” kampanyasıyla devam eden, kitlesel yeniden toparlanıp ayağa kalkmadır. Devamı yaygın ve geniş kitlelerin mücadeleye katıldığı faşist sömürgeciliği yenilgiye götürecek mücadele ve demokratik güçlerin büyümesi olacaktır. 

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun, “Suruç İçin Adalet” kampanyası, faşizme karşı kitleselleşme arayışı, mücadeleyi büyütme çabası ve cesaretidir. Benzer kitle çalışması kampanyaları 10 Ekim Ankara Katliamı ve Cizre-Sur-Nusaybin-Şırnak vahşetleri için de yürütülmeli. Çünkü faşizmin barbarlığa eklediği en etkili silahlarından bir diğeri yalanla kitleleri aldatabilmesidir. Faşizmin yalan imparatorluğu etkili kitle çalışması ve mücadelesiyle yenilgiye uğratılabilir. 

Bütün demokratik güçler mücadeleleri ve destekleriyle sosyalist gençlerin çabalarının yanında olmalı faşist elebaşılardan canavarlıklarının hesabını soracak güçleri büyütmelidirler. 

Erdoğan-generaller faşizmi, kitleleri aldatıp arkasına alırken dışta da büyük devlet şovenizminin aracı olarak Rojava’da ve Suriye’de savaş politikası yürüttü. Buradaki ölçüsüz ve kuralsız savaş barbarlığının, savaş suçlarının yönetiminde Türk faşist sömürgeci şefler var. Bu savaşta ise arkalarında ağır suçlar bırakarak yenildiler. Şimdi yenilgi sonrası, durumu kurtarmaya, uzatmaları oynamaya çalışıyorlar. Osmanlı ve İttihat-Terakki’den miras “savaşa gir ama yenilirsen de hesap verme”, rolünü oynuyorlar. 

Dışta savaşta yenilen, içte beklediği barbarca zafer yerine direniş ve yeniden ayağa kalkışı bulan Erdoğan-generaller çetesi yenilgiyi tatmaya başladı. Halklarımızın mücadelesini daha yaygınca ayağa kaldırarak, direnişin ırmağını büyüterek, faşizmi canavarlıklarının döktüğü kanda boğmalı ve suçlularından hesap sormalı. Bu yolda direniş ve mücadele büyüdükçe, Suruç ve diğer katliamlarda yitirdiğimiz canların fedakarlığının boşa gitmediği daha geniş kitlelerin bilinci haline gelecektir, gelmelidir. 


Ziya Ulusoy