Suruç... Anadolu ve Mezopotamya halklarının tarihinde bir kanlı yaprak daha!!

Onlar, Gezi’den Kobanê’ye devrimci dayanışmanın en güzel örneğini gösterdiler bizlere. Gülerek, oynayarak, kızlı-erkekli, düşlerinde sınırsız-sömürüsüz bir dünyaya olan umutlarıyla, sosyalist fikirleri ve eylemleriyle, oyuncaklarıyla gittiler Suruç’a! 

İnsanlık adına direnen Kobanê’ye orman, kreş, hastane, tiyatro, kütüphane kurmak için gittiler. 

Böyle acı bir günde bile ‘büyük devlet adamları’nın yaptıkları açıklamalar her zamanki gibi samimiyetten ve insanlıktan uzaktı. Başbakan Davutoğlu “terör örgütlerine karşı ortak deklarasyondan” söz etti. Terör örgütleri mi? Anadolu Ajansı’nın bir açıklamasında “herkesin saygı duyduğu IŞİD” diye söz eden Davutoğlu ve onun gibiler bedenleri parçalanan SGDF’li ve diğer yoldaşlarımızın örgütlerini “terör örgütü” olarak görenler değil mi? Halkların kardeşliğinden bahsedenler “terörist”, barbar katil DAİŞ’çiler “herkesin saygı duyduğu” öyle mi?!

Gerici, feodal, yobaz bir Suudi kralı için yurtdışı gezisini yarıda kesen ve üç günlük yas ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, katledilen 31 yoldaşımızı, 31 güzel insanı bu ülkenin vatandaşı saymıyor olacak ki, gayet klişe cümlelerle “terör nerden gelirse gelsin karşısındayız” gibi samimi olmayan kuru laflarla geçiştirdi. Kıbrıs gezisini yarıda kesip Suruç’a gitme nezaketini bile gösteremeyen bir padişah heveslisinden bahsediyoruz, başka ne beklenebilir ki böylelerinden?

HDP pratiğinin de gösterdiği gibi, Türkiye devrimci hareketi ve demokrasi güçlerinin Kürt Özgürlük Hareketi’yle “halkların kardeşliği” bazındaki devrimci dayanışması tuttu. Fakat ne zaman sol muhalefet güçlenirse, devlet kontra güçlerini devreye sokuyor. 12 Eylül faşist darbesine giden yolda 16 Mart, Bahçelievler, Maraş, Çorum, Fatsa ve nice katliamlar boşuna yapılmamıştı! Ve nasıl olduysa, 12 Eylül sabahı birden(!) ülkede sokak çatışmaları durmuştu! Gerçi hapishanelerde devrimcilere yapılan insanlık dışı işkenceler devam etti ama artık katliamlar “gözle görünür olmaktan” çıktı, gizli kapıların arkasına kaydı. 

Suruç Katliamı işte tam da bu pis oyunun yeni kanlı sayfası. Devrimci dayanışmamızı, siper yoldaşlığımızı parçalamak için, halkların gözünde küçük düşürmek ve halkları korkutmak için bu kez aynı oyun DAİŞ katilleri eliyle sergileniyor. 

Diyarbakır mitinginde patlatılan bombalar, Adana ve Mersin’deki bombalama olayları ve Suruç Katliamı özellikle son yıllarda Gezi’den itibaren dalga dalga kabaran devrimci uyanışı susturmak için devlet eliyle planlanarak atılan adımlardır. Tek başına iktidar olma uğruna başka katliamlardan da vazgeçmeyecek faşist AKP iktidarının tezgahlarına karşı halklarımız dikkatli olmalı. Korkmayacağız ama dikkatli olacağız!

Türkiye’nin faşist devleti DAİŞ’i besliyor, tecavüzcü katillerin yaralılarını bazı gazetelerde yayınlandığı gibi, bizzat Sümeyye Erdoğan’ın yardımı ve desteğiyle tedavi ediyor. Hastanede özel hastalar olarak bakıldıklarını BirGün, Cumhuriyet, Evrensel ve Gündem gibi gazeteler daha geçen yıl yazmışlardı zaten. 

Bu pervasız zihniyet, diğer yandan katledilen yoldaşlarımızın ölülerinden bile korkuyor. 22 Temmuz’da yayınlanan haberlere göre polis ve jandarma baskısıyla katledilen yoldaşlarımızdan Büşra Mete ve Koray Çapoğlu’nun cenazeleri Trabzon’un Of ilçesi Yanıktaş köyünde gecenin geç saatlerinde halklardan kaçırılarak defnedildi! Gerekçe? “Cenaze törenine marjinal gruplar katılabilirmiş!”

Amara Kültür Merkezi’ne kadar 20 defa polis tarafından oyuncaklarına kadar didik didik aranıyor yoldaşlarımız ama DAİŞ’li katil (katiller?) bombasıyla sallana sallana Amara Kültür Merkezi’nin içine kadar girebiliyor. Patlamadan sonra TOMA’lar yolları kapatıyor, 200 metre uzaklıktaki polis, katliam yerine anca bir saatte(!) gelebiliyor ve üstelik polis sağlık görevlilerinin katliam yerine gitmesini engelliyor!

Ardından Türkiye’nin dört bir yanında katliam ve katliamın sorumlusu AKP hükümeti protesto edilirken polis gaz sıkıyor, insanları copluyor!

Bunlar yaşanırken, kısa bir süre önce Ramazan Bayramı’nda 1000’e yakın DAİŞ sempatizanı İstanbul Ömerli’de piknik yapıp şeriat çağrıları yapabiliyor! Ne polis var, ne jandarma! Olsa da farketmez gerçi... Şimdi siz söyleyin; faşist AKP hükümeti/Türkiye devletinin DAİŞ’le işbirliği var mı, yok mu? Rojava sınırında gülerek şakalaşan Türk askerleri ve DAİŞ’lileri unutmadık. 

Suruç’da katledilen ESP/HDK’li yoldaşımız Ece Dinç, Kobanê direnişinde ölümsüzleşen Paramaz (Suphi Nejat Ağırnaslı) yoldaş için “Sınırların anlamsızlığını bir kez daha gözler önüne serdi” demişti. 

Ece ve diğer katledilen yoldaşlarımıza sözümüz olsun: halkların kardeşliğine, özgür birlikteliklerine, barış, mutluluk ve sömürüsüz geleceğe engel olan bütün anlamsız sınırları yıkacağız!

Sizlerin gülümseyişleri umutlarımızda ve mücadelemizde biz güneşin çocuklarına ışık olacak...