Fransa Gündemi


Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen üç Kürt kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in dosyasını konusunda Fransa devleti sessizliğini bozmuyor. Sürekli aile ve avukatlara incelemenin devam ettiği yönünde mesaj veren Fransa, üç-maymunu oynuyor. Kadınların öncülük ettiği protesto gösterileri ise her Çarşamba devam ediyor.
Susma oyununu devam ettiren Fransa’da geçtiğimiz hafta ise yeni bir gelişme yaşandı. Dosyayı takip eden anti-terör hakimi Jeanne Duye’nin evinin soyulduğu ve soygun sırasında aslında sadece çalınanın kişisel bilgisayarı olduğu basına yansıdı. Basında üç Kürt kadının dosyasını takip ettiğine dair bir bilgi verilmezken, bilgisayarda Duye’nin izlediği dosyalara dair verilerin olduğu belirtildi. Ne gariptir ki tıpkı Paris cinayetinin arkasındaki güçlerin sırra kadem basması gibi hırsızlar da hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu.
Fransa’nın anti-terör hakiminin evi soyuluyor. İzlediği önemli dosyaların olduğu kişisel bilgisayarı çalınıyor ve bu çok sıradan bir haber olarak basına yansıyor. Yüksek güvenlikli olarak korunan bir hakimin evine kim veya kimler bu kadar rahat girebilir sorusunu çocuklara dahi sorsanız yine hırsızın çok uzakta aranmaması gerektiğini kendi diliyle anlatır. Ama ünlü Le Figaro ve Le Monde gazeteleri işin bu yönünü görmezden geldiği gibi “dosyalar korumalı biçimde miydi” tartışması yürütüyor. Hakimin evinden bilgisayar çalabilen güçlerin korumalı bir dosyası çözecek gücü de vardır elbet demekten kaçınılıyor. Dosya üzerinde baskı oluşturma, hakime gözdağı vb anlamlarda içeren bu hırsızlık vakkası aslında Fransa’da derin devletin mevcut hükümetten ne kadar ilerde oynadığının göstergesidir. Bu nedenle dosyalarda ne vardı sorusuna takılmak yanıltıcı olur. Zaten kendi icraatları olan bir olay hakkında yeterince bilgiye sahiptirler. Bilgisayarın içinde ne düzeyde bilgi olup olmadığından öte bir anti-terör hakiminin evine uzanan elin uluslararası-kollektif bir el olduğu aşikar...
Üç Kürt kadınının 9 Ocak tarihinde katledilmesinin üzerinden 10 oy geçti. Şuana kadar sadece katil zanlısı olarak bir kişiyi tutukladılar. Arka-plana dair 10 aydır bir açıklama gelmedi. Kürt halkı 10 ay boyunca yaptığı bütün gösterilerde “adalet istiyoruz” diye haykırdı. Bu çerçevede bugüne kadar binlerce kartpostal İçişleri, Adalet Bakanlığı ve Başbakanlığa gönderildi. Kürt kurumları sayısız kez ilgili mercilerden randevu talebinde bulundu. Bu talepler kibarca reddedildi. Her Çarşamba çoğunluğu kadın olmak üzere Avrupa’nın birçok kentinde yüzlerce Kürdistanlı sokağa indi. Kürdistanlı; tabut taşıdı, kefen giydi, balon uçurdu, bildiri dağıttı, siyaha büründü, tiyatro gösterileri gerçekleştirdi... Sayısız eylem biçimini sokağa taşıyan ve yanıt alamayan Kürdistanlılar geçtiğimiz haftadan itibaren sloganlarını değiştirdi; artık “adalet istiyoruz” yerine “suskunluğunuz ortaklığınızdan mı” deniliyor.
“Suskunluğunuz ortaklığınızdan mı” sorusunu soran Kürdistanlıların bu tavrını günlük olarak besleyen nedenler var. Son bir haftadır yaşanan gelişmelere bakıldığında bu sorunun ne kadar haklı ve yerinde olduğu görünüyor. Örneğin 20 Eylül tarihinde aile avukatlarının “olay öncesi Ömer Güney adlı zanlı için Fransız idari makamları tarafından bir izleme olup olmadığına dair inceleme” başvuruları reddedildi. Ret gerekçesi ise katliamı aydınlatma çabasının olmadığını çok net ortaya koyuyor: “söz konusu talebin olayla bir bağlantısı yoktur.” Bu traji-komik cevap Fransa’nın bu olayı aydınlatmayacağının belgesidir.
Bu katliamın aydınlatılmasını isteyen güçlerin tek güvencesi kendi mücadelesi ve eylemi olduğu başından beri açıktı. Kendi hakiminin evine giren “hırsızını” bulamayan bir devletin Kürtlerin katilini açığa çıkarması beklenemez elbet. Kürtler kendi eylem gücü, mücadele dinamiği ve güç olmasıyla ancak bu olayı aydınlatabilir. Bu konuda mevcut devletlerin tavrı tıpkı Hrant Dink davasında olduğu gibi oldu bugüne kadar. Belki de iktidar ve çıkar çatışmaları esnasında kırıntı düzeyinde bilgiyi yıllar sonra açıklayacaklar. Bu nedenle Kürtler kendi özgüçleriyle yaratacakları aydınlıklarını büyütmeliler. Eylem, eylem, bitmek bilmeyen sorularımızı daha yüksek ve güçlü bir sesle haykırmak...