"İnsan savaşın ne olduğunu,
ancak bittiği zaman anlar." (H. N. Brailsford)


Acılar devam ederken ve umursamaz bir siyaset oyalayıcı bir tutumda hüküm verirken, direnmenin yenilenmesi kaçınılmaz bir süreç olarak yeniden karşımıza dikilir. Özünde hiçbir topluluk savaşı tercih eden bir yaklaşımın sahibi değildir. Çünkü savaş, bir çıkmazın karşısında, direnç göstererek var olmanın zorunluluğudur. Kobanê halkı varlık göstererek, savaşı bu irade ile zaten kazanmış oluyor. 'Savaş önce zihinde kazanılır’ der Jean D'arc. Rojava halkı, bu savaşı, bu insanlık savaşını iradelerinde, yüreklerinde kazanmış oluyor zaten. İşte bu yüzden, insanlık değerlerini evrenselleştiren bir topluluğa karşı, insanlık değerlerini çiğneyen bir toplulukla karşılık vermek istiyorlar. Bu tablo karşısında net olan şey, kazananın insanlık olacağı belidir.
                                      ***
Savaşı tercih eden bir halk olmadığını bildiğimiz Kürtler, tarihleri boyunca hep savaşa maruz kalmıştır. Her savaş haklı bir savaş olarak karşımıza çıkmaz ama Kürtlerin savaşı hep haklı bir savunma gereksinimi olarak cereyan etmiştir. Sürekli tehdit altında yaşayan bir halk gerçekliği savaşa yatkın bir halk gerçekliği yaratır. İşte bu gerçekliğin duvarına toslayan el verilmiş yeni bir düşmanla karşı karşıyayız. DAİŞ ölümüne savaşırken, ölümüne direnen Kürtleri tanımış olmalı... Bu şuursuz, bu dengesiz sürü, bu kadar inatçı bir yol haritası çizmişse kendine, arkasında onu besleyen güçlerin, tarihsel bir hesap yaptığı apaçık karşımıza çıkar.
                                        ***
Dengesizlik bir hastalıktır. Birileri durup dururken dengesiz, idraksız olmaz. Bunun bir altyapısı olmalı! Nasıl hazırlandı, nasıl güçlendi, nasıl gözü dönmüş bir topluluk olarak, insanlık adına mücadele etmiş ve eden bir topluluğa karşı acımasız olur? Kürtler, işgalci bir halk değildir. Toprakları işgal edilmiş bir halktır. Dört parçaya bölünmüş bir ülkeden söz ediyoruz. Paramparça olmuş bir topluluğun, kendine gelişine de tanığız... İşte bu toparlanmanın bedeli, DAİŞ ile statükonun devamını sağlamaktır. Bu şuursuz çete, el alarak, aslında özgürlük kazanımlarını dağıtmak için Türkiye, İran, Irak ve Suriye adına savaşmaktadır. Hiç kimsenin hayal edemeyeceği kadar, organize, hazırlanmış bir planın sonucu olarak Özgürlük Hareketini Rojava’da bitirme oyunudur. Bir çeşit komplo oyunlarıyla, yeni bir strateji, yeni bir taktiktir. Yani, bir de böyle deneyelim demektir.
                                 ***
Mevcut Türk hükümeti, oldukça sinsi bir siyaset yürüterek, yeni savaş taktikleri denemesinden kaçınmıyor. Çok farklı argümanlar ortaya atan, kirlenmekten korkmayan siyaset mekanizması geliştiren ve buna önce kendini inandıran ve sonra diğer katmanları inandırmaya çalışan bir politikanın sahibidir. 'Süreç’ sözcüğünü ağzından düşürmeyerek, 'barış’ olsun diyen Kürtleri de öldürmekten kaçınmıyor. Her siyaset kendi sonunu da beraberinde getirir ama bu hükümet sonsuza kadar iktidarda kalacakmış gibi, DAİŞ kadar şuursuz davranıyorsa, korktuğu bir şeyler vardır. Bu yüzden, iktidara dört elle sarılmış bırakmak istemiyor. İşte tam da burada, bu iktidarın düşmesi kaçınılmaz bir süreç olarak ele alınmalı ve gelenekleştirdiğimiz 'artık yeter’ iradesi kendini yenilemelidir.
                                 ***
Öyle görünüyor ki, bu irade boy vermeye başladı. Kobanê bunun doruk noktasıdır. Tüm Kürdistan’da ve dünyada ayaklanan Kürtler, bu maskeyi düşürdü. 'Süreç’ diyerek, kendi öz haklarını savunmaya alan bir halkın evlatlarını öldürmekten kaçınmıyor. Kobanê’den farksız bir terör estiriyor. Müzakere yürütmeye çalıştığı PKK’yi DAİŞ’le aynı karede görüyor. Bu şuursuz söylemler, bir oyunun artık açıktan oynanması demektir. Maskesi düşen siyasetçinin çıkmaz bir yolda bocalaması, oyunun sonunu işaret ediyor. İnsan ne kadar yalan söyleyebilir ki? Ne kadar inanır insan? Nereye kadar dayanır irade? Kobanê düşmemiştir. Maske düşmüştür. Ve o maske şimdi bir yerlerde gizlenmenin telaşında kafasını kaşıyor. Ve de Kürdistan özgürlüğe yanıyor.