Gazeteci ve yönetmen Metin Yoksun’un çekimlerini tamamladığı, MA’nın da yapımcılığını üstlendiği "Siya Avê" belgeseli, köyleri sular altında kalan iki kadının ağıdını konu alıyor.

DÎLAN KARACADAĞ

Göz göre göre 12 bin yıllık tarih ve kültürel zenginlik geçmişine sahip Hasankeyf’in yok edilişine şahit oluyoruz. Hasankeyf, çok kısa bir süre içinde Ilısu Barajı ile sular altında bırakılacak. Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi'nden Ercan Ayboğa’ya göre, planlanan hacmin dörtte biri doldu ve planlanan göl yüzeyinin 3’te 1’i oluştu. Yani su tutma işlemi büyük ihtimal – eğer devam ederse – 2020 yılın sonunda tamamlanacak. Dolayısıyla 2021’den yeni nesil için Hasankeyf, iyimser düşünürsek, tarih kitaplarından ibaret kalacak.

Baraj kapaklarının kapatıldığı Temmuz ayından bu yana en az 35 köy sular altında bırakıldı. Hasankeyf’te sular altında kalacak köylerden biri Ewtê köyü. “Siya Avê” belgeseli, Ewtê’de büyüyen iki kadının hikayesini konu ediyor. Yapımını Mezopotamya Ajansı’nın (MA) üstlendiği, yönetmenliğini ise gazeteci Metin Yoksu’nun yaptığı belgeselin çekimleri Ağustos 2019’da başladı ve yaklaşık 3 ay sürdü. Geçtiğimiz ay ise fragmanı yayınlandı. “Kürt coğrafyasını anlatırken Kürtçe dışında başka bir dile başvuramazdık” diyen Yoksu, 3 dilde altyazının olacağını belirtti.

Gazeteci ve yönetmen Metin Yoksu ile “Siya Avê” belgeselinin hikayesi olan iki kadının yaşadıkları üzerinden Amed Surları’ndan Hasankeyf’e, Hasankeyf’ten Ewtê Köyü’ne ve Ilusu Baraj bendine uzanan çekimleri ve belgeselin sorguladıkları üzerine konuştuk.

“Siya Avê” belgeseli nasıl ortaya çıktı?

"Siya Avê" Belgeseli barajın su tutmaya başlaması ile birlikte Botan ve Dicle Nehri'nin buluşma noktasına yaklaşık 3-4 kilometre mesafede bulunan Ewtê köyüne suların yaklaşması üzerine çocukluklarını köyde geçiren Habibe Saçık ile annem Firyaz Yoksu'nun ayrı ayrı zamanlarda köylerinin sular altında kalacağını öğrenmeleri ile köyleri üzerine birer ağıt yakıyorlar. Annem köyünün üzerine söylediği ağıdı telefonuna kaydedip bana yolladı dinlemem için. Aradan geçen bir kaç günün ardından Saçık'ın söylediği ağıt da elime ulaştı. Ardından ise annem köyünü suya gömülmeden önce son bir kez görmek istediğini belirtti. İşte "Siya Avê"nin yolculuğu böylece başladı. Bu süreçte beni motive eden tek şey buydu.

Hiçbir zaman belgesel çekmek gibi bir niyetim yoktu. Eğer olsaydı daha uzun vadeli çekimler yapabilirdim. Fakat bu hikaye, kendisini çekmem için beni çok zorladı. Bu belgesel ile Hasankeyf, Dicle ve Botan Vadisi'ni yaşatma mücadelesini sürdürmek istemem benim en önemli motive kaynağım oldu.   

Ewtê annemin köyü. Burayı çocukluğumdan biliyorum. Fakat burada yaşanan hikayeleri bilmiyordum. Köye gide gele içindeki hikayeleri öğrenmeye başladım. Tabi kadınların köy üzerine söylediği ağıtları elbetteki bilerek köye gidip çekimleri yaptım...

Belgeselde neler, kimlerin hikayesi var?

Belgeselde öncelikle annem Firyaz Yoksu'nun ve onun çocukluk arkadaşı oyun arkadaşı Habibe Saçık'ın hikayesi, onlar ile birlikte köyde yaşayan üç kişinin daha hikayesi bulunuyor. Bunların yanı sıra iki kadının anıları üzerinden 1990'lı dönemin zorlu süreci, köy boşaltmaları ve bugün köyler boşaltıldığında nasıl bir tablonun çıkacağı 1990'lı yılların anıları üzerinden anlatılıyor diyebiliriz.

Yaklaşık 2 yıldır sayısız Hasankeyf, Dicle Vadisi ve Botan Vadisi'nin barajdan nasıl etkileneceği üzerine haberler yaptık. Mezopotamya Ajansı olarak her zaman görünmeyi göstermeye gayret ettik. Haber müdürlerim bir hafta Hasankeyf ile ilgili haber göndermediğimde nedenini soruyorlar. Deyim yerindeyse Dicle ile Botan Vadisi ve Hasankeyf'in her taşının altında olup biteni haberleştirmemi istiyorlardı. Bunun temel nedeni 12 bin yıllık tarihin yok edilecek olması ve yaşanacak ekolojik yıkımın sesinin duyurma gayretiydi. Ajansın yaptığı haberler nedeni ile Hasankeyf mücadelesini yürütenlere de bir katkı sağlıyor ve kimi zaman mücadeleye yolda gösteriyordu. Lakin bu iki yıl boyunca kimileri gibi Hasankeyf'e bir proje gözü ile bakmadık. Bu 2 yıl boyunca asla bir film çekelim elimizde kalsın gözüyle bakmadık. Bizim esas amacımız buraların sesini duyurmak, gidilmeyen yerin sesini duyurmaktı. Nitekim kısmi anlamda amacımıza ulaşsak da halen Hasankeyf'in kurtaramadık. İşte bu süreçte bir hikaye bizim önümüze geldi ve bunu çekmezsek olmazdı. Bu ağıtların haberini de yapabilirdik gündem de yaratabilirdik lakin daha kalıcı bir şey olmasını istediğimiz için bunu belge filme alarak bu barajın gerçek yapılma hikayesini anlatmak istedik...

Hasankeyf'te mücadele hangi yönde ilerlemesi gerek bu saatten sonra?

Hasankeyf sulara gömülmeye başlamış olsa dahi mücadele sona ermemeli çünkü mücadelenin azaldığı bir dönemde Hasankeyf tarihinin en büyük yıkımı yaşandı. Bu yüzden geri adım atılmamalı aksine mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerek. Ve bu saatten sonra ana slogan baraj kapaklarının açılarak Dicle ve Botan nehirlerinin özgürce akması istenmeli...

Belgeseli çekerken ne gibi sıkıntılarla karşı karşıya geldiniz? Sizi en çok ne zorladı?

En büyük sıkıntı elbette ki teknik ekipmanlar oldu. Her gün ajansımıza haber yaptığımız kameralar, mikrofonlar ve tripotlar ile çekimleri gerçekleştirdik. Kimi zaman kameraların girmesinin en zor olduğu alanlarda biz yeri geldi drone çekimleri yaptık. Gazetecilik yaparken zorlanırken bir de üstüne film çekimleri yapmak daha zorluydu. Bir hakikati anlatmanın zorlukları neyse aslında bu belgesel çekimlerinde de yaşadığımız temel sıkıntılar onların olduğunu düşünüyorum.

Çekim esnasında sizi en çok ne etkiledi?

İki yıl boyunca sayısız hikaye duydum, gördüm ve şahit oldum. Hasankeyf'ten Dicle Vadisi'ne oradan Botan Vadisi'ne kadar. Buralar Kürdistan'ın en güzel yerlerinden sadece birkaçı. Ama yüz ölçümü olarak baktığımızda neredeyse Kuzey Kürdistan'ın üçte birinden bahsediyoruz. Gözlerimin önünde atalarımın mezarları açıldı. Gözlerimin önünde halkımın tarihi yağmalandı. Gözlerimin önünde Kürdistan'ın en güzel nehirleri yok edildi. Gözlerimin önünde Kürdistan'ın en güzel ağaçları sular altında bırakıldı. Kimi zaman rüyalarıma dahi girdi bu yağmalar. Vatanımız elimizden parça parça koparıldı. "Nuh tufanı ve Moğol İstilasını" aynı anda görmek kadar derinden sarsıcı bir şey olamaz ve maalesef bunların hepsine şahitlik etmek zorunda kaldım.

Belgeseli çekerken dikkat ettiğin hususlar neydi?

Dikkat ettiğim temel husus sadece gördüğümü kayda almak. Olaya müdahale etmeden ve yönlendirmeden. Bunu söylememin nedeni özellikle son dönemde gözlerim ile şahit olduğum kimi belgeselciler Hasankeyf'i çekerken gördüklerini değil kafalarında geçenleri kayda aldılar ve bu çok tehlikeli bir durumdur.

Bunu biraz açar mısın?

Çoğu "belgeselci" son dönemde Hasankeyf'te bir proje çıkarmak için buralara gelip ya fotoğraf çekti ya da video kaydı yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Gördüklerimden bir çoğu da çekimler sırasında kafaların da bir kurgu yapıyor ve onu çekiyor. Ve meseleye bir proje gözü ile bakıyorlar. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki Hasankeyf'i yok eden kurumlar ve kişilerle çalışıp onlara teşekkür etmeleri yetmezmiş gibi yaptıkları işi de "Hasankeyf mücadelesinin" bir parçası demekten de geri kalmıyor.

Daha da tehlikeli olan ise kimisi de aç kurt misali, “hele komple su altında kalsın da o zaman bir proje daha yapalım” diyorlar! Oysa tarihin ve doğanın bir projeye değil mücadeleye ihtiyacı var.

İzleyen oldu mu? Olduysa tepkiler, eleştiriler ne oldu?

Belgeseli evet kimi tepkileri merak ettiğim için öncelikle hikayenin ana kahramanları Annem Firyaz ile onun arkadaşı Habibe Saçık'a izlettim. Onun dışında ise fikirlerine güvendiğim birkaç arkadaşım izledi. Filmin daha iyi olması açısından eleştiri yağmuruna tuttular ki; iyi ki de öyle yaptılar.

Film ekibiniz kimlerden oluşuyor?

Kolektif bir emeğin sonucu ortaya çıktı. Kamerada Akif Özalp, Kurgu Montaj'da geceler boyunca Erhan Karaman filmin danışmanı ise çektiği Hasankeyf belgeseli ile Hasankeyf mücadelesini yeniden  başlamasını da sağlayan Ali Ergül oldu. Onun dışında ismini sayamadığım birçok kişi belgeselin ortaya çıkması için emeklerini ortaya koydu.

İlk gösterim ne zaman?

İlk gösterim 16 Şubat'ta Batman Belediyesi'ne bağlı Ahmet Güneştekin Kültür Merkezi'nde saat 19.00'da olacak.

Yurtdışı gösterimler olacak mı?

Avrupa gösterimlerini elbette düşünüyoruz. Daha doğrusu önceliğimiz Kürt kentlerinde göstermek. Rojava'dan Hewlêr'e kadar her yerde göstermek istiyoruz. Özellikle Güney Kürdistan'da davetlerin gelmesi bizi çok mutlu edecektir. Nedeni de şu bu baraj sadece Kuzeyli Kürtleri değil tüm Kürdistan'da yaşayan Kürtlerin yaşamını etkilemektedir. Yaptığım haberler nedeni ile yargılandığım davalarda yurt dışı yasağı konulmasına rağmen belgeselin gösterimlerini yapmak istiyoruz. Ben gösterimlere katılamazsam da bu barajın yapılmasının gerçek nedenini tüm dünyaya duyurmak istiyoruz.

Metin Yoksu kimdir?

1987 yılında Siirt'in Kurtalan ilçesine bağlı Bêlek Köyünde dünyaya geldi. 1990 yıllarda yaşanan köy boşaltmaları nedeni ile ailesi ile birlikte Adana'ya ailesi ile birlikte göç etti. Afyon Sandıklı Meslek Yüksek Okulu'nda Turizm Bölümünü okusada mezun olması ile birlikte turizm ve gazetecilik mesleğini bir arada yaptı. Yeni Dünya İçin Çağrı, Yeni İşçi Dünyası, Güney Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi sorumlu yazı işleri görevlerinde bulundu. Uzun yıllar serbest gazetecilik yapmasının ardından ise 2015 yılında turizm mesleğine son vererek sadece gazetecilik yaptı. KHK ile kapatılan DİHA ve Dihaber ajanslarında çalışırken son olarak ise Mezopotamya Ajansı'nın İstanbul muhabirliğinin ardından Batman'a yerleşerek ajansın Siirt ve Batman muhabiri olarak çalışmasını sürdürüyor. Yaptığı haberler nedeniyle hakkında açılan iki ayrı davadan yargılanıyor.

  [gallery ids="229601,229600,229599,229598,229597,229596,229595,229594,229593,229592,229591,229589,229588,229587,229586,229585,229583"]