12-17 Nisan 2015 tarihleri arası Güney Kore’de 7. Dünya Su Forumu (DSF) düzenlendi. Uluslararası Su şirketleri tarafından dikte edilen Dünya Su Konseyi (DSK) tarafından düzenlenen DSF, bir daha su hizmet ve su varlıkların pazarlandığı bir pazara dönüştü. 

Bazılarınız hatırlayabilir, üç yılda bir düzenlenen DSF, 2009 yılında İstanbul’da organize edilmişti. Bizim Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin de bulunduğu “Suyuma Dokunma Kampanyası” ve başkaları alternatif ve karşı etkinlikler düzenlemişti; bunlar devletin büyük baskısıyla karşılaşmıştı.

Güney Kore’nin Daegu ve Gyoengju kentlerinde düzenlenen 7. DSF önceki yıllarda olduğu gibi katılım boyutuyla uluslararası düzeyde çok fazla ilgi çekmemesine rağmen, şirketler ve neoliberal bir ajandayı takip eden kamu ve uluslararası kuruluşlar tarafından ciddiye alındı. Bunların arasında sosyal ve ekolojik açıdan facia bir su politikasına sahip TC hükümetine bağlı Devlet Su İşleri (DSİ) de çok aktif bir şekilde yer aldı. Büyük bir stand ve büyük bir ekip ile DSF’de en ön planda olan DSİ’nin etkisiyle Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) de çok sayıda belediye başkanı ile Su ve Kanalizasyon İdare müdürlerini Güney Kore’ye getirtti. 

‘Su bizim geleceğimiz’ sloganı adı altında düzenlenen DSF’ye Güney Kore devleti çok sahip çıktı, ülkesinin hemen her kentine forumun düzenlendiğine dair pankartlar ve afişler astı ve Korelilerin katılması için ‘teşvik’ etti. Kendi ülkesini ‘en güzel yönüyle tanıtma’ fırsatını da değerlendirmek isteyen Güne Kore devleti birçok açıdan TC’ye benzemekte. İkisi de uzun süre resmen askeri vesayet altında kaldı, halen çok az demokrasili otoriter siyasal sistemlere sahipler, milliyetçiliğe başvurmaktalar, azgın bir neoliberal ekonomik sistem geliştirmekteler ve Batı devletleri karşısında kompleksler dolu bir siyasi oligarşiye sahipler. 

Bunları aklımızın bir ucunda tutarsak Güney Kore’nin DSİ’si olan kamu kuruluşu ‘K-Water’, suyun ticarileşmesini yıllardır geliştirmekte, bu çerçevede ülkenin her yerine çok sayıda baraj gibi yıkıcı su yapıları kurmakta ve belediyeleri suya bir meta olarak bakmasını zorlamakta. Suya yeterli ve kaliteli miktarda erişimin bir temel insan/yaşam hakkı olduğu kabul edilmemekte ve bunun yerine suya erişimin bir ‘ihtiyaç’ olduğunu dile getirmekte. İhtiyaç tanımından suyun özeller tarafından ‘yönetilmesinin’ daha etkili olacağını iddia etmekte.

13 ve 14 Nisan’da Güney Kore’nin iki büyük sendikal konfederasyondan biri olan KCTU Daegu kentinde bir ‘Alternatif Su Forumu’ (ASF) düzenledi. Sivil toplumun ve sosyal hareketlerin zayıf olduğunu ve bugüne kadar su konusu çok tartışılmadığını da dikkate alırsak, böyle bir şeyin ortaya çıkması olumlu. Özellikle Japonya’dan katılımın olduğu bu foruma değişik ülkelerden su aktivistleri katıldı. Belki ASF DSF’de pek duyulmadı, ama Doğu Asya’da suyun özelleştirilmesi ve su varlıkların yok edilmesine karşı bilincin artmasına önemli bir katkı oldu. ASF’de Kore’li aktivistlerin duruşu bunu gösterdi. 

Böyle bir duruş da gerekli çünkü ASF’de duyduklarımız korkutucuydu: DSF’nin ana sponsorlarından biri olan K-Water, yakında özelleştirilmesi beklenmekte. Suyun daha pahalıya (ve muhtemelen daha az kaliteye) halka satılmasını hızlandırabilecek bir gelişme. Çünkü belediyelere ülke genelinde içme suyu veren yapı K-Water’dır. Buna ek olarak TC’de olduğu gibi bazı akarsuların da şirketlere satılması da söz konusu. Bu gibi tehlikelere karşı ASF’de güçlü bir Daegu Su Deklarasyonu yayınlandı. Linki: http://www.canadians.org/blog/daegu-human-right-water-declaration 

Bir taraftan sivil toplum tüm bu tehlikelere karşı tepkisini örgütlemeye çalışırken, DSF’de önceki yıllarda olduğu gibi WWF (World Wide Fund) gibi bazı STK’lar suyun pazarlanmasında şirketlerle işbirliklerini sürdürdürler. Doğanın insana binyıllardır verdiklerini nasıl parasal olarak ifade edebilirim diye çabalayan WWF, yıllardır sermaye tarafından finanse edilmekte.

DSK düzenlediği 7. DSF ile dünyada ve özellikle bir ülkede suyun özelleştirilme fikrini yaymaya çalıştı. Sayısal olarak 20 bin katılımcı ile ciddi bir sayı katılmış olsa da, DSF’de yürütülen tartışmalarda pek yeni bir şey yoktu, daha önce söylenenlerin tekrarı veya farklı şekillerde kamuoyuna sunulması söz konusuydu.