Ulus-devlet ideolojisinin dayanaklarından olan tekelci kapitalizmin, bu ülkeyi nasıl büyüttüğü (!) ortada! İktidara gelmelerinden bu yana, er fırsatta nasıl büyüdüklerinden, ekonomik olarak nasıl kalkındıklarından dem vuran AKP’li yetkililer, aslında gerçekte yaşananı gölgelemek adına verileri eksik veya çarpıtarak sunmaktalar. Örneğin, iktidara geldikleri 2002 yılında dünyada en büyük ekonomiye sahip olan ülkeler sıralamasında 26. iken 2012’de 17. sıraya yükseldiklerini iftiharla bilumum konuşmalarında belirten AKP’liler şunu atlamaktalar: Dünyada gayrisafi yurt içi hasılası sıralamasında Türkiye’nin kaçıncı olduğundan ziyade iş güvenliği ve iş "kazaları" açısından Türkiye’nin kaçıncı olduğunun açıklanması gerekir.
Zira, bir ülkenin gayrisafi hasılasının büyük olması ile o ülkede yaşayan insanların ortalama gelir-refah seviyesinin yüksek olması arasında sadece dolaylı bir bağ söz konusudur. Bu büyüklükte nüfus artışı gibi birçok etken de gözönüne alınır. O nedenle tekeci kapitalist devlet anlayışı, eğitim ve sağlık göstergelerini es geçtiği için, kişi başına gelir meselesini esas almaz. Unutmayalım ki, her fırsatta "ekonomi şu kadar gelişti, şimdiki hedefimiz 2023" diyen AKP iktidarında insani gelişmişlik sıralamasında her yıl geriye gitmektedir. Nasıl mı?
İş cinayetlerinde yaşamını yitiren emekçi sayısına bakıldığında Türkiye dünyada sadece Cezayir ve El Salvador’dan ileride! Yani dünya üçüncüsü. Avrupa Birliği istatistiklerine göre de AB ortalamasının 7 katı ve dolayısıyla Avrupa ülkelerinde iş kazalarında birinci! Kayıtdışı çalışmaları, sigortasız ve güvencesiz çalışmaları, kayıtsız çocuk işçi çalıştırmayı eklersek eminim dünyada da 1. sıraya yükselir!!

Soma unutuldu mu?

Merkezine insanı, toplumu; bireysel ve toplumsal hakları değil; devleti ve aşırı karı alan AKP’nin klasik devlet anlayışının sonucu bugüne kadar yüzlerce Soma yaşandı. İşveren merkezli kar hırsına kurban edildi gencecik bedenler, yoksullar, çocuklar. Zonguldak’daki maden göçüklerine "işin fıtratındandır" dendi; başka maden ölümlerine ise "güzel öldüler" denebildi! Soma’dan önce ve Soma’dan sonra değişen hiçbirşey olmadı; sermaye sahiplerine dokunulmadı; "hayırsever" işadamları "AK"landı; ya gariban bir maden mühendisi ya da bir teknisyene atfedildi yaşanan tüm sorumsuzluklar, alınmayan tedbirler, kısası "geliyorum" diyen katliamlar.
Bir iş "kazasıyla" 301 emekçinin ölmesi kaza falan değil düpedüz katliamdır. Her yıl en az 1.500 insanın iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir ülkeden bahsediyoruz; yetkililerin deyimiyle ekonominin büyüdüğü bir ülkeden değil. Sadece 2014’de 400’ü aşkın insan maden işkolundaki ihmallerden dolayı yaşamını yitirdi. Son olarak Ermenek’deki madende 18 emekçinin sular altında kalmasının üzerinden 5 gün geçti; cesetlerine dahi ulaşılmadı. Gün yok ki inşaattan düşen bir işçi ölmesin, sigortasız ev emekçisi bir kadın camdan düşmesin, madende göçük olmasın, mevsimlik tarım işçileri yollarda can vermesin, … İşte bunlar "hızlı büyümenin" değil;  "savaş ekonomisinin" kurbanlarıdır.

Özen Kızılırmak’a açık sorular

Geçtiğimiz günlerde, AKP Kadın Kolları İzmir İl Başkanı Özen Kızılırmak, evlenecek çiftlerin imam nikahı ve resmi nikah törenlerinin camide yapılması için Diyanet İşleri Başkanlığı'na proje sunacaklarını söyledi. Ben de şunları sormak isterim:
Günde en az beş kadının eşi, eski eşi, birlikte olma teklifini reddettiği erkek, babası, kardeşi, kayınpederi, vs tarafından öldürüldüğü bir ülkede, iki nikahın da camide kıyılması, kadın cinayetlerine nasıl bir etkide bulunacaktır?
Koruma kararlarına rağmen, hayatını kurtaramadığımız kadın sayısının vahameti karşısında nasıl tedbirler almayı düşünüyorsunuz?
İmam nikahı adı altında çocuk yaşta 2.,3. hatta 4. eş olarak kurban edilen çocuk gelinler uygulamasına nasıl son vereceksiniz?
İmam nikahı adı altında berdel verilen kadınların intiharları veya savcılıklara yansıyan şüpheli ölüm dosyalarının sayısı kaçtır?