Türkiye’de her türlü baskının pervasızca uygulandığı dönemlerde ayakta kalmayı başaran Belge Yayınları 40 yıldır düşünce özgürlüğü için tabulara karşı mücadele veren bir yayınevi. Ragıp Zarakolu, Belge Yayınları’nın 40 yıllını anlattı.

 

ŞAHİN BOZLAR / FRANKFURT

Ragıp ve Ayşe Nur Zarakolu tarafından 1977 yılında kurulan Belge Yayınları, bugüne kadar 24 ödül aldı. 2002 yılında kaybettiğimiz Ayşe Nur Zarakolu, 1995’te Türkiye Yayıncılar Birliği ”Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”nün, 1998’de Frankfurt Kitap Fuarı’nda ilk kez verilen Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin ”Düşünce Özgürlüğü Ödülü” sahibi oldu. Yayıncı Ragıp Zarakolu ise 2008’de Uluslararası Yayıncılar Birliği IPA ”Yayınlama Özgürlüğü” ödülü aldı.

Türkiye’de her türlü baskının pervasızca uygulandığı dönemlerde ayakta kalmayı başaran Belge Yayınları 40 yıldır düşünce özgürlüğü için tabulara karşı mücadele veren bir yayınevi. Ağırlıklı politika, ekonomi, felsefe ve insan hakları ile ilgili kitaplar yayınlayan Belge Yayınları’nın serüvenini, bugünlere nasıl geldiğini ve motivasyonunu Ragıp Zarakolu’yla konuştuk.

Yasak kitaplar ve sürgündeki yazarlar!

Yayınevi, bu yıl 70. gerçekleştirilen Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’de yasaklanan kitapların tanıtımını yaptı. Frankfurt’ta bir araya geldiğimiz Zarakolu’yla sohbetimize fuardaki ”Free Word/Özgür Kelime” sergiyle başladık. Zarakolu konuşurken, Belge’nin 40 yılını anlattı, biz de not ettik…

”Yayıncılık sadece bir iş değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesini sağlayan etik, ahlaki misyonu olan bir meslek. Maalesef Türkiye’de yazarlar, yayıncılar, gazeteciler sürekli olarak cumhuriyet tarihi boyunca baskı altında tutuldu. Ve biz Türkiye’de ‘yasak kitabın tarihi’ diye bir sergi hazırladık. Serginin adı; ‘Free Word/Özgür Kelime’. Ve burada Türkiye’de yasaklanan kitapların tanıtımını yaptık ve hangi konuların Türkiye’de tabu olduğunu sergiledik. Bunun örnek kitaplarını koyduk. Aynı zamanda bir bölümde de sürgünde olan yazarlara yer verdik. Son iki posterdeyse, aktüel olan son birkaç yılın yasaklanan gazetelerine, yayın organlarına yer verdik. Bunun için bu yılki sergide Özgürlükçü Demokrasiye ilişkin, ETHA ajansına ilişkin, yine yazar Mukaddes Çelik’e ilişkin görüntüler ve bilgiler yer aldı. Geçen yılki güncelleme için ise Cumhuriyet Gazetesi’nin tutuklanan mensupları, aynı zamanda Özgür Gündem davası, Evrensel yayıncılık, Hayat Tv ve diğer yasaklara yer verdik.

’40 yıldır çizgisini sürdürüyor’

Belge Uluslararası Yayıncılık 40 yıldır –şu anda 41 olmuş vaziyette- düşünce özgürlüğü için tabulara karşı mücadele veren bir yayınevi. Dünyada önemli bir saygınlığı var. Bu fark ediliyor. Çok ağır koşullara karşın bu çizgisini devam ettirdi. Şu dönemde de onur duyuyorum ki, Belge Yayınları ‘OHAL’de Hayat’ diye yeni bir kitap yayınladı. Bu kitapta Kanun Hükmünde Kararnamelerle işinden olan insanların tanıklıkları yer alıyor. Bunların içinde öğretmeninden profesörüne, hemşiresinden doktoruna, asistanına hatta hakimine kadar insanlar var. Devletin hayatlarını altüst ettiği insanların tanıklıkları yer alıyor. Ya da sürgüne giden akademisyenlerin tanıklıkları yer alıyor.

‘Tabular tartışılmaya açıldı’

Belge Yayınları misyonunu 12 Eylül koşulları altında bile kestirmeden devam ettirdi. 50’nin üstünde kitabından dolayı yasaklamalarla ve yargılamalarla karşılaştı. Ama bu mücadelenin de bir anlamı var. Belge’nin izlediği bu yayın politikası ile bir çeşit sivil itaatsizlik eylemi olarak tabu konuların Türkiye’de  tartışılmasının önü açıldı.

Örneğin; yine OHAL’in, KHK’lerin yaşandığı 1990 yılında Belge Yayınları ilk defa Kürt tabusuna ilişkin yayın yayımladı ki, neredeyse K harfinin yasak olduğu bir dönemdi. 1993 yılında ise Ermeni tabusuna ilişkin ilk kitabını yayınladı. 1996 yılında Pontus tabusuna ilişkin ilk yayınını yaptı.

Sıkıyönetim mahkemeleri yargıladı

Ama Belge daha önce 1980 darbesi sonrasında sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı. 1982 yılında Türkiye’deki bütün solun kıyımdan geçirildiği bir dönemde, Türkiye solunun tarihini anlatan Mete Tunçay hocanın belgesel kitabını yayınladı. Bundan dolayı hem Ayşenur Zarakolu hem Mete Tunçay sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandılar.

Yine 1982 yılında Türkiye’de çok önemli bir Yunan tabusu da var. Dido Sotiriyu’nun ‘Benden selam söyle Anadolu’ya’ kitabını yayınladığı için çevirmen Atilla Tokatlı ve Ayşenur Zarakolu yasal tahkikatlarla karşı karşıya kaldı. Ama bunların bir anlamda sonucu da oldu. 1982 yılında sıkıyönetimde yargılanan Maria Yordanido, 1988 Frankfurt Kitap Fuarı’nın onur konuğuydu. Adeta bir azize gibi karşılandı. Binlerce insan geldi.

94’te yayınevi bombalandı

Örneğin Kürt tabusundan daha güçlü olan Ermeni tabusu konusunda 93’te kitap yayınladığımızda, çok ağır baskılarla karşılaştık. 94 yılında yayınevimiz bombalandı. Bir süre sonra en azından aydınlar arasında, bilinçli insanlar arasında, muhalifler arasında Ermeni tabusunu kırmayı başardık. Bugün artık Kürt sorunu konusu olsun, Ermeni tabusu olsun konuşmak, aydın olmanın ölçüsü haline gelmiş vaziyette. Biz 90 yılında Kürt sorununu, Kürt gerçekliğini dile getirdiğimiz de yapayalnızdık. 1993 yılında Ermeni gerçekliğini dile getirdiğimizde yapayalnızdık. Ama artık yalnız değiliz. Yani Belge yayınları bir çeşit koçbaşı işlevi gördü, konulan engellere karşı.

’Sivil itaatsizlik yaygınlaştı’

Ondan sonra örneğin 91 yılında İsmail Beşikçi’nin kitaplarından dolayı davalar açıldı. 1991 yılında yasa değişti, 141-142. maddeler kalktı ve beraatla sonuçlandı bu davalar. Ve birçok Kürt yayınevinin kurulabilmesi mümkün oldu. Ama daha sonra biliyorsunuz Terörle Mücadele Yasası’yla artık bu düşünce suçu olmaktan çıktı, ‘terör’ suçu haline geldi. Ama bu, bir sivil itaatsizliğin yaygınlaşmasını sağladı. Mesela 92 yılında Özgür Gündem gazetesi çıkmaya başladı, yayınevleri kuruldu ve o cesareti gösterilmeye başlandı, ‘Tamam sen yasakla ben yine gazetemi çıkaracağım, adını değiştirsemde çıkaracağım’, denildi.

Yükü Ayşenur Zarakolu üstlendi

Bunu birisinin yapması gerekiyordu. İşte Ayşenur Zarakolu çok ağır bir yük üstlenerek gerçekleştirmeyi başardı. O yüzden de zaten İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 50. yılında Frankfurt’a gelemedi ama Aralık ayında Paris’teydi ve bu Beyannamenin kutlamasında onur konuklarından biriydi.

Goethe’yi öldürmek gibi

Şu anda Evrensel Beyanname’nin 70. yılındayız. Ve Türkiye’de tekrar 1980’lerin 12 Eylül’ün koşullarına dönülmüş olması çok acı. Ama sivil itaatsizliğin, teslim olmamanın Sabahattin Ali örneğinde olduğu gibi, Aziz Nesinler örneğinde olduğu gibi; mesela Marko Paşa diye bir dergi çıkarılıyordu, Sebahattin Ali ve Aziz Nesin tarafından, her kapandığında başka bir isimle çıktı. Tabi bunun Sebahattin Ali’ye çok büyük bir bedeli oldu. 1948’de -yani benim doğduğum yıl- derin devlet tarafından kaçırılarak katledildi. Bu Türkiye’nin en büyük ayıplarından biridir ki, Türkiye edebiyatının en büyük isimlerinden biriydi Sebahattin Ali. Yani Almanya’da Goethe’yi öldürmek ya da Schiller’i öldürmekle belki eş düşecek bir şey. Ama maalesef Türk devleti yazarlarına, gazetecilerine saygısızlıktan, taciz etmekten, onlara zulüm etmekten bir türlü bu kötü alışkanlığından vazgeçemedi. Ama umut ederiz bu sona erecek.

İflas etmiş bir dava

Yaptığı bir konuşma nedeniyle yargılanan ve geçtiğimiz Temmuz ayında hakkında ‘yakalama’ ve ”Kırmızı Bülten’ kararı çıkarılan Zarakolu şunları belirtti: ”Benim hakkımda BDP Parti Akademisinin açılış törenine katıldığım ve orda bir konuşma yaptığım için ‘yardım ve yataklık’ gerekçesiyle açıldı dava. Saçma, absürt bir durum var. Daha o dönem iflas etmiş bir dava dosyası ısıtıldı. Bu yalnızca benim açımdan değil, bütün 240 sanık açısından da bir tehdit anlamına geliyor. Bu davanın hakimleri, savcıları, soruşturmayı sürdüren polis komiserleri cezaevinde ve tutuklu. Ama böyle bir karar çıkıyor, demek ki mantalite değişmiyor. Bu uluslararası hukukun, uluslararası kurumların, uluslararası diplomasinin kötüye kullanma örneklerinden biri. Benzer bir şekilde son bir kaç yıldır maalesef uluslararası suçluların yakalanması için kurulan İnterpol mekanizmasının da kötüye kullanıldığını görüyoruz. Yine Doğan Akhanlı’ya karşı yapıldı. İspanya’da tutuklandı. Fakat bir gün içinde, Almanya’dan avukatının gelmesinin etkisiyle ve Alman devletinin tepki göstermesi nedeniyle serbest bırakıldı ve bu karar iptal edildi. Bu muhaliflere yönelik bir taciz anlamına geliyor.”