Bu köklü geçmişe rağmen, Kürtler egemenlerin baskısı ve tarihlerinde çokça karşılaştıkları sürgün, göç ve savaş koşulları nedeniyle dillerini özgürce konuşamadığı gibi, kültürlerini de diledikleri gibi icra edemedi. Baskılar nedeniyle özellikle son yıllarda sanatın diğer dallarında çok fazla ürün çıkaramamış olsa da, Kürtler bu eksikliği müzik alanında gidermeye çalıştı. Acılarını, özlemlerini, gittikleri yaban ellerde çektikleri ülke hasretini, karşılaştıkları zulmü müzikle ifade etti. Çoğu zaman kendi kendilerine bir yakarış olarak ağızlarından çıkan ezgiler, tüm olumsuzluklara rağmen sonraki nesillerin acılarına da tercüman oldu. Özellikle dengbêjler acılı geçmiş ve sözlü edebiyatın aktarılmasında büyük rol oynadı. Dengbêjlerin yüreklerini yıllar önce dağlayan acılar, bugünkü nesillere aktarıldı kilamlarla. Kürdün sadece acısını değil, kültürü ve geleneklerini de bugüne taşıdı dengbêjlerin kilamları. Tarihi belleğimizin temelini oluşturdu bu nağmeler. Kimi zaman Mem û Zîn’in aşkı, kimi zaman Agirî’de bir isyan, bazen de Dêrsim’de katledilen binlerin çığlığıydı bu kilamlarla aktarılan. Şêx Seîdê Pîran serhildanından Derwêşê Evdî hikayesi ve aşkına kadar...
Batı Kürdistan’daki kültür çalışmalarına ise aydınlar öncülük etti. 1932 yılında ilk kez Celadet Bedîrxan Şam’da Hawar dergisini yayınladı. O dönemin aydın, yazar ve şairleri için adeta bir Kürt evi, ulusal kültür merkezi oldu bu dergi. Seydayê Cegerxwîn, Apê Osman Sebrî, Nuredîn Zaza û Qedrî Can gibi birçok aydın ve sanatçı yazı, şiir ve makalelerini Hawar’da yayınladı. Bu derginin varlığı için Kürt aydınları oldukça çaba sarfederek, ilgi gösterdi. Daha önce Arap alfabesi kullanılıyordu. İlk kez Batı Kürdistan’da Latin alfabesiyle Kürtçe bir yayın organının çıkarılması Hawar dergisini daha da önemli kıldı. Derginin çalışması Batı Kürdistan’daki birçok yazar, sanatçı ve aydına kaynak olduğu gibi, Kürtçeye olan güveni de arttırdı. Onlara adeta ‘’Sen varsın, dilin var, kültür ve sanatın var’’ diyerek, güven aşıladı.
Bu alanda oldukça emek veren büyük Kürt şairi Cegerxwîn de bu dönemde sadece şair olarak değil, siyasetçi olarak da Kürt hareketi içerisinde yer aldı. Şiirlerini her yerde okuyordu. Çoğu zaman şiirleri sadece Suriye rejimi tarafından değil, ağa ve varlıklı Kürtler içerisinde de tartışmalara neden oluyordu. Kürt aydın ve sanatçıları, sadece rejimi değil, ağaların şahsında halkın kanını emen, emeğini sömüren, Kürtleri yoksulluk ve sefalete mahkum eden tüm kesimleri de halk düşmanı görüyorlardı. Halkın ve mazlumların sözcülüğünü yapan Cegerxwîn de şiirleri ve görüşleriyle bu kesimlere karşı mücadele veriyordu.
Ayrıca Osman Sebrî de, Kürt dili ve sanatının bir militanı, savaşçısıydı. Şam Üniversitesi’nde öğrenci olduğumuz dönemlerde sık sık yaptığımız ev ziyaretlerinde Apê Osman (Osman Sebrî) bizlere dili ile var olan ya da dilini yaşatmadığı için unutulan birey için örnekler vererek, ‘’Kürtçe düşünmezseniz, Kürtlük için de birşey yapamazsınız. Kendinizi kandırmayın’’ diyordu. Hastalığı ve ilerleyen yaşına rağmen Apê Osman hasta yatağında olduğu dönemlerde dahi Kürtçe dili, Kürt kültürü ve sanatından söz açıldığında ışıldayan gözleriyle hemen yatağından doğrulur, saatler süren konuşmalarında Kürtçe için yöntem, öneri ve tembihlerini sıralardı bizlere. Çar Leheng (Dört Kahraman) isimli kitabı Şam’daki öğrenciler olarak o dönemde kendimizi tanıma ve ifade etmede bir kimlikti adeta. Onlar Kürt kültür ve sanatının geleceği için güçlü bir zemin hazırladı onlardan sonra gelecek nesiller için.
Batı Kürdistan’daki Kürt kültür ve sanat tarihinde 1970’li yıllar da önem taşır. O yıllarda Seîd Yusuf, Mehemed Şêxo, Mehmud Ezîz gibi bazı Kürt sanatçıları birleşerek Koma Newroz adında bir grup oluşturdu. Müzik grubu çalışmalarını daha çok Batı Kürdistan dışında, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta sürdürdü. Koma Newroz’daki sanatçılar aynı zamanda çok sayıda Kürt şairi ve sanatçısının da kalemleri ve enstrümanlarını alarak kültür-sanat çalışmalarına el atmalarına öncülük etti. 70’in üzerinde şiiri Mehmed Şêxo tarafından bestelenen (okunan) şair Bêbuhar olarak tanınan Yusuf Berazî gibi birçok değerli sanatçı da zindanlara konuldu. Kimisi de Mehmet Şêxo gibi ülkeyi terketmek zorunda kaldı.
Baskılar ve ardından gelen sürgünler 1980’li yıllara kadar devam etti. Kürtler Newroz bayramını alanlarda aleni ve kitlesel olarak kutladıktan sonra o dönemdeki Kürt siyasi partilerine bağlı çok sayıda kültür-sanat grubu ortaya çıktı. Kürtler, bu grupların hazırladığı tiyatro oyunları, şarkı, halay ve şiirlerle kutladı Newroz’u, Qamişlo ve diğer kentlerde. Çeşitli Kürt siyasi partilerin çatısı altında çalışmalarını yürüten bu gruplar, önemli çalışmalar ortaya çıkarsa da siyasi partilerin etkisinde kalmaları nedeniyle, yeterli gelişimi ve başarıyı sağlayamadı.
1984 yılında kurulan Koma Çiya grubu ise Newroz kutlamalarında yeni bir dönemi başlattı. Koma Çiya o yılın Newroz’una damga vurarak, yeni bir tarz ve yöntem ortaya çıkardı. Newroz’u kutlamaya gelen halka Newroz bayramının gezme, halay, yeme ve içme değil, Demirci Kawa’dan Mazlum Doğan’a kadar bir direniş tarihi ve kültürü olduğunu ifade etti. O yıllarda sergilenen tiyatro oyunları, söylenen şarkılar ve folklor oyunları bugün de unutulmadı. Halen aynı çoşku ile söylenen ‘’Vaye PKK rabû’’ şarkısı da bu dönemden günümüze aktarılanlardan. Sonraki yıllarda zor koşullar nedeniyle dağılan çok sayıda grubun yerini yeni gruplar aldı. Bugün Batı Kürdistan kentleri ve Qamişlo’da çalışmalarını yürüten Koma Ararat ve Koma Botan da daha sonra kurulan gruplardan.
Kısaca dile getirdiğimiz bu örneklerden de yola çıkarak, kültür-sanat çalışmalarının Kürt toplumunun gelişiminde aktif rol oynadığını belirtebiliriz. Kültür-sanat bir ırmak gibi devrimin içine, ruhuna ısrarla ve bedeller vererek aktı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ‘’Devrimimizi Aram Tigran’ın sesi üzerinde kurduk’’ demişti. İkinci bir Kürt devriminin kuruluşuna ev sahipliği yapan Rojava’da bugün de sanat, devrime ruh verirken, dili ve sözü oluyor devrimdeki her anın. Kürt halkı burada devrimi gerçekleştirirken, kültür-sanat alanındaki sorumlulukları da omuzladı. Sanatçı ve dengbêjlerinin sesini Kürtdistan’ın dört bir yanına ulaştırdı.
Kürt kültür ve sanatını geliştirmek için Batı Kürdistan’daki Kürt hareketi de birçok il ve ilçede kültür sanat kurumu açtı. Şam’da Osman Sebrî Kültür Merkezi, Halep’te Cemîl Horo Merkezi, Kobanê’de Baqî Xidir, Amudê’de Hûrî, Qamişlo’da da Mehmed Şêxo Kültür Sanat Merkezi açıldı. Kürt kültürüne emek verenlerin izinde açılıyor bu kurumlar. Kürtler, yıllar sonra isimlerini vererek açtıkları bu kurumlarla fikir ve ruhlarını halklarının kültür zenginliğine adayan ve egemenlerin dayattığı asimilasyona karşı mücadele ederek direnişte yer alan aydın ve sanatçılarını da anıyor.
Bu merkezlerde çalışmalarını yürüten müzik, tiyatro ve edebiyat grupları da bu tarihi süreçte, Batı Kürdistan’da her geçen gün büyüyen direnişe akıyor. Kurulan kültür-sanat merkezleri, bu çalışmalarda yer alan Kürtlerin genç kadın ve erkeklerinin değerlerine sahip çıkmaları ve toplumla buluşmaları, asimilasyonun aşağılayıcı etkilerinden korunmaları için de bir ana kucağı oluyor. Kültür merkezlerimiz, gençlerin coşku, ruh ve ürünlerinin devrime kanalize edilmesi ve ulusal kültürümüzün temellerini atan, ömürlerini halka adayan sanatçılarımıza olan gönül borcumuzu ödememiz, onları yad etmemiz için de önem taşıyor.
TAHA XELÎL: Sanat devrime ruh veriyor