Bir Tahir Elçi yazısı yazmak benim için dünyanın en zor işine dönüştü. Üç yıl geçmesine rağmen Tahir’in “öldüğünü” kabul etmek çok zor. Daha da zor olanı “katillerinin” özenle gizlenmesi ve soruşturmanın giderek karanlığa gömülmesidir. İktidar sahipleri suçlarını gizlemek için her yola başvurabilirler. Ancak tarih ve halklarımızın vicdanı, bu cinayeti asla unutmayacak. İnsanlığa karşı işlenmiş bu suç, nasıl unutulsun ki…?

Bir hukukçu, bir insan hakları savunucusu olan Tahir Elçi, sadece demokrasi ve barış “elçisi” değildi, o aynı zamanda mazlum halkların da savunucusu ve avukatıydı. Amed Barosu Başkanı sevgili Tahir Elçi, tam üç yıl oldu aramızdan ayrılalı. Büyük bir boşluk bıraktı ardından ve tüm gidenler gibi bu boşluğu doldurmak hiç mümkün olmadı.

Üç yıl önceydi… Amed’de, aşkla bağlı olduğu bu kentin kalbinde, ve tam da “köklerine”, geriye kalan son “değerlerine” sahip çıkmak amacı ile; “Dört Ayaklı Minare”nin korunması ve gelecek kuşaklara bu değerli mirasın bir emanet olarak aktarılmasının önemine olan inancı ile ve her zamanki cesareti ve değerlerine olan bağlılığı ile oradaydı. Sesi büyük bir kararlılık ve cesaretle Sur’un kara taşlarında yankılanırken, toprağa düştü. Dört Ayaklı Minare’nin gölgesinde öylece toprağa uzandı.

Barış ve adalet için hayatını adayan Tahir, hiç kuşkusuz, barış mücadelesinin en önemli savunucularından biri olarak dostlarının ve halklarımızın kalbinde sonsuza dek yer alacaktır. O halkların ve ezilenlerin safındaydı. Onlar için hak ve adalet arayışı mücadelesinin öncülerindendi. Halklarımıza dayatılan “korku” politikalarına karşı demokratik duruşu ve cesareti barış mücadelesinin manifestosuna dönüştü.

Tahir Elçi “cinayeti” sıradan bir cinayet olamaz. Demokrasi ve barış mücadelesine “taammüden” yönelmiş bir saldırı, insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Tahir’in şahsında, bir kent, bir halk ve onun tarihi hedef alındı.

Tahir Elçi’ye kıyanlar, işledikleri suçların böylece kapanacağını mı düşündüler? Tahir’in avukatlığını üstlendiği ve her biri insanlığa karşı işlenmiş suç niteliğinde olan dosyaların, Uğur Kaymaz, Kulp, Roboskî davaları, Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin bombalanması, Lice ve Temizöz davaları gibi davaların kolay kapanacağını ve unutulacağını mı sanıyorlar?

Bunlar Tahir’in takip ettiği hukuk, adalet ve barış mücadelesindeki sembol dosyalarıydı. Bir insanı, bir kenti, bir halkı susturabileceklerini düşünen caniler, tarih önünde ve halklarımızın vicdanında çoktan “mahkûm” oldular.

Oysa Tahir’in bu dünyada söyleyeceği, yapacağı o kadar çok şey vardı ki. Aslında, Tahir’in şahsında bir halka, bir kente, demokrasi ve barış mücadelesine sıkıldı bu kurşunlar. Tahir’e kurşun sıkanlar, geleceğimize, barış umudumuza kurşun sıktılar. Ama müsterih ol sevgili kardeşim, dostların ve yoldaşların taşıdığın demokrasi ve barış bayrağını asla yere düşürmeyecekler.

Sevgili Tahir, katledilişinin üçüncü yılında, seni unutmadık, unutmayacağız. Demokrasi, özgürlükler, insan hakları, adalet ve BARIŞ mücadelen, bize bıraktığın en değerli miras olan “cesaret ve aklın gücü” ile sürüyor.

Mücadelen kararlılıkla ve büyüyerek devam ediyor.