Siyasi soykırım operasyonu kapsamında tutuklanan ve geçtiğimiz yıl eylül ayında sağlık sorunlarından dolayı tahliye edilen Galip Kandemir, cezaevinde çıkmasına sevinemediğini söyledi. 2006-2008 yılları arasında DTP Bismil İlçe Başkanlığı yapan Kandemir, “Cezaevinde çok sayıda arkadaşım var. Birçoğu hasta. Onlar serbest bırakıldığında kendimi tahliye edilmiş sayacağım” dedi.

Galip Kandemir ile siyasi soykırım operasyonlarını, cezaevi koşullarını ve hasta tutsakların durumunu konuştuk.

Önce gözaltına alındınız sonra da tutuklandınız. İçerideki yaşamı biraz anlatabilir misiniz?

Ben sadece Diyarbakır D Tipi cezaevi için konuşabilirim. Türkiye’de iki tane D Tipi Cezaevi vardır. F Tipleri biliyorduk, duymuştuk, ama D Tipleri bilmiyorduk. D Tipi cezaevleri iki katlı, şeklen tabuta benziyor. Oda sistemi olduğu için sosyal anlamda diğer tutuklularla iletişim kurmamız güçtü. Odalar üçer ya da beşer kişilikti ancak üç kişilik odada altı kişi kalıyorduk. Yine odaları dar, lavabo, mutfak hep aynı yerde. Hijyenik olarak insanın yaşayabileceği bir ortam değil. Yemekler yenilemeyecek kadar yağlıydı ki her tutsağın bünyesi bu yemekleri kaldıramıyor. Mesela ben bir yıl boyunca sadece yoğurt yemek zorunda kaldım. Birçok arkadaş buna benzer sorunlar yaşıyordu. Hastalığımdan dolayı protein almam gerekiyordu ancak cezaevi kantininde yemeğin dışında sadece sebze türü yiyecekler alabiliyorduk. Hastanelerde hastalar için özel yemek yapılmıyordu. Kaba dayak yoktu ancak inceltilmiş politikalar doğrultusunda sağlığı ciddi anlamda tehdit eden problemlerle karşı karşıya kaldık. Hijyenik açıdan, yemek ve ısınma koşulları da insanın yaşayabileceği ortam değil.

Siz cezaevine girmeden öncemi hastaydınız?

Evet böbreklerimle ilgili rahatsızlığım vardı. Cezaevinde hastalığım nüksetti. Bunlar zaten basına da yansıdı. Böbreklerden dolayı ödem toplandı ve vücudumun yüzde 30’unda şişkinlik oldu. Hastaneye, revire gidiyordum ama gerçek bir teşhis konulması veya tedavi edilme koşulları yoktu.
Benim durumumda olan çok sayıda arkadaş halen cezaevinde.

Cezaevindeki hasta tutsaklar hakkında bize biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Benim kaldığım cezaevinde arkadaşların yüzde ellisi ciddi sağlık sorunları yaşıyor. Bu problemlerin çoğu da uzun süre cezaevinde kalmaktan kaynaklı. Hijyenik ve fiziki koşulların yanısıra tedavi olamıyorlar. Bu kişilerin tedavi olabilmesi için hastanede kalması gerekiyor ancak mesela Diyarbakır’daki hastanelerde mahkumlar için özel bir oda (koğuş) yok. Sürekli doktor kontrolü altında olmaları gerekiyor. Ama bunlar hastanede muayene ediliyor ve hemen cezaevine gönderiliyor. Hasta ile doktor arasında iletişim yok denilecek düzeyde. Örneğin tahliller yapılıyor ama sonucunu bilmiyorsun. Tedavi sürecinde askeri personelle aynı odada kalıyorsun. Bazı arkadaşlarımız da tedavi veya doktor yüzü görmeden koğuşuna geri getirilebiliyor.
 
Peki en çok hangi hastalıklar vardır?

Arkadaşlarda her tür hastalık vardır. Arkadaşların düzenli olarak yatması gerekiyor ancak 6 ay boyunca hastaneye sevk edilmeyenler var. Bazıları bilinçli olarak sevk edilmiyor. Yine aynı hastalık için farklı ilaçlar kullanılma durumu var. Çünkü hastalar düzenli olarak aynı doktora görünmüyorlar. Farklı doktorlar tarafından tedavi ediliyorlar ve farklı ilaçlar kullanmak zorunda kalıyorlar. Bu da hastalığın ilerlemesine ya da yeni hastalıkların çıkmasına yol açıyor. Arkadaşlarınız gözünüz önünde ölüme terk ediliyor ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz, eliniz kolunuz bağlı. Bu vicdanen çok ağır bir durum. Şimdi süreç ile bağ kurduğumuz zaman çözüme dönük bir adım atılacaksa bu arkadaşların derhal serbest bırakılması gerekiyor. Hasta tutuklular bir noktada toplumun vicdanıdır. Eğer bir vicdan yitimi söz konusu ise açıkçası barıştan bahsedemeyiz. Ama herşeye rağmen arkadaşların morali yerindeydi. Halka layık olma kaygısı vardı.
 
Cezaevlerinde açlık grevi vardı. Siz bu eyleme katıldınız mı?

Açlık grevi sürecinde cezaevindeydim. Bu eylemden sonra -her ne kadar resmiyette söylenmezse de- sağlık problemlerinden ötürü 21 Eylül’de tahliye edildim. Ama tahliye olduğuma sevinemedim. Çünkü arkadaşlarım halen içeride. Bütün arkadaşlarım tahliye olduğunda bende kendimi tahliye olmuş sayacağım. Tabii biz tutuklandığımızdan bu yana çok nadir tahliyeler vardı. Aslında birçok arkadaş tutuksuz yargılanması gerekirken büyük kısmı tutuklu olarak yargılanıyor. Yakın zamanda özellikle son bir aydır bir takım tahliyeler görüyoruz. Olması gereken de bu. Fakat yeter mi? Elbette yetersiz. Özellikle bizim dosyamızda olan arkadaşlarımızın büyük bir kısmı 4 yılı aşkın bir süredir cezaevinde.

Şu an yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletin ilk olarak muhatabın İmralı olduğu gerçeğini kavraması çok önemli. Kürt halkı Öcalan için ‘siyasi irademdir’ dedi. Bir takım görüşmeler var, bu görüşmelerin bir barış sürecine evrilmesi temennimizdir. Elbette ki barış süreci sancılıdır. Denildiği gibi savaş herkes ile yapılır. Ama barış sadece onurlu insanlar ile yapılır. Bir defa herşeyden önce onuru ayaklar altına almayacak bir barış bence bütün halkların lehine olur. Bu yönlü bir gelişme söz konusu olur ise bunu Kürt cephesi açısından söyleyebiliriz, sürece tam bir destek elbette sağlanacaktır. Ama diğer türlü halen oyalama veya benzeri (bunun tarihte çok sayıda farklı örnekleri vardır) ısrar söz konusu ise süreç sadece bir kördüğüme dönüşecektir. O zaman bu kördüğüm bu sorunu çözmeyecek, bilakis sorunu daha da dallanmasına sebep olacaktır. Bu saatten sonra atılacak olan adımlar, sorunun çözümü konusunda olmalıdır. Ve bu süreci olumlu şekile dönüştürmek için ilk adım hasta tutuklulardan başlanabilir. Bu arkadaşlarımız serbest bırakılmalı, görevlerine geri dönebilmeliler. Cezaevleri boşaltılmalı.

 RIZA AYDOÐDU/NİHAL BAYRAM - AMED