Tahran için seçeneklerin hiçbiri iyi değil
Forum Haberleri —

İran/foto:AFP
- İran elitleri, eşi benzeri görülmemiş bir tehlike karşısında. Rejim, ayakları altından kayıyor ve çatışmayı önlemeye yönelik küresel mekanizmalar artık işlemiyor gibi görünüyor.
*SANAM VAKİL
'İran Devrimi’nden 47 yıl sonra İran, daha önce hiç karşılaşmadığı bir stratejik gerçeklikle yüzleşiyor: İç meşruiyet krizi ile aynı anda çok ciddi bir dış saldırı tehdidi. Artık rejimin ayakta kalması garanti edilemez hâle geldi. Tahran, bugüne kadar savaşlar, yaptırımlar, suikastlar, kitlesel protestolar ve uluslararası yalnızlık karşısında ayakta kalmayı başarmıştı. Bunu, dışarıda güç gösterisi yaparak, içeride muhalefeti bastırarak ve sürekli kriz üreterek (kötü yönetimi ve siyasal başarısızlıkları meşrulaştırmak amacıyla) gerçekleştirmişti.
Bugün ise Donald Trump, Ortadoğu’ya bir 'armada' sevketti: USS Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubu, güdümlü füze destroyeri, genişletilmiş hava unsurları ve füze savunma sistemleri. Bu güç gösterisi, ABD’nin artık İran’ı yalnızca 'içeride tutma' (containment) politikası izlemediğini, uzun süredir devam eden çatışmaya, kesin bir çözüm dayatmayı amaçladığını ortaya koyuyor. Karşısındaki seçenek ya ABD’nin dayattığı bir anlaşmayı kabul etmek ya da bugünkü hâliyle İslam Cumhuriyeti’nin yok edilmesi.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2015 nükleer anlaşmasından çekilmesi, kapsamlı yaptırımların yeniden devreye sokulması ve 2020’de Kudüs Güçleri Komutanı Kasım Süleymani’nin suikastla öldürülmesi, uzun süredir devam eden bu hasmane ilişkiye, yeni bir yaklaşımın habercisiydi. Şimdi tekrar iktidarda olan Trump, görünüşe göre bu projeyi tamamlamaya kararlı: Tahran’ı, ya Amerikan şartlarında bir anlaşmayı kabul etmeye ya da rejimi doğrudan hedef alan askeri vuruşlarla karşı karşıya bırakmaya zorluyor.
İran için benzersiz bir an
İran için bu, eşi benzeri görülmemiş bir an. 1979’dan bu yana rejim, hem iç meşruiyetini hem de dışarıdaki caydırıcılığını aynı anda bu kadar ciddi biçimde tehdit altında görmemişti. Ülke içinde sistem tükenmiş durumda. Yıllardır süren ekonomik gerileme, yolsuzluk, para biriminin çöküşü ve kitlesel göç, toplumsal sözleşmeyi iyice aşındırmış bulunuyor. 2017’den beri süren protestolar, özellikle 2022’deki 'Jin, Jiyan, Azadî' ayaklanması ve son bir aydır devam eden kitlesel gösteriler, devletten artık korkmayan bir toplumun varlığını gösteriyor. Muhalifler, daha cesur ve öfkeli hâle geldikçe, itirazın bedeli de hızla artıyor. Nitekim Ocak'taki baskı, rejim tarihinin en şiddetli tedhişi oldu: 6 binden fazla kişinin katledildiği doğrulandı, 17 binden fazla ölüm kaydı ise hâlâ soruşturuluyor.
'Direniş ekseni'nin yıkılması
Dışarıda ise İran’ın dengesi bozuldu; bölgesel güç projeksiyonu çöktü. 7 Ekim’den bu yana İsrail’in, İran’ın 'direniş ekseni'ne karşı sistematik harekâtı, Tahran’ın güvenlik algısını adım adım yıktı. Bölge genelinde ve İran topraklarında açık hava saldırıları, üst düzey hedefli suikastlar ve siber operasyonlar, geçen yazki 12 günlük savaşa kadar uzanan gölge savaşı, açık çatışmaya dönüştürdü ve İran’ı doğrudan ABD ile karşı karşıya gelmeye itti. Aynı zamanda İran, kendi kırılganlığını kendisi yarattı. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki milisler aracılığıyla nüfuz inşa etme çabası, savaşın maliyetini yükselterek caydırıcılık sağlamayı amaçlıyordu. Oysa bu strateji, birden çok açık hedef yarattı. Nükleer kırmızı çizgi siyaseti bir zamanlar kaldıraçken, bugün uluslararası baskının başlıca gerekçesi hâline geldi. 'Devrimci ideoloji' ise bir zamanlar seferberlik aracıyken, artık ideolojik çatışmadan bıkmış bir bölgede Tahran’ı giderek yalnızlaştırıyor.
Olası senaryolar
Önümüzdeki günlerde asıl soru, çatışmanın olup olmayacağı değil, hangi biçimde gerçekleşeceği. Olası senaryolar şöyle:
* Zorla uzlaşma. Yoğun baskı altındaki İran, nükleer programını sınırlayan, kapsamlı denetimlere izin veren, füze kabiliyetlerine kısıtlamalar getiren ve bölgesel rolünü küçülten bir anlaşmayı kabul eder; karşılığında yaptırımlar hafifletilir, belki uzun vadede ABD yatırımları gelir. Bu, acil savaşı önleyebilir, ancak ağır siyasal bedeli olur. Böyle bir anlaşma, İran içinde rejimin hayatta kalması uğruna yapılmış bir taviz olarak görülecektir.
* Kontrollü savaş. ABD, İran liderliğini, füze güçlerini, hava savunma sistemlerini ve kalan nükleer altyapıyı hedef alan vuruşlar koordine eder; amacı rejimi felç etmektir. Bu, muhtemelen İran’ın bölgesel misillemesini tetikler. ABD üslerine, deniz yollarına ve İsrail kentlerine saldırılar, belki Körfez’de vekil güçlerin seferberliği. Hedef, rejim dönüşümü olsa da sonuç, uzun süreli istikrarsızlık, elitler arası parçalanma ve gelecekteki liderlik için şiddetli mücadele olur.
* Kontrolsüz çöküş. Dış baskı ve iç huzursuzluğun birleşmesiyle rejim parçalanır; bu, liberal bir geçiş değil, bir güç boşluğu yaratır. Rekabet eden güvenlik fraksiyonları, ekonomik çöküş ve bölgesel müdahaleler, İran’ı Libya ve Suriye’yi andıran uzun vadeli bir istikrarsızlık kaynağına dönüştürebilir. Bu, yerini alacak rejimden çok daha tehlikeli bir sonuç doğurur.
Diplomatik frenler artık yok
Üç senaryoda da sonuç, İran halkı için tehlikelidir. Zorla uzlaşma, sınırlı savaş ya da rejim çöküşü, hiçbiri acil istikrar ya da demokratik geçişe işaret etmiyor. Üstelik tüm taraflar (İsrail, ABD ve İran) kısıtlama yerine tırmanma mantığına kilitlenmiş durumda. Şimdiyi bu kadar tehlikeli kılan da tam olarak bu: Gerçek diplomatik frenler artık yok. Çatışmayı sınırlayan eski sistemler ve mekanizmalar işlevini yitirdi. Avrupa’nın İran’la arabuluculuk rolü kalmadı. Rusya, Ukrayna savaşıyla meşgul ve herhangi bir çıkış yolu için yatırım yapmaya isteksiz. Çin temkinli ve liderlik etmek istemiyor. Bölge devletleri son dakika diplomasisini deniyor, ancak aynı zamanda olası etkilere karşı hazırlanıyor. İran ve daha geniş anlamda Ortadoğu için soru artık krizin yatıştırılıp yatıştırılamayacağı değil, her şey sona erdiğinde ne kadar hasar kalacağı.
* Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Dr. Sanam Vakil'in The Guardian'daki yazısı, çevrilerek kısaltıldı.







