Seçimlere sayılı gün kala HDP oy oranını artırmaya, AKP kaybetmeye devam ediyor. Giderek zayıflıyor olmanın iktidar üzerinde yarattığı muazzam baskı ve rakip durumundaki HDP’nin yükselişini durduramıyor olması; tahrik ve tahrip gücü giderek yükselen saldırılar, bu saldırılarda başvurulan akıldışı yöntemler ve seçim sonrasını da işaret eden tehditler olarak çıkıyor karşımıza. 

HDP’yi en kolay şiddet minderinde alt edeceğini hesap eden iktidar, kazdığı kuyudan çıkamıyor. Ancak eli böğründe kalmasına rağmen, ya tutarsa düşüncesi ile tahrikkar tutumunu yükseltiyor. Seçim bürolarına ve seçim çalışmalarına yapılan saldırılarda doz artırarak Mersin ve Adana parti binalarının bombalanması, halk arasında "seçimden sonra iç savaş çıkacak hazırlık yapıyoruz" diyerek alttan alta korku yaratma çabaları da bunu ifade ediyor. Hakkari Yüksekova’da İspiriz dağlarına yapılan askeri operasyon ise sadece siyasileri değil halkın barış isteğini, kararlılığını, sabrını ve siyaseti ile bağını da hedef alan provokatif bir saldırı. Nitekim bölge halkı bu oyuna izin vermeyeceğini göstermek için kurşunlara, bombalara canlı kalkan olmaktan başka yol bulamıyor. 

Bu saldırılar yerellerde de hız kesmeden sürüyor. Saldırı ihtimalini önceden haber alıp konuşlanan polisin gözü önünde ve hatta korumasında yapılıyor üstelik. 

19 Mayıs’ta milletvekili adayı Hüda Kaya’nın Sarıyer Ayazağa’da katıldığı seçim toplantısında olanlar gibi. Toplantı haberi sosyal medyaya düştüğü anda aynı mecradan saldırılar başlamış olmasına ve bu saldırılar tespit edilip adli makamlara ve emniyete bildirilmiş olmasına rağmen, engellenmedi. 

Hatta sanki saldırganlar güvenlik talep etmiş gibi, polisin attığı gaz ve plastik mermiler toplantıya katılanları hedef aldı. Sadece bu kadarla sınırlı kalmadı tabii ki; polisin "güvenliğinizi sağlayacağım, güzergah budur" deyip dağılmak için zorunlu kıldığı yol üzerine özel olarak faşist bir güruhun toplandığı anlaşıldığında iş işten geçmiş oldu. Toplantıdan çıkıp o tarafa yönelenler linç saldırılarına maruz kaldılar, araçları tahrip edildi. Hatta milletvekili adayının koruma amaçlı polis otosuna alınmasına öfkelenen güruh, arabanın camlarını kırarak amaçlarını gerçekleştirmeye kalkıştı. O pek meşhur polis müdahalesi, yasadışı gösteri, cana kast, kamu malına zarar vermek suçlamaları ile gözaltına alınması gereken saldırganlara ise dokunulmadı bile. 

Önüne polisi alan güruhun geç saatlerde sokağa çıkıp ağza alınmayacak küfürler ve sloganlarla özellikle Kürtleri tahrik etmesi ve sonrasında saatlerce süren gerginliğe polis müdahale etmedi mi derseniz, etti ama bilin bakalım kime?

Bunlar ilk defa yaşanmıyor elbette. Tam da daha önceki kritik zamanlarda yaşandığı gibi, devlet göz yumarak ve hatta zaman zaman örgütleyerek bu saldırılar gerçekleşiyor. Yani organize ve planlı... Amaç mı? İşte o genişledi biraz. Devletin bekasını bilirdik, AKP’nin ve hatta Erdoğan’ın bekası eklendi artık… 

Roboskî’nin ardından İspiriz de de katırların askeri silahlarla katledilmesinden sonra, bu saldırganlık daha hangi akıl dışılıkları zorlayacak bilmek zor. İktidarın bizi de o akıl dışı mindere çekmeye çalıştığını ve bundan muradını bilmeyen yok. Ve sükunet varsa tek sebebi bu. Ancak o saldırı anlarına şahit olduğunuzda, bu sükuneti korumanın hiç de kolay olmadığını görüyorsunuz. 

Ve Hüda Kaya’ya yapılan saldırı akşamında yaşananlar bir şeyi daha gösterdi. Ortada hukuk, adalet, eşitlik, demokrasi gibi şeyler yoksa ki yok ve bunu cumhurbaşkanı ve iktidar sözleri ve tutumu ile ilan etti, kaba gücün iktidarı var demektir. Ve o gece Kürtler her dakika artarak ve çatışmaya hazır olarak sloganları ile marşları ile sokağa çıkmasalardı, bugün saldırının evlere ve işyerlerine yönelerek yayıldığını konuşacaktık.