HAREKETİN yaygın olarak kullanılan "örgütsüz"lüğü ve "kendiliğinden"liği söylemi ve bu noktanın hem bir araya gelişi hem de destek vermeyi kolaylaştıran etkisi bunlardan birisi.
İçinde, başta Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği olmak üzere çevre dernekleri, antikapitalistler, vicdani retçiler, Alevi örgütleri, kadın örgütleri, futbol takımlarının taraftarları ve özellikle sosyalist siyasi güçler, BDP ve daha pek çok demokratik örgütleri barındıran ve ortak ses olarak Gezi Platformu’nu çıkaran bu hareketin örgütsüz olarak nitelenmesi oldukça dikkat çekici aslında.
Bu durum yani hareketin örgütsüzlüğü bağlamında "kendiliğinden"liğini parlatan ve örgütsüz olmayı alkışlayan bir tutumun hem iktidar söylemlerinde hem de medyada fazlaca öne çıkartılması, devletin ve iktidar güçlerinin geniş yığınları içine alan ya da yönlendiren bir örgütlülükten Azrail misali korktuklarının bir göstergesi denilebilir rahatlıkla…
ÖTE YANDAN, dar örgütçü bakış açısı ile örgütlü olmayı tek bir örgütün üyelerinden ya da o örgütün inisiyatifinden ibaret görüyorsanız, bir örgütün çağrısı olmadan bir araya gelişi "kendiliğinden", bir araya gelenleri "örgütsüz" olarak tanımlıyor olabilirsiniz.
Tespit yanlış olsa da bu durum, savunduklarının halklılığına ve doğruluğuna inanan siyasi ve demokratik örgütlerin, milyonlarca kişiyi içine çeken bu halk hareketi içinde neden inisiyatif alamadıklarını, neden sadece belli sayıda kişi üzerinde etkili olabildiklerini, kullandıkları örgütlenme ve propaganda yöntem ve araçlarını sorgulamalarını gerektiriyor…
OYSA ortada yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi muazzam bir örgütlülük var. Evet, tek bir örgüt değil. İktidarın baskıladığı kesimler hariç ülkedeki bütün kesimleri kapsayan demokratik bir örgütlülük var. Bir araya gelebilmeyi, bir arada mücadele edebilmeyi, günlerdir bir arada barış içinde yaşayabilmeyi, demokratik yöntemlerle kararlar alabilmeyi, harekete talepler (internet ortamından okuduğunuzu tahmin ediyorum) belirleyebilmeyi ve bu talepleri Gezi Platformu adıyla tek ses olup devlete iletebilmeyi ve halen eylemi sürdürebilmeyi becerebilen muazzam bir örgüt.
Üstelik bu örgüt saklanmaya çalışılsa da siyasi karakteri olan bir örgüt. Evet, ortak bir ideolojisi yok ama ortak pek çok siyasi tercihi var. Örneğin; İnsana, doğaya ve yaşama saygı duyuyor. Savaş siyasetine karşı çıkıyor ve barışı savunuyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünü savunuyor. Ayrımcılığa, Devlet şiddetine, faşizme karşı. İktidarın aksi yöndeki politikalarına karşı mücadeleyi her dakika yeniden üretiyorlar. Bunun için sokakları da, sanal alemi de çılgınca kullanabiliyorlar…
TÜRKİYE’DE yaşanan siyasi toplumsal sorunların en önemli nedenlerinden biri devlet ideolojisi ise ikinci neden bu devlet saldırılarını durduracak demokrasi ve özgürlük bilinci olan geleceğine sahip çıkma cesareti gösteren bir toplumsal yapının, halkın olmamasıdır denir.
TAKSİM'DEN BAŞLAYAN HAREKET tam da bu eksiğe vurulmuş ağır bir darbedir. Halkta insanlık değerleri adına, geleceğe sahip çıkma adına bilinç sıçraması yaratmıştır. Böylece devlet ve iktidarların oyuncağı olmaktan çıkmış, Devleti frenleyecek önemli bir güç haline gelebileceğini göstermiştir. Özlediğimiz, nerede! diye kızdığımız halk, talepleri kimimize yetersiz gelse de meydana çıkmıştır.
Daha baştan, bu hareketin ulusalcıların işine yarayacağı ve desteklenmemesi gerektiği yönündeki tespitler; karamsar, özgüveni eksik, kenarda durup bu hareketi kaderine ve ulusalcı güçlere terk etme kolaycılığına sarılan bir anlayışın göstergeleri olmaktan daha değerli kabul edilemez.
KABUL ETMEK GEREKİR Kİ; Halk eksiğiyle gediğiyle bir mücadeleye kalkışmıştır. Siyasi bilincinin sınırlarını genişletmek ve farklı amaçlara yönlendirebilmek ise bizim başarımız ya da başarısızlığımız olacaktır.
Taksim’i sahiplenmek gerek
HALEN devam eden Taksim Gezi Parkı eylemeleri şimdiden, iktidarından muhalefetine, sağcısından solcusuna herkesin, pek çok konuda kendisini sorgulamasını gerektiren durumlar yarattı. Bu yazıda, özellikle demokrasi güçleri açısından önemli olduğuna inandığım birkaç noktayı tartışmak istiyorum.