
Bu Gezi Parkı antidemokratik siyasi anlayışa bir tepki olarak gelişti. Halk artık “ben yaptım oldu” biçimindeki siyaset tarzına tepki duyuyor. Kendi seslerine ve isteklerine duyarlı olunmasını istiyor. Bu tepki siyasetin ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istemektedir. Zaten siyaset demokratikleşmeden Türkiye’nin demokratikleşmesi zordur.
Gezi Parkı direnişi nasıl bir sonuç elde etmelidir sorusu önemlidir. Kuşkusuz hükümete sunulan talepler önemlidir ve anlamlıdır. Ancak daha uzun vadeli sonuçları olmalıdır. Bu da demokratik bir anayasanın yapılmasıdır. Bu Gezi Parkı direnişi demokratik bir anayasayla taçlandırılırsa anlamlı hale gelecektir. Türkiye onlarca yıldır 12 Eylül anayasasından kurtulmak istiyor. Birçok değişiklik olmasına rağmen Türkiye hala 12 Eylül anayasasıyla yönetilmektedir. Her iktidar toplumu yönetmek için 12 Eylül anayasasından memnundur. Çünkü bu anayasayla toplum otoriter kurum ve uygulamalarla zapturapt altında tutulmaktadır.
Kürt sorunu zaten 1924 yılından beri bir anayasa sorundur. Antidemokratik ve kültürel soykırımcı anayasalar Kürt sorununu yaratmışlardır. Kürtler onlarca yıldır mücadele vererek bu anayasaları yaratan zihniyetleri geriletmeye ve değiştirmeye çalışmaktadır. Çünkü zihniyet değişmeden demokratik bir anayasa yapılmaz.
Dikkat edilirse BDP dışında hiçbir partinin demokratik anayasa zihniyeti yoktur. AKP tek tek tek tek diyerek demokratik bir anayasa yapımı zihniyeti olmadığını ortaya koyuyor. CHP ise Kürt sorununu yaratan anayasadaki inkarcı ve soykırımcı maddelerin değiştirilmesini kabul etmem diyor. MHP’nin durumunu irdelemeye bile gerek yoktur. Özünde üç zihniyet arasında fark yoktur. AKP bu zihniyeti günün koşullarına uyarlamak istiyor. Şimdiye kadar yaptığı ve önerdiği anayasa değişiklikleri de bu yönlüdür.
Gezi Parkı direnişi demokratik siyaset ve demokratik anayasa yaklaşımıyla AKP, CHP ve MHP’ye karşı da tutum koymuş oluyor. Bunlar sistem partileridir; Gezi Parkı direnişiyse mevcut siyaset anlayışının değişmesini istiyor. Bu özünde demokratik bir anayasa isteğidir. Toplum on yıllardır demokratik bir anayasa arzuluyordu. Bu genel bir toplumsal talep haline gelmiştir. Gezi Parkı direnişi bu isteğin somut ve eylemli hale gelmesidir.
Kürtler mücadelelerini demokratik bir anayasayla taçlandırmak istiyor. Gezi Parkı direnişinin de böyle bir hedefle sonuçlandırılması önemli olacaktır. Bu açıdan Kürdistan ve Türkiye’deki direniş ve mücadelenin ortaklaştırılıp bir demokratik anayasayla sonuçlandırılması, on yıllardır demokrasi ve özgürlük için bedel verenlerin anılarına da en iyi karşılık olacaktır.
Anayasa, bir ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını belirliyorsa, o zaman bu direnişin temel hedefi demokratik bir anayasa olmalıdır. Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye’nin demokrasi güçleri verdikleri mücadeleyle böyle bir anayasa yapımını dayatmış bulunuyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi’nin gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarması da esas olarak bu amaçladır. Gezi Parkı direnişi de esas hedefini böyle korsa tarihi bir rol oynayabilir. Zaten her türlü özgürlük ve demokrasi mücadelesi sonuçta ülkenin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sistemini belirleyen zihniyeti ve kurumlaşmaları değiştirmeyi hedefler. Yoksa demokratik eylemler bir iktidar yıkılsın, yerine benzer biri gelsin hedefli olamaz. Demokratik olmayan iktidarların değişimi de böyle bir demokratik anayasa programıyla olur.
Devrimciler ve demokratlar gerçek bir demokratik anayasa programını ortaya koymalıdırlar ve bunun için mücadele etmelidirler. Güç birliğini de ittifakını da böyle bir demokratik anayasa ekseninde yapmalıdırlar. Böyle olursa ekolojistler, kadın hareketleri, emekçiler, Kürtler, Aleviler, diğer etnik ve inançsal topluluklar böyle bir program etrafında mevcut direnişi yeni bir evreye taşıyabilirler. Bu yapılmadan bu direnişi yeni bir aşamaya evriltmek ve direnişe bir doğrultu vermek kolay olmaz. Kuşkusuz bu direnişe çok farklı kesimler katılıyor. Ama çoğunluğunu bu doğrultu etrafında buluşturmak ve yürütmek mümkündür. Böyle bir program etrafında olunursa yeni başka güçler ve dinamikler de bu demokratikleşme hareketine katılarak Türkiye tarihini değiştirecek bir anayasa yapımı gerçekleştirilebilir. Yoksa Türkiye’nin demokratikleşmesi birikimine yeni değerler katma dışında bir sonucu olmaz. Kuşkusuz devrimci siyaset mümkün olanın ötesini hedefler. Biz mevcut durumda mümkün olanın ötesinin de gerçek anlamda toplumsal özgürlükçü demokratik bir anayasayla taçlandırma olacağını düşünmekteyiz.