İngiliz siyasetçi Winston Churchill, „Büyüklüğün bedeli, düşüncelerinizin her birinden sorumlu olmaktır” sözü, değerli ve anlamlıdır.  

 Bu zaviyede varoluş felsefemin tekâmül yolculuğunu ve sorumluluğunu şöyle izah edebilirim: 32 yıllık fikir-düşünce geçmişimden asla pişmanlık duymadım. Çünkü birilerinin beni kullanmasına izin vermedim, kimseyi kullanmadım ve ruhumu temiz tutum. 

İkincisi; olaylar, başarısızlıklar, karşılaşmalar, fikir bunalımı, bilgi bunalımı, yöntem bunalımı, inanç bunalımı, ekonomik bunalım, bir düzine zengin tercübe ve sistematik okumalar beni, erdem ve bilgelikle tanıştırdı. 

Bu anlamda Kürdistan ülkesinin gelecekteki ikbali için, Kürdistan ülkesinin yeni ve genç kuşağı, Satre ve Heiddegger’in egzistansiyalizm-varoluşçuluk felsefesini, Kürt filozof Ehmedê Xanî’nin düşünce iklimiyle buluşturabilir. 

İkincisi, güçlü ve sistematik okumalarla yeni bir ruh, yeni bir zihin ve yeni bir yürek iklimini inşa ederek; yeni bir varoluş ve yeni bir ontoloji bilimini ülkelerine ve insanlık ailesine armağan edebilirler. 

 Örnek: İnsan zihnini vücudun kaslarına benzetebiliriz. Sporsuz ve hareketsiz kalan bir vücudun, kol ve bacak kasları çok zayıf düşer. Düzenli bir şekilde spor yapan bir insanın, kol ve bacakları ise güçlü kalır. insan zihni de böyledir! Zira zihin çalıştırılmaz ise tembelleşir, zayıf düşer ve ardından eşekleşir! O halde zihni nasıl çalıştırmalıyız ve zihni nasıl beslemeliyiz? 

Evet, zayıf olan bir zihin; araştırma, sorgulama, okuma ve benzeri egzersizler yaparak kendini güçlü kılabilir. O halde sevgili gençlerle, İslam ve Müslüman kavramları üzerine düşünsel ve zihinsel bir dizi egzersiz yapabiliriz. 

Müslümanlar, insan ve Müslüman öldürmenin çok büyük bir günah olduğunu söylerken, soğukkanlılıkla ve pişmanlık duymadan insan ve Müslüman öldüren Siyasal İslam’ın hiç bir şiddet eylemini cezalandırmıyor! 

Müslüman aydın Yahudiliği, Hıristiyanlığı, diğer eski dinleri, ideolojileri ve modern düşünceleri bir disiplin yöntemiyle okumuyor. Bahs konusu etttiğimiz bu dinler hakkında ana konularda bilgi sahibi olmadığı için, dinlere ve düşüncelere batıl tasavvuruyla bakıyor.

Yani, Müslüman aydının antagonizmasına göre; onun tanıdığı, onun okuduğu ve onun anladığı, onun amel ettiği bir İslam dışında ki tüm dinler, tüm fikirler, kafir ve batıldır! Ve, gene bu Müslüman aydına göre, „Asr-ı Saadet” dönemi “İslam’ın en iyi temsil edildiği dönemdir”(!) 

Hayır, öyle değildir! „Asr-ı Saadet“in hakikati şöyledir: Siyasal İslam ve Müslüman teologlar Müslüman toplumları „Asr-ı Saadet“ adına kandırıyor, dolandırıyor, sömürüyor ve eşekleştiriyor! 

İslam, en büyük ihaneti ve en büyük darbeyi „Asr-ı Saadet,“ döneminde yaşamıştır. İslam’ın, tevhid ve zihin kodlarıyla en fazla bu dönemde oynanmıştır. Orijinal Kur’an düşüncesi, bu dönemde tahrif edilmiş ve İslam bu dönemde iktidarlaşmıştır. 

Keza İslam peygamberi Muhammed’e bu dönemde ihanet edilmiştir. Müslüman toplumlara bu dönemde zulüm uygulanmıştır. Müslüman toplumlar bu dönemde birbirlerini acımasızca katl etmiştir. Müslüman toplumlar altına, gümüşe ve iktidara en fazla bu dönemde tapmışlardır! 

Bu mahfilde “Siyasal İslam”ın her çeşidini; küfür, cehalet ve terörizm görüyorum. Çünkü İslam peygamberi Muhammed; „Arap-Şeriat devleti“ni kurmak için değil, insanlık ailesine huzur, barış ve sevgi mefkûresini sosyalleştirerek armağan etmek istemiştir. 

İslam Peygamberi Muhammed, bu insani mefkûresini gerçekleştirmek için „Hira“, „Daru’l Erkam, „Ashab-i Suffa“, „Akabe“ ve „Rıdvan“ gibi örgütlenme şubelerini; sevginin, barışın ve huzurun tedrisatı rahlesi yapmıştır. 

Ancak bugünkü İslamcı fırkalar, gruplar, örgütler, cemaatler, partiler, dernekler ve vakıflar; „Hira“, „Daru’l Erkam, „Ashab-i Suffa“, „Akabe“ ve „Rıdvan“ gibi örgütlenme isimleri ile küfrün, kötülüğün, cehaletin ve terörizmin ana karargahları olmuşlar. 

Evet, sevgili gençler! bazen sizi ayaklandırıyoruz, bazen de sizi huzursuz ediyoruz, lakin ne yaptığımızın farkındayız ve bunu bilinçli yapıyoruz. Ne zan ediyordunuz? Yoksa bütün peygamberlerin Arap ve bütün filozofların Avrupalı olduğunu mu düşünüyordunuz?

Bu anlamda Zerdüşt peygamberin hayatını, düşüncelerini ve mücadelesini değerli buluyorum. Öyle ki; Zerdüşt peygamberden hariç hiç bir peygamber, filozof ve alim değildir. Kutsal kitapları okuduğunuzda bu hakikati göreceksiniz...

Avesta, önce Zerdüşt’ün ve özgürlüğün ismiyle başlıyor. Ortalarda, kargaşa ve kaos baş gösteriyor. Sonlarda, bir taraftan „Ahuramazda“ diğer taraftan „Ehrimen“in kuşatmasına uğruyor ve monoteizmden düalizme geçiyor. 

İslam’ın Hallâc-ı Mansûr’u, “Ben Tanrı’yım! benim elbisemin altında O’ndan başkası yoktur.” sözüne Friedrich Nietzsche 900 yıl sonra “Tanrı öldü” yanıtını verirken; ona da yüz yıl sonra çağımızın İtalyan filozofu Giorgio Agamben; “Tanrı ölmedi, paraya dönüştü” sözleriyle yeni bir varoluş isyanına öncülük ediyordu.

Tam bu noktada; akıl aşkı, bilim dinleri mağlup etmiştir. Çünkü dinler modern insanın, modern hayatın, modern düşüncenin, bilimin ve teknolojinin itirazlarına ve göndermelerine yanıt veremiyor, çözüm üretemiyor. 

İkincisi, postmodern göndermelere yanıt verme ve itirazlara çözüm bulma yerine; çok daha kolay bir yönteme tevesül ediyor. Peki ne yapıyor? Önce bunalıma giriyor, sonra Tanrı adına bunalım yaratıyor ve toplumları cehennemle tehdit ediyor!

İşte bu fırka „Hutame ehli“dir! “Hutame ehli“ nedir bilir misin? „Hutame“, Kürt milletiyle alay edenlerin, Kürt milletinin mazlum bedenini çarmıha gerenlerin, Kürtlerin mal-mülklerini gasp edenlerin, Kürt milletinin dilini yasaklayanların ve Kürt milletinin şehirlerini delik deşik edenlerin ateşe atıldığı yerin adıdır! 

kadiramac@hotmail.com/https://

twitter.com/KADIRAMAC