Bugün Türkiye itibarını yitirmiş bir başbakanla, bir meclis ve bir hükmetle yönetiliyor. Bu itibarını yitirmiş Türkiye anlamına geliyor.

Nereden nereye diye bir söz var. Bundan iki yıl önce Ortadoğu’ya örnek olarak sunulan Türkiye, bugün itibarını yitirmiş, güvenilmeyen, hırsız ve üçkağıtçıların cirit attığı, antidemokratik ve diktatoryal tarzda yönetilen bir sisteme dönüşmüş durumda.

Türkiye mevcut haliyle dünyadan, Ortadoğu’dan ve hatta kendinden tecrit olmuş bir konumu yaşıyor. Türkiye’yi, izole eden ve adeta kaos ve yok oluşun eşiğine getiren AKP ve Tayyip Erdoğan’ın tek dostu, an itibarıyla KDP ve Barzani ailesidir.

Her gün başka bir profille ortaya çıkan Erdoğan, gerçekten de şuursuz ve siyaset dengesini tamamen yitirmiş bir ruh haliyle Türkiye’yi uçuruma doğru sürüklüyor. Erdoğan’ın görmediği, ama üstüne üstüne gittiği en büyük uçurum ise Rojava’dır. Öfke seline kapılıp adeta çığırından çıkmış, kimyası tamamen bozulmuş bir ruh ve ne dediğini bilmeyen bir psikolojiyle gizli planlar yapan Erdoğan’ın, Rojava’ya saldırma hazırlıkları yaptığını artık herkes biliyor.

Bu saldırı planı MİT Müsteşarı, Dışişleri Bakanı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genelkurmay 2. Başkanı‘na ait ses kaydında inkar edilmeyecek kadar açık ve nettir. Erdoğan’ın, “bu bir ihanettir” dediği ses kayıtları her şeyi deşifre etti. Ve eğer ses kayıtlarının ilerleyen bölümlerini dinleme imkanımız olmuş olsaydı, orada çok daha ilginç şeyleri duymuş olacaktık. Dinleyemediğimiz ama muhtemelen Davutoğlu şunları söylüyor: “YPG güçlerinin kaçış yollarını kesmek için Barzani’den destek sözünü aldık. Ayrıca Türkiye paralelinde biz, Irak paralelinde de Barzani hendek açacak.”

Ve her iki tarafta da hendekler açılıyor. Barzani’nin Rojava Devrimine ilişkin açıklamaları tesadüf değildir. “Rojava’da dönemsel kazanımlar vardır, ama varlık nedenleri ortadan kalkınca o da gidecek. Rejimle işbirliği halinde olan PYD, Rojava’ya silah zoruyla el konulmuştur” diyen Barzani Erdoğan’ın açıklamasını aratmayacak kadar sert ve Kürtleri isyan ettirecek denli tahrik edici.

‘Silah zoruyla el koyma’ ve ‘Rejimle işbirliği yapma.’

İşgal edilmiş vahşi bir uygulama karşısında Kürtlerin kendilerini savunma ve düşmanı topraklarından söküp atma eylemine ‘silah zoruyla el koyma’ diyor Barzani. Kürtler için tartışılacak bir konu olmadığı kesin, ama Barzani Halepçe’yi, Roboskî’yi, 33 Kurşun hikayesini ve Kürt tarihindeki diğer katliamları unutmuş sanki.

İşbirliği iddiasına gelince, yıllarca yaptığı işi YPG’ye mal ediyor Sayın Barzani. Ortada işbirliği diye bir şey yok. Kürtlerin kendi çıkarları ve özgürlüğü için her devletle, her parti ve her siyasi grupla ittifak yapma hakkına sahip olduğunu, Sayın Barzani unutmamalı. Rojava için şu ilke son derece açık ve doğru değil mi? Kim ki Kürtlerin haklarını tanıyorsa, Kürtler onlarla birlikte sorunu çözmeye hazırdır. Kürtler Avrupa’nın, Türkiye’nin, Katar ve Suudi Arabistan’ın tercih ettiği tarafta taraf olma gibi bir derdi yoktur. Kürtlerin, “hele rejim yıkılsın sonra bakarız” diye bir yaklaşımı da olamaz.

Kürtlerin bu konumda olmasının esas sebebi Avrupa ve Türkiye değil midir? Eğer bu soruya evet deniliyorsa, o zaman Kürtler için ne Avrupa’nın, ne yerel güçlerin, ne de Rusya’nın yolu doğrudur. Tek doğru yol, üçüncü yoldur. Bu da Kürtlerin kendi kendilerini ifade etme ve kendi dostlarını veya düşmanlarını kendileri tarafından belirleme iradesine sahip olmadır. Bu, Rojava’da muhalifler de, Rejim de olabilir. Türkiye de AKP de, CHP-MHP de, başka sivil güçler de, Askeri yapı da olabilir. Ama ne olursa olsun bunu belirleyecek olan güç Kürtler olmalı. Kürtler düşmanlarını ve dostlarını belirlemelidir, Avrupa değil, ABD değil, Türkiye veya bir başka güç hiç değil.

Kürtler bu yol haritasını belirlerken işbirlikçi olmazlar. İşbirlikçilik daha farklı bir şey. Örneğin kardeşlerini tuzağa düşürmek için hendek kazmak, Türk, Arap ve Fars devletleriyle ortaklaşa operasyon düzenlemek, yani kısacası birakujî siyasetini izlemektir. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi Kürtlerin katledilmesinde birinci derecede rol oynayan devletlerle tuzak kurmak işbirlikçilik olmuyor da, ‘zorla’da olsa, yabancı güçleri ülkesinden kovmak mı işbirlikçi olunuyor? Tanrı sabır versin…