Almanya Gündemi
Geçen hafta DAİŞ canavarları (başka bir tanımlama bulamadım) Kobanê'ye saldırdığında gözlerimin önünde iki fotoğraf karesi asılı kaldı. Birinci fotoğrafta; ellerinde kır çiçekleri beyazlamış saçları ve bıyıkları ile yaşlı ama genç yürekli bir savaşçı. Öyle güzel bakıyor ki bize; sanki bütün savaşı özetliyor; "bütün caniliğinize rağmen biz ellerimizde kır çiçekleri ile geleceğin umudunu taşıyoruz" diye haykırıyor adeta. O dostça bakan gözler maalesef sadece fotoğraflarda kaldı. DAİŞ'in hain saldırısında Rıfat amca da yaşamını yitirdi. İkinci fotoğrafta ise; dünyadan haberi bile olmayan, saldırılarda annesini yitirmiş, babası yaralı sütkuzusu bir bebek. YPJ'li gerillalar bağırlarına bastıkları bebeğe analık ediyorlar şimdi.
DAİŞ hain saldırısında birçok bebeği yetim bıraktı, önüne çıkan sivillerin boğazlarını keserek, kurşunlayarak katletti. Sokaklar, aralarında çocukların da bulunduğu parçalanmış cesedlerle doluydu. Kobanê adını dünyaya, yazdığı kahramanlık destanı ile duyurdu. Batı'nın şaşkınca afalladığı bir dönemde DAİŞ terörüne gösterdiği dirençle umut kapısı oldu. Fakat bütün bunlara rağmen dünya gündeminde hakketiği yansımayı bulmuyor...
Şöyle ki; DAİŞ çetelerinin Kobanê'ye saldırılarının hemen akabinde Tunus, Fransa ve Kuveyt'te peşpeşe korkunç saldırılar gerçekleşti. Tunus ve Kuveyt katliamlarını DAİŞ direk üstlendi. Fransa'da ise bağlantısı araştırılıyor. ABD başta olmak üzere Avrupa (ki Tunus'ta ölen turistler İngiliz, Fransız ve Alman uyrukluydu) saldırıları kınadı. Alman İçişleri Bakanı Thomas de Maizière de İngiliz ve Fransız meslektaşları ile birlikte Tunus'ta olayın meydana geldiği plajı ziyaret etti. Ziyaretlerinin asıl nedeninin dayanışma olduğunu ve özgürlüğün terörizmden daha güçlü olduğunu söyledi. Başbakan Merkel ise terör ile mücadelede Tunus'un yanında olacaklarının mesajını verdi. Açıklamalarda Fransa ve Kuveyt saldırıları kınandı. Fakat; sokakları yüzleri parçalanmış çocuklarla dolan Kobanê için aynı kamuoyu sessiz kaldı.
Bugüne kadar terör saldırıları ile mücadele mesajları veren Almanya, söz konusu Kürtler olduğu zaman, gereğinden fazla hassaslaşıyor, Kürtler'e hala açık destek vermekten çekiniyor, yüzlerce, binlerce sivilin ölümüne göz yumuyor.
***
Diğer taraftan Almanya'nın şu an en büyük gündemlerinden biri de hala Yunanistan sorunu. Avrupa'nın migren krizini hortlatan Yunanistan'ın referandum hamlesi, AB yöneticilerini hayal kırıklığına uğrattı, haliyle bekledikleri manevra bu değildi. Tsipras ile sayısız görüşme yapan ve bu sorunla ilgili en çok ter dökenler arasında yer alan Merkel de olanları kaygıyla izliyor.
Kriz durumlarında genellikle soğuk kanlı olan Merkel cebinde yedek bir çıkış yolu hamlesi de her zaman bulundurur. Nitekim partisinin 70. yıl kutlamalarında uzlaşma mesajları verdi. Aynı zamanda Federal Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin genel ve meclis grup başkanlarıyla bir araya geldi, bu konuda fikir alışverişinde bulundu.
Fakat Yeşiller ve Sol Parti başından bu yana Merkel'in dayattığı reform paketlerine karşı çıkıyor. Çünkü Merkel bu reformlarla halkı tekrar kemer sıkmaya mecbur etmek istiyor, ki Yunanistan'daki sorun kemer sıkma politikaları ile düzelmeyecek, bunun herkes bilincinde.
Kimse aslında bundan sonra olacakları kestiremiyor. Önümüzdeki günlerde Yunanistan'ın nasıl bir yol izleyeceği merak konusu iken, Merkel uzlaşma talebinde ısrarlı. Krizin çözülmesi noktasında uzlaşma, açık bir seçenek olarak dururken, AB'den kopma da seçenekler arasında. Bekleyip göreceğiz...