
PKK'nin kuruluş kongresi Fîs köyündeki evinizde gerçekleşti. Ailenizin, Apocu Hareket ile tanışıklığı nasıl başlıyor?
Aslında ailenin yurtseverlik geçmişi oldukça köklü, çok daha eskilere dayanıyor. Osmanlı döneminde subaylık yapan dedem Heci Resul, bizzat Şêx Said isyanında aktif yer alıyor. İsyan yenilgiyle sonuçlanınca bunu hazmedemiyor ve zehir içip intihar ediyor. Babam ve amcam 5 yıl Elazığ Cezaevi'nde kalıyor. Fîs köyü de Şêx Said isyanı döneminde yakılıp yıkılıyor. Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ne, Güney Kürdistan'daki Barzani Hareketi'ne de aile sempatiyle bakıyor. Bu sempati, Kürtlükten ileri geliyor. Apocu Hareketle ilişki ise, ideolojik gelişme döneminde bizzat amcaoğlu Seyfettin Zoğurlu’nun (General Sami), grup içinde yer almasıyla başlıyor. Aile içinde en birikimli, ideolojik olarak en derin kişi Seyfettin arkadaştı. Dêrsim'de öğretmen okulunda okurken, grup döneminde hareket ile tanışıyor. Ailenin yurtseverlik geçmişinden dolayı, PKK'nin düşüncesini hızla benimsiyor ve aile içine taşıyor. Ailemiz ise, hareketi benimsemede zorluk yaşamadı. Ancak hareketin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı konusunda kaygılar vardı. Babam ve amcam, "Şêx Said isyanında bir ihanet yaşadık. Kürtler eğer ihanet yaşamazsa, örgütlülük gerçekleşirse, kesinlikle başarır" diyorlardı.
O halde kongrenin sizin evinizde gerçekleştirilmesi tesadüf değil, bilinçli bir tercihti?
Tabii, bu rastgele bir tercih değildi. Kaldı ki; kongre döneminde de arkadaşlar Seyfettin arkadaşın yurtseverliğinden dolayı ailenin bu kongreyi kaldırabileceği kanısına vardıklarını, bu yüzden bu evi tercih ettiklerini belirtiyorlardı.
Kongrenin pratik hazırlıkları da, aynı zamanda PKK'nin kurucu üyelerinden olan Seyfettin arkadaş üzerinden yürütüldü. Yine Seyfettin arkadaşın ağabeyi Alaaddin Zoğurlu da (Semir) güvenlik sorunu başta olmak üzere, tüm hazırlıklara yardım ediyordu.
Kongre hangi koşullarda gerçekleşti? O dönemin politik çalışmaları kuşkusuz büyük bir gizlilik içinde yürütülmüştür?
Ailemiz, olayın ciddiyetinin farkındaydı. Bu yüzden kongrenin selameti açısından katı gizlilik kuralları uygulandı. Bizzat Aladdin arkadaş ilgileniyordu bu güvenlik sorunları ile. Ben de kendisine yardımcı oluyordum. Ziyarete gelmek isteyenleri farklı akrabalara ya da köyün girişinde aileye ait kahvehane ve lokanta vardı, oraya yönlendiriyorduk. Ancak çok yakın aile fertleri bir şeylerin olduğunun farkındaydı, fakat tam olarak ne olduğunu bilmiyorlardı. Tabii arkadaşlar da dikkat ediyordu. Ev küçüktü zaten, iki oda bir salondan oluşuyordu. Dışa çıktıklarında, dikkat çekmemek için tek tek çıkıyorlardı.
Biraz başa dönersek, kongreye gelişler nasıl oldu, ne kadar delege katıldı?
Hatırladığım kadarıyla 2 taksi, bir minibüs ile yaklaşık 20 civarında kişi geldi. Zaten Duran Kalkan ile Seyfettin arkadaşlar hazırlıklar için önceden gelmişlerdi. Akşam güneşin batması ve karanlığın çökmesiyle geldiler. Arabalar ilk geldiğinde ben de Seyfettin arkadaş ile birlikte yolun kenarına kadar gittim. Kongrenin iki kadın delegesi vardı. Bir tanesi geçtiğimiz Ocak ayında Paris'te katledilen Sakine Cansız arkadaştı, diğeri de Kesire Yıldırım'dı.
Kongrenin yapıldığı evi anlatır mısınız? Nasıl bir ortamda gerçekleşti kongre?
Ev, 2 oda, bir salon ve kilerden oluşuyordu. Betonarme bir evdi ve asfalt yol üstündeydi. Büyük oda Licê-Amed yoluna bakıyordu. Ara salon vardı. Arkada kiler ve banyo için kullanılan bir yer vardı. Toplantının yapıldığı küçük oda ise, köy tarafına bakıyordu. Büyük odada yola yakın olduğundan çevreden duyulmasın diye kongre orada yapılmadı. Odada ise iki sedir, minder ve halı vardı yerde. Arkadaşlar bunların üzerinde oturup toplantılarını yaptı. Gelenlerin zaruri ihtiyaçları da aile ve yakın akrabalar tarafından karşılanıyordu. Ağırlıkta da Seyfettin ve Alaaddin arkadaşın rahmetli annesi Raziye Ana ilgileniyordu beslenme ve barınma ihtiyaçları ile.
Evinizde gerçekleştirilen kongrenin tarihi öneminin farkında mıydınız peki?
Seyfettin grup içinde olduğundan dolayı, aile uzak değildi harekete. Ancak daha önce de belirttiğim gibi başarıya ulaşıp ulaşmayacağı hususunda kaygılar vardı. Kongre sürecinde bizzat Seyfettin arkadaşın söylediği ve daima aklımın bir ucunda canlı tuttuğum bir sözü var: "Burada bir halkın tarihi yeniden yazılıyor, yeniden oluşturuluyor. O yüzden bu günlerin kıymetini iyi bil, anlamaya çalış." Tabii aile de, ben de daha duygusal bakıyorduk meseleye. "Bir tarih yeniden yaratılıyor" denilmişti. Tarih bilinci gelişkin olmayınca bu söze de yeterli anlam verememiştik o dönem. Yine hatırlıyorum, Licê'de deprem sonrası, halk talepler için bir eylem yapmıştı. 'Kahrolsun Sömürgecilik' sloganı atılıyordu. Bununla da ne denmek istendiğini bilmiyorduk. Seyfettin ve Alaaddin arkadaşa sormuştuk ne anlama geldiğini. O gün, o odada konuşulanların bugünkü düzeye ulaşacağı aklımızın ucundan geçmezdi. Bir umut vardı sadece ve gerçek oldu.
Siz kongre sürecinde nasıl bir görev aldınız?
Alaaddin arkadaş kongrenin güvenlik sorumlusuydu. Ben de ona yardımcı oluyordum. Olası durumlar karşısında dışarıda bir nevi nöbet tutuyor, etrafı kontrol ediyorduk. Tehlike vardı çünkü. Geliş gidişleri denetliyor, dikkatli olmaya çalışıyorduk.
Kongreye ev sahipliği yapmak, ailenizin yaşamını nasıl etkiledi?
Yüklenilen sorumluluğun ağır bir yük olduğu, büyük bedellerinin olduğu geçmiş isyanlardan biliniyordu. Aile bunu bile bile kabul etmişti ev sahipliği yapmayı. Daha sonra da mücadelesini sürdürdü.
Seyfettin arkadaş profesyonel olarak mücadele içinde yer alıyordu. Alaaddin arkadaş da giderek aktifleşti ve ailesinden koptu. Dört aileydik, ailenin geçimini sağlamak da daha çok bana kaldı. Tarlalar vardı, ancak yetmiyordu. Kahveyi çalıştırıyorduk bir taraftan. Ailenin imkanları da harekete sunulmaya çalışılıyordu. Mesela bir silah almıştık. O zamanın 50-60 koyun parasıyla aldığımız bir silah vardı. Alaadin arkadaş aldı götürdü, bugün yarın getireceğim derken, o silah bir daha gelmedi.
Seyfettin arkadaş gidişatın daha fazla farkındaydı. Bizi, "Gereksiz birşeyler almayın. Bir kaç yıl sonra belki burda taş üstünde taş kalmaz, yıkabilirler" diyerek, bizi yaşanabileceklere karşı uyarıyordu. Onlardan sonra ben de itirafçıların hedef göstermesi nedeniyle 1982 başından itibaren aileden ayrıldım. Takriben 27 yıl bir zaman dilimi uzak kaldım.
Bu toplantı sonrası devletin aileye yaklaşımında ne gibi farklılıklar oldu?
Fîs Ovası'nın şöyle bir durumu var. Ailemiz, Şêx Said isyanında zaten mimlenmiş. Devlet birçok kişiye olduğu gibi bize de rutin baskılar yapıyordu. Şahin Dönmez yakalanmayana kadar kongrenin yapıldığına dair bir iz yoktu, kimse bilmiyordu. Ancak Şahin Dönmez yakalanıp, kongreyi ve ailemizi deşifre ettikten sonra, durum tümden değişti. Baskılar artık açıktan ve net bir şekilde oluyordu. Köye gelen devlet güçleri, "Burnumuzun dibinde komünist yuvası kurmuşsunuz. Devletin temelini yıkmak istiyorsunuz. Biz de sizin temelinizi yıkacağız" diyorlardı.
"Sizi yok edeceğiz" diye tehdit ediyorlardı. Lîce, Karas ve Hezan karakol komutanları bunu açık ve net bir biçimde söylüyordu. İşyerimiz olan kahveyi karakol noktasına çevirmişlerdi adeta. Gece gündüz bu baskılar sürüyordu. Ailenin geçiminin karşılandığı yer, bu şekilde insanların uğramadığı yer haline geldi. Baskılar bunlarla da sınırlı kalmadı. 1985'e gelindiğinde, baskının dozu, ailenin oradan göçertilmesine, evin yıkılmasına kadar vardı. Tüm bunların sonucunda aile Amed'e göç etmek zorunda kaldı.
Ailenizden çok sayıda kişi de devlet güçleri tarafından katledildi...
Evet, baskı fiziki yönelimlere dönüştü ve katletmeler başladı. İlk başta Seyfettin arkadaşın babası Abdurahman amca 1984 yılında gözaltına alındı, işkence edildi. İşkence sonucu geçirdiği mide kanamasıyla yaşamını yitirdi. 1985 yılında aile Amed'e göç etmek zorunda kaldı. Yönelimler Amed'de giderek arttı. Amcalarım ve babam vefat etmişti. Üç aileden kadın ve çocuklar tek kalmıştı. Seyfettin arkadaşın ailesi de yurtdışına çıkmıştı. Bir taraftan ekonomik sıkıntı, barınma sıkıntısı yaşandı. En yakın çevre bile aileye sahip çıkma konusunda uzak kaldı. Kimse aile ile ilişkiye geçmek istemiyordu. Teşhir edildiler, hedef gösterildiler. Aylarca gizli bir şekilde hayat sürdüler.
Seyfettin arkadaş 1986 yılında Qilaban'da (Uludere) bir çatışmada şehit düştü. Alaaddin arkadaş da 1987 yılında şehit düşünce, oğlu ardından gerillaya katıldı, 1993 yılında Sason'daki bir çatışmada yaşamını yitirdi. Ailemiz, 1990'larda başlayan kontra saldırıların da hedefi oldu. 1993'te Alaaddin arkadaşın diğer oğlu Zana ve kardeşi Lokman'ı, ikisi de 16-17 yaşlarındaydılar, evden aldılar. Çocukların cenazeleri, Diyarbakır Köprüsü'nün altında bulundu. Elleri arkadan bağlanarak, kafalarına kurşun sıkılarak, infaz edilmişlerdi. Başka bir akrabamız da Hizbul-kontra tarafından katledildi. Aileden şimdiye kadar 11 kişi şehit düştü ya da devlet güçleri tarafından infaz edildi, Ferzende ve Ahmet Zoğurlu'nun akıbetleri ise halen belli değil. Yaşadığımız tüm acılara, baskılara ve yitirdiklerimize rağmen, başından itibaren bu mücadele içinde yer almaktan onur duyuyoruz.
HABER MERKEZİ