UNESCO hiç Sur’a gitmedi. Yıkımı durdurmak için hiçbir adım atmadı. UNESCO koruması altında olması rağmen Türkiye’den sadece görüş istendi.
UNESCO Türkiye’nin Sur ile ilgili raporların hiçbirini kamuoyuna açıklamadı, gizli tuttu. İki yıldır hiçbir UNESCO toplantısında Sur gündem konusu yapılmadı. UNESCO toplantısında dağıttığımız Sur ile ilgili broşürlerimiz toplatıldı. Toplantıyı polis bastı. UNESCO ile sayısız görüşme yaptık, inceleme istedik ama Sur’a heyet göndermedi.
FEHMİ KATAR / BERLİN
Berlin’de Amed’de Sur’un Türk devleti tarafından yıkılışı ile ilgili etkinlikte konuşan Dünya Mirası İzleme Örgütü (WHW) Başkanı Stephan Dömpke, bütün girişimlere ve detaylı raporlara rağmen UNESCO’nun Türk devletinin Sur’un yıkımını durdurmak için hiçbir adım atmadığını söyledi. Dömpke, Sur’un yıkımında UNESCO’nun suç ortaklığını tek tek anlattı.
Dünya Kültür Mirası İzleme Örgütü ( World Heritage Watch) Başkanı Stephan Dömpke, Berlin Friedrichshain-Kreuzberg Belediyesi tarafından organize edilen “OHAL döneminde fotografçılık / Diyarbakır’ın eski yerleşim yeri, UNESCO dünya kültür mirası Sur nasıl yıkıldı?” etkinliği çerçevesinde gerçekleşen “Diyarbakır’ın yıkılışı ve UNESCO’nun sessizliği” panelinde konuştu.
Devlet tarafından yıkılan ilk kültür mirası
Sur’un kendi ülke hükümeti tarafından yıkılan ilk Dünya Kültür Mirası olduğunun altını çizen Dömpke, UNESCO koruması altında olması rağmen Türk devletinden Sur’la ilgili görüş istemek dışında bir girişimin olmadığını belirtti. Dömpke, Türk devletinin UNESCO’nun rapor istemlerine karşı yazdığı raporların da bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.
Sur’daki çatışmaların başlamasıyla beraber UNESCO’nun sırasıyla 2015 Aralık ayında 2 defa ve daha sonra 2016’da 7 Şubat’ta ve 27 Şubat’ta, Türk devletinden Sur ile ilgili SoCP (State of Conservation Report ) raporunu istediğini, Türk devletinin ise ancak 11 Mayıs’ta bir rapor yazdığını bunun da şimdiye kadar gizli tutulduğunu hatırlattı.
UNESCO’nun gözü önünde yıkım
9 Haziran 2016’da çatışma sonrası Sur ile ilgili değerlendirme raporu yayınladıklarını, bunun üzerine UNESCO’nun Türk devletinden tekrar 30 Haziran 2016’da SoCP raporu istediğini belirten Dömpke, bunun yanında hem Türkiye’de hem de yurt dışında farklı sivil toplum örgütlerinin Sur’un yıkılışı ile ilgili raporlar hazırladığını ve bunu UNESCO’ya göndererek adım atmasını istediğini aktardı. Dömpke devamında şunları kaydetti: “Buna rağmen Haziran 2016’da Türkiye’de yapılan UNESCO Konferansı’nda Sur gündem konusu yapılmadığı gibi Türk tarafından Sur ile ilgili bir talepte de bulunulmadı. Bunun nedeni hem Türk devletinin ev sahibi olmasaydı hem de Sur ile ilgili tutunduğu tavırdı. Biz mesela toplantı başlamadan katılımcı sıralarına Sur ile ilgili hazırladığımız broşürleri bıraktık. Bu broşürler saniyesinde toplatıldı, birden toplantının yapıldığı yer sivil polisler tarafından sarıldı.”
UNESCO toplantısında Sur ambargosu
Dömpke, İstanbul’da yapılan toplantıda Sur ile ilgili Türk devletinin uyguladığı sansüre UNESCO’nun uyduğunu belirterek, “Türk devleti Sur ile ilgili tek bir lafın bile edilmemesi için inanılmaz çaba harcıyordu. Sur’da uyguladığı OHAL’i UNESCO’nun toplantısına taşımıştı. UNESCO toplantısının hazırlığı için yüzlerce işçi çalışıyordu. Bu işçiler içinde Diyarbakırlı Kürt işçiler olabileceği düşünülerek, oradaki bütün işçiler önceden Sur ile ilgili tek bir söz edilmeyecek diye uyarılmıştı. Toplantı salonundaki güvenlikçilerden gizli polislere kadar Sur ile ilgili herhangi bir şey yapılmasın diye tetikte bekliyorlardı. Konuştuğumuz diğer ülkelerin temsilcileri de Türk devletinin misafir olmasından dolayı Sur’daki durumu gündeme getirmenin doğru olmayacağını öne sürerek, toplantıda Sur’u gündemleştirmekten çekindiler. Bunun sonucunda da Türk devletine herhangi bir yaptırım uygulama kararı alınmadı sadece 2017 Şubat ayına kadar SoCP raporu istendi” dedi.
UNESCO’ya verilen rapor gizli tutuluyor
Türk devletinin 2017 Şubat ayında UNESCO’ya SoCP raporu verdiğini ama bu raporunda gizli tutulduğunu belirten WHW Başkanı Stephan Dömpke, aynı tarihlerde hem BM’nin İnsan hakları komisyonunun Diyarbakır’da yapılan yıkım ile ilgili rapor yayınladığını, kendi başkanlığı yaptığı WHW’nin de Haziran ayında Polonya’nın Krakov şehrinde yapılan toplantısından hemen önce, Sur’daki yıkım ile ilgili detaylı bir rapor yayınladıklarını, bu raporu UNESCO’ya gönderdiklerini söyledi. Ama buna rağmen Haziran ayında Krakov’da yapılan toplantıda da Sur’un toplantı gündemine alınmadığını ifade eden Dömpke, toplantıda sadece şehrin yeniden yapılanmasının “Mirasa vereceği zarar ile ilgili değerlendirme” ve 1 Şubat 2018’e kadar vermek üzere yeni SoCP raporunun istendiğini belirtti.
Türk devletinin halen Sur’u yıkmaya devam ettiğini ve UNESCO’nun bunu durdurmadığını belirten Dömpke, Türk devletinin 1 Şubat 2018’e kadar vermesi gereken SoCP raporunu da vermediğini, hem Sur Platformu hem de kendi girişimlerine rağmen 2018 yılında yapılan UNESCO toplantısında da Sur’un gündeme alınmadığını kaydetti.
BM Sur’a müdahil olabilir
Palmire’nin DAİŞ tarafından saldırıya uğramasında sonra UNESCO’nun BM’ye, Dünya Kültür Mirası’na karşı yapılan yıkımın insanlık suçu olarak tanınması için talepte bulunduğunu ve bu talebin kabul edildiğine işaret eden Dömpke, “BM Güvenlik Konseyi eğer Dünya Mirası’nın tehdit edildiğini görürse buna müdahale hakkı var. Sur’un yıkımını eğer bir ülke BM Güvenlik Konseyi’ne götürür ise Birleşmiş Milletler Sur’a müdahil olabilir” diye konuştu.
UNESCO Sur’a hiç gitmedi
UNESCO’nun Sur ile ilgili şimdiye kadar sahip olduğu tek bilginin kendileri gibi sivil toplum örgütlerinin gönderdiği raporlar ve Türk devletinin verdiği bilgiler olduğunu belirten Dömpke, UNESCO’nun Sur ile ilgili kendi araştırmasının bugüne kadar yapmadığının altını çizdi. UNESCO temsilcileri ile sayısız görüşme yaptıklarını belirten Dömpke, görüşmelerde kendilerine UNESCO’nun Sur’a doğrudan heyet göndermeyeceğinin söylendiğini aktardı.
Sur’u kurtaracak olan şeyin UNESCO’dan çok kamuoyu baskısı olacağını ifade eden Dömpke, “Etkili bir kamuoyu baskısı oluşması durumunda hem Sur’un yıkımı durdurulabilir hem de Halep’te olduğu gibi yeniden kuruluşu ve eski sahiplerine geri verilmesi için uluslararası bir destek sağlanabilir” dedi.
Çatışmalardan sonra yıkım
Daha önce Amed Büyükşehir Belediyesi’nde çevre mühendisi olarak çalışan ve aynı zamanda çevre koruma aktivisti olan Ercan Ayboğa ise yaptığı sunumda, Sur’daki asıl yıkımın çatışmaların olduğu tarihlerde değil, sonrasında yapıldığını kaydetti. Türk devletinin Sur’daki kültürel mirası hedef aldığını ama buna yaparken sadece maddi mirası değil, orada oluşan kültürel, toplumsal mirası da yok etmek istediğini ifade etti.
Sur yerle bir edildi
Farklı tarihlerde uydudan çekilmiş fotoğraflarla Sur’un çatışmalardan sonra nasıl yıkıldığının söyleyen Ayboğa, 2015’te Türk devletinin barış görüşmelerini sonlandırmasıyla ilk sokağa çıkma yasağını Sur’da ilan ederek, on binlerce asker ve polisle bir saldırı başlattığını ifade etti. Türk devletinin Sur’da tam olarak bir talan harekatı başlattığını belirten Ayboğa, Sur içindeki 845 tarihi yapının çoğunun yok edildiğini, yapılan inşaat çalışmaları için de daha önce hiç kazı yapılmamış Sur’un rastgele makineler tarafından delik deşik edildiğini ve büyük ihtimalle yer altındaki onlarca tarihi eserin de yerle bir edildiğini ifade etti.
Tarihi evler yerine zenginlere beton evler
Yıkılan tarihi Sur evlerinin yerine betondan evler yapıldığını, betonun da bazalt ile süslendiğini belirten Ayboğa, devletin bu evleri de asıl sahiplerine değil daha çok para ödeyecek olanlara vermeyi planladığını aktardı. Ayboğa, devletin Sur’a kendisine yakın zengin bir zümreyi yerleştirerek hem orayı neoliberal planlarına uygun bir alana dönüştürmek hem de Sur’un tarihi, toplumsal ve kültürel yapısını değiştirerek Amed’in kolektif belleğini yaralamak istediğini ifade etti. Ayboğa, bunun ise ancak uluslararası güçlü bir dayanışmayla önlenebileceğine dikkat çekti.
Sur’u uluslararası dayanışma ağı kurtarabilir
Sur’daki ailelerin bütün baskı ve olanaksızlığa rağmen Amed’i terk etmediğini belirten Ayboğa, “Son yapılan araştırmalara göre de Sur’da evinden olanların yüzde 85-90’ının Amed’de yaşamaya devam ettiği ifade ediliyor” dedi.
Türkiye’deki ekonomik krizin Sur’daki inşaat çalışmalarını da vurduğunu ve devletin buna özel ödenek çıkardığını belirten Ayboğa, Sur’un yerine beton evler yapılmaya devam ettiğini aktardı. Evinden edilen binlerce insanın barınma sorunu yaşadığını belirten Ayboğa, şunları kaydetti: “Gelen tepkiler üzerine devlet Sur’da evlerinden edilen insanlara kira parası veriliyordu ama ekonomik krizle beraber devlet bu kira paralarını kesti. Şimdi iki üç aile beraber bir kaç odalı ev tutup, birlikte yaşamak zorunda kalıyor.”