
Sen treni kaçırdın Erdoğan, hem Ortadoğu’da, hem de Türkiye’de yepyeni bir tarih yazılıyor ve sen onun dışındasın. Biraz bilgi birikimin olsaydı, o yazılmaya başlanan tarih yapraklarının baş sayfalarında olurdun ama o bilgi şırıngayla verilmediğinden, şimdi söz söyleyen ya da danışılan ve tartışılan yerine tartışmalarda ciddiye alınmayan, hep itiraz eden ama itirazını da alternatifsiz durumda bırakan bir konumdasın.
Sen zannettin ki, madem tarih bilhassa Kürtler üzerine yazılıyor, o zaman ben baş söz sahibi olurum ve istediklerimi ya da başkalarının dikte ettirdiği istekleri o değiştirilen tarihin baş sayfasındaki Kürtlere anlatabilirim. Oysa dünyada işler sandığın kadar kolay yürümüyor, 1453’te Constantinopolis alındığında Avrupa’nın en ücra köşesindeki ülke ya da imparatorluklar bile işin içine ya müdahil oluyor ya da siyasetini ondan sonrasına göre baştan sona revize ediyor.
Aynı şey Kurtuluş Savaşı için de geçerli, Atatürk ve İnönü’nün Osmanlı’yı devirmek istemeleri, yerine kendilerince cumhuriyet kurup ağır aksak demokrasi getirmek istemeleri sadece bir istem, sınırlar bile senin ve senden öncekilerin hep dış mihrak diye adlandırdığı diğer ülkelerle müzakereler sonunda belirleniyor. Veya Sovyetler gibi ülkeler o dönemde Osmanlı’yla komşu olmak yerine Mustafa Kemal’li Türkiye’yle komşu olmak istediklerinden Mareşal Frunze’nin uzun incelemeleri sonucunda Türkiye’ye hem silah hem de para ve altın yardımı yapıyorlar.
Aynı senin çok sevdiğin yeniden kentleşme gibi bişey bu Erdoğan, temelleri çürümüş bina yıkılıp yerine her türlü felakete daha dayanıklı bina yapılmak istenmesi gibi. O binanın yöneticisi olmak bir işe yaramıyor, deprem ya da sel yöneticileri korumuyor, kapısına dayandığında 7.8 şiddetinde bir deprem, “Üst kata çıkalım, burası yöneticinin dairesi” demiyor. Birden bir bakmışsın, sen de göçük altındasın. Yaşadığın sarayın her türlü afete karşın dayanıklı olduğunu sanabilirsin ama komşular, yani halk gittiğinde bir de bakarsın ki sadece kendi kendinin başkanısın ve bırak yönetmeyi, dertleşecek bile kimsen yok etrafında.
Şimdi G 20 buluşmasında yine ABD başkanı Trump ile Minbic konusunda görüşecekmişsin. Kürtler de, Trump ve Amerikalılar da, diğer liderler de, yani bütün dünya konuya olumsuz, yani çözümsüz yaklaşacağını biliyor. Sen siyasi cahilliğinle olumsuz yaklaştığında çok ciddiye alınacağını ve çözüm üretilemeyeceğini sanıyorsun. Oysa tarih sadece 1 kişi ya da grup üzerine kurulmuyor, doğrusuyla, yanlışıyla onyıllardır süren bir Kürt mücadelesi ve gerçekliği var ve tarihi tam veremesek de bu mücadele sonunda kazanır. Aynı demokrasi savaşımı gibi, aynı Fransız İhtilali ya da Sovyetlerin kuruluşu gibi, belki hemen zafer olmaz ama mihenk taşı dediğimiz nokta artık oradadır ve esas onun üzerine bişeyler konmaya başlar, işçilerin haftalık çalışma saatinin demokratikleşmesiyle Fransız İhtilali’nin öyle önemli bir bağı vardır ki, bunları sana saysam küçük dilini yutarsın.
Her şeyi ben yaparım mantığıyla geldiğin noktayı sana 2-3 tümceyle anlatayım istersen. Coğrafyadan siyasete gelelim istersen, her sözümü dinler diye Ahmet Davutoğlu yerine AKP genel başkanı ve başbakan yaptığın Binali Yıldırım sana 15 gün İstanbul belediye başkanının adını yani kendisinin adını açıklamanı engelledi. Nasılı, Binali Yıldırım gibi söz dinleyen birisi bile “Erdoğan bey, Bilal’le Berat benim işime karışmasınlar, yoksa yokum” dedi.
O yüzden demem o ki Erdoğan, sen bugünlerde Binali Yıldırım’a söz geçiremez duruma geldin, Minbic konusunda G 20 toplantısında atıp tutma, çünkü bu bir barış ve demokrasi savaşımıdır ve sensiz de çözülür, hatta daha da kolay çözülür.