
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın önerdiği dört konferanstan biri olan Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı, 29-30 Haziran'da Belçika'nın başkenti Brüksel'de yapılacak. Farklı siyasi, etnik ve inanç gruplarının katılacağı konferansın katılımcılarından Avukat Mahmut Şakar ile Yazar Mahir Sayın, görüşlerini gazetemizle paylaştı.
Ankara ve Amed konferanslarının ardından daha çok uygulama gücü kazanması gereken bir konferans olması gerektiğini belirten Av. Mahmut Şakar, genel politik tartışmalara katılmakla beraber daha çok hukuk ve insan hakları alanında yapılması gerekenler konusunda bir sunum yapacağını söyledi.
Yeni bir durum var
Bu konferansı öncekilerden farklı kılan olgular olduğuna işaret eden Av. Şakar şunları söyledi: "Sadece tartışma platformları olmadıkları gibi dönemsel bir etkinlik de değildir. Ne sadece kamuoyunu duyarlı kılmakla yetinebilir ne de kendi kararlarına sırt çevirebilir. Yeni bir durum var ortada. Sayın Öcalan'ın Newroz deklarasyonuyla başlattığı sürecin kalıcı özneleri olmak durumundadır. Konferans katılımcıları hem barış sürecinin ilerlemesi hem de Türkiye halklarına demokratik bir iktidar seçeneği yaratmanın tarihi sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Herkesin bunun bilincinde olduğuna inanıyorum."
Konferanstan beklentisini belirleyen noktanın, demokratik çözüm sürecinin temel bir etkinliği gerçeğine işaret eden Av. Mahmut Şakar, "Barış ve çözüm sürecinin temel aktörlerinin öne çıkacağı ve sürecin inisiyatifini alacakları bir mekan olarak kavrıyorum konferansı. Dolayısıyla sadece mevcut kurumsal yapıların biraraya gelmesinden çok daha ileri bir noktada, mevcut düzenle sorunu olan herkesi kucaklayacak bir genişlikte yeni bir alternatifin açığa çıkarılması gerekiyor. Herkesin varsa geçmiş bagajlarında kurtulması ve stratejik bir ortak öznenin yaratılmasını hedeflemesi zorunlu gibi geliyor bana. Şu ana kadar Avrupa'da yapılan, zaman zaman bazı pratik sorunlar etrafında gerçekleşen güç birliklerini aşan daha doğrusu aşmak zorunda olan bir yeni yapılanmanın ihtiyacını vurguluyoruz. Dönemin ruhuna uygun, halkların demokratik bir alternatife olan ihtiyacı derinden hissederek temellerinin atılacağı bir çalışma olacağı beklentisindeyim. Böyle bir hedefin umut ve heyecan yaratacağı, biraraya gelenlerin gücünün toplamından daha fazlasını sürece çekeceğini düşünüyorum" dedi.
Toplumsal tepkinin patlaması
Türkiye sol hareketinin önde gelen isimlerinden Yazar Mahir Sayın da Brüksel'deki konferans katılımcıları arasında yer alıyor. Sayın, barış konferanslarının barışı sağlama yolunda önemli bir adım olduğunu, Brüksel'deki konferansı da bu şekilde değerlendirmek gerektiğini belirtti.
Türk Başbakan Recep T. Erdoğan'ın iki yıl önce Sri Lanka modelini kendine örnek aldığını anımsatan Sayın, buna karşılık geçmiş süreçte PKK'nin hem kitle hareketinde hem de askeri alanda yenilmezliğini kanıtladığını vurguladı. Sayın, devamla şunları söyledi: "Son iki senelik taktiğini Suriye’nin işgali ve Kürt hareketinin tasfiyesi üzerine kuran Erdoğan, ABD’den bu konuda onay alamaması sonucu vizyonunu kaybetti. Çünkü ABD’nin başının iç sorunlar ve Asya-Pasifik projesiyle nasıl sıkışık olduğunu görememişti. Suriye işgali üzerine yaptığı bütün yatırım birden kendisine yük olarak döndü. Bu durumda önünde duran yerel seçimler, anayasa referandumu, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimleri güvenceye alabilmek için barış taktiğiyle zaman kazanma hesabına girdi. Erdoğan’ın bir zaman için barışa mahkum olduğunu gören Sayın Öcalan tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşayan ve savaşı derinleştirme taktiğini sürdüren PKK hareketine barış planını sundu ve PKK bu öneriyi benimseyerek hızla gereklerini yerine getirdi, böylece dünya çapında olağanüstü bir meşruiyet kazandı. Sıra Erdoğan’ın vereceği yasal güvencelere gelince ne yapacağını şaşırdı. Obama’yı ikna edeceğini sanarak son bir umutla gittiği ABD’den Cenevre II görüşmelerine boyun eğerek geri dönen Erdoğan’ın sinirleri tam anlamıyla bozuldu. Roboskî ve Reyhanlı katliamlarının ağırlığı altında ezilip barış için ne diyeceğini bilemez haldeyken gündemi değiştirmek üzere alkol yasağı, Topçu Kışlası, kimin kaç çocuk yapacağı gibi işleri gündeme getirince toplumsal tepki patlama noktasına geldi."
Erdoğan Gezi'yi beklemiyordu
Erdoğan'ın totaliter bir pozisyona yerleştiğini ve Gezi Pakı direnişiyle hiç beklemediği bir toplumsal muhalefetle karşı karşıya kaldığını kaydeden Mahir Sayın, "Birden hiç kimsenin beklemediği bir fotoğraf ortaya çıktı. Taksim meydanında, BDP bayraklı genç, gazdan boğulmakta olan Türk bayraklı bir genç kadını elinden tutmuş kurtarıyor ve bir ülkücü onları kurt işaretiyle selamlıyordu. Bu tüm ittifak ilişkilerinin değişeceğinin fotoğrafıydı. Erdoğan’ın bir taktik olarak oynamaya kalkıştığı barış Amed-Taksim köprüsünün üzerinden Anadolu Mezopotamya topraklarına ilerleme imkanına kavuştu"şeklinde konuştu.
Sayın, sözlerine şu ifadeyle son verdi: "Erdoğan'ın iktidar konsolidasyonu olarak hesapladığı barış şimdi bir hakikat olma şansını elde etti. Barış konferanslarının bu yolun açılmasında tarihsel bir rol oynayacağına artık kuşku yok."
EVİN AKSOY/ALİ ONGAN/KÖLN/BASEL