Diyarbakır Baro Başkanı avukat Tahir Elçi, yaşanan çatışmalardan dolayı tahrip olan tarihi Dört Ayaklı Minare ve Suriçi’nde yer alan diğer tarihi eserlerin tahrip olmasına dikkat çekmek için yaptığı basın açıklaması sırasında katledildi. Tahir Elçi’nin kim tarafından öldürüldüğüne dair Kürdistan halkının en ufak bir kuşkusu yoktur. Bu konuda bir tartışma yürütmenin son derece abesle iştigal olduğuna inanıyorum. Tahir Elçi’nin hangi nedenlerden dolayı öldürüldüğünü, özellikle de bu nedenlerden biri üzerinde özellikle durulması gerektiğine inanıyorum. Özellikle bu neden üzerine dikkat çekmem, diğer nedenlerin daha önemsiz olmasından değil bu nedenin daha az tartışılmış olmasından kaynaklıdır.

Tahir Elçi, "PKK terör örgütü değildir" dediği için öldürüldü. Tahir Elçi bu tespiti yaparken bir tarafgirlikle ve propaganda yöntemiyle bunu yapmamıştı. Bir gerçekliği, bir olguyu bilimsel, sosyolojik bir yaklaşımla ele almıştı. Bir olguya, böyle yaklaşılması iktidar için çürütülmesi zor ve dolayısıyla daha tehlikeli bir yöntemdi. Tahir Elçi’nin öldürülmesinin ikinci nedeni, yıllar boyunca devletin suçlarını, faili meçhul cinayetlerini araştırması, üstünün örtülüp unutturulmasını engellemesi ulusal ve uluslararası mahkemelerde bu cinayetleri kayda geçirtip teşhir etmesi ve bir kısmını mahkum ettirmeyi başarmış olmasıdır. 

Üçüncü öldürülme nedeni ise binlerce yıllık uygarlığın binlerce yıllık merkezi ve kalbi olan tarihi Suriçi’ndeki tarihin çatışma bahanesiyle iktidar tarafından tahrip ve imha edilmesidir. Bu üç öldürülme nedeninin ortak özelliği bir kolektif hafıza yaratma veya kolektif hafızayı korumaya çalışma özelliği taşımasıdır. Tahir Elçi’nin bu uğraşısı, bugün Kürt sorunu üzerinde yürütülen tartışmaların tarihi bağlamından kopartılarak tartışılmasını engellemeye dönüktür. 

Gelelim Tarihi Suriçi’indeki tarihin tahrip edilmesinin Tahir Elçi’nin öldürülmesine gerekçe olmasını tartışmaya. Bütün sömürgeci güçler, işgal ettikleri topraklarda tutunabilmek için o topraklara ait hafıza oluşturan ne kadar kültürel birikim varsa onu tahrip etmeye, değiştirip dönüştürüp kendine eklemlemeye çalışırlar. Böylece o toprakların insanlarını hafızasız, tarihsiz bırakır, o toprakların tarihini kendisinin oraya gelişiyle başlatır böylece oradaki varlığını meşrulaştırır. Kürt dili, edebiyatı, müziği ve diğer kültürel birikimleri üzerinde gerçekleştirilen vahşi tahribatlar, Hasankeyf gibi pek çok tarihi kenti, varlığı barajlar altında bırakarak tahrip etme, restorasyon adı altında tarihi mekanların özgün özelliklerini değiştirerek tanınmaz hale getirme, yahut kendi mimarisinin özelliklerini verme Kürdistan’da tarih ve hafızayı yok etmeye dönük çalışmaların sadece bir kısmıdır. 

Diyarbakır Suriçi’nin kıyısındaki  binlerce yıllık tarihi Hevsel Bahçelerini Çevre Bakanlığı’nın yapı rezerv alanı ilan ederek, yapılaşmanın önünü açarak Kürdistanlıların doğayla kurduğu tarihsel bağı ve hafızayı yok etmeye çalışmaktadırlar. Unesco’nun Hevsel bahçelerini ve Surları dünya mirası ilan etmesinden kısa bir süre sonrada çatışmalar bahane edilerek bu sefer Suriçi’ndeki tarihe yönelmişlerdir. Dört Ayaklı Minare’yi ayaklarından vurmanın verdiği mesaj şudur. Kürdistanlıları, tarihleriyle buluşmaya götüren ayaklarını vuracağız, sakat bırakacağız. 

Suriçi’nin dar sokaklı ve bir labirenti andıran mimarisi oraya dostça gelenleri bir çocuk şefkatiyle elinden tutarak sokaklarında dolaştırır. Dostça gelen ayaklar için bu sokaklar asla labirent değildir ve kaybolmazlar. Fakat dostça olmayan emellerle, hükmetmek üzere gelenler için bütün tarih boyunca bir labirent olmuştur. Nice sömürge hevesi bu dar sokaklarda yitip dağılıp gitmiştir. Suriçi, tarihine, tarihsel mirasına dayanarak direniyor. Yenilmesi imkansızdır.