Bu yıl Cenevre kitap fuarı capcanlıydı. Dünya gündeminde ne varsa tartışılıyordu. Ama ne yazık ki, Kürtler yine eksikti. Ermenistan’ın çok iyi düzenlenmiş standı olmasa “Türk”ün adı hiç anılmayacaktı. Arap dünyası kapsamlı bir bölüm ile sergileniyordu. Afrika yine mükemmel bir düzenleme ile kıtasal olarak temsil olunuyordu. Bütün bu bölümlere, yemek kültürünün zengin bir biçimde sergilendiği restoran bölümleri eşlik ediyordu. Böylece coğrafyamızın lezzetli mutfağını da tatma olanağına İsviçre Ermeni toplumu sayesinde sahip olduk.Şairler gitar eşliğinde şiirlerini dillendiriyordu. Yazarlar kitaplarından pasajlar okuyorlardı. Çocuklar dört bir köşede kitap okuyordu. Grafik çizgi kitapların popülerliği beni şaşırttı. Bana resimli roman günlerini hatırlattı. Sartre, Nietzche, Freud’dan Marx’a, Gagugin, Van Gough ve Munck’tan Caravaggio’ya bir sürü çizgi biyografi vardı. Jaures’inkini hemen kaptim. İçinde L’Humanite’nin orijinal baş sayfası vardı ek olarak.

Ermenistan standında ayrıca panel ve sunumlar yapıldı. Pınar Selek’in o capcanlı sunumundan etkilenmeyen kalmadı. Helene Piralian, soykırımın öteki kuşaklara travmatik olarak nasıl taşındığı harika bir biçimde dile getirdi.Ben sunumumda daha çok Ermeni soykırımının tanınmasının nasıl Türkiye’nin demokratikleşmesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu anlatmaya çalıştım.Ama bu vazgeçilmez koşul yanında Ermeni toplumunun Osmanlı modernleşmesine ve anayasal hareketlerine nasıl önemli bir katkı sunduğunun da altını çizmeye çalıştım.Ermeni devrimci hareketi, 1905 Rus devrimi yanında, 1906 İran ve 1908 Osmanlı Meşruti hareketlerine ciddi katkı sunmuştu.

Büyük devletler ise bu üç mutlakiyetçi devletin de demokratikleşmesinden memnun değildi.

1905 devriminden sonraki gerici baskı döneminde, Rus çarlığı sadece Ermeni devrimci hareketini hedef almakla yetinmedi, Ermeni kilisesini de baskı altına alıp, Rus Ortodoks kilisesinin bir parçası haline getirmeye çalıştı. Manastır ve kilise mülküne el koymaya başladı.

1906 İran meşruti devriminin silahlı savunma gücünün önemli bir parçası Ermeni devrimci hareketi idi. Bu devrimi bir tehdit olarak algılayan İngiltere ve Rusya, İran topraklarını kuzeyden ve güneyden işgal altına alacaktı.

1908 yarım kalmış Osmanlı demokratik devrimine de Ermeni toplumu ciddi bir destek verecekti.Zaten, 1876’daki anayasanın hazırlanmasında da Ermeni aydınların önemli bir katkısı vardı.

Her soykırım aynı zamanda, bir anı-kırımdır (memosid). Ermenilik sadece coğrafyadan değil, anılardan da silinmeye çalışıldı.

Ermenilerle Kürtlerin durumu Janus’un çifte suratı gibiydi.

Ermeniler öldüklerini, Kürtler ise yaşadıklarını ispat etmeye çalışıyordu.

50 küsür yıl bu böyle devam etti.

Şimdi bir ara-bölümdeyiz. İnkar devam ediyor.

Ama eskisinden cesur yüzler var önümde.

Türkiye tarihi ile yüzleşiyor.

Zor ama o kadar da soylu bir iş bu.