20. yüzyıldaki en kötü gelişmelerden biri de bireyi geleneksel değerler skalasına göre ölçüp biçmek, gelişimini değerlendirmek, davranışlarını puanlamak; devlet idealizmine göre şekillendirmek oldu. Bu kötümser iddiam daha çok Ortadoğulu toplum ve birey gerçekliğine dairdir. Zira Batı, bu çelişkileri daha kanlı bir şekilde yaşadı ve ona göre tedbirler aldı. Belki Avrupa’nın kimi kentlerinde bireyin sosyal hayata adaptasyonunda bir norm oluşturdu. “Başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bir diğerinin özgürlüğünün sınırlanması” olarak ilkeselleştirildi. Böylece birçok Avrupa kentinde, sokağında çok daha az sayıda polise, jandarmaya, güvenlik görevlisine rastlamanın yolu açıldı. Canlı hayatın her alanında pozitif değerler kendiliğinden sosyal fren işlevi gördü. Aynı şeyi Ortadoğu toplumları için söylemek zor. Zira hem Batı’nın bilişim ve teknolojik değerlerine erişmeyi, ulaşmayı hedef gösteren modernist egemenler var hem de Batı’nın bunlar üzerinden şekillenen ahlakını, sosyal hayatını, politik değerlerini kesinlikle reddeden aynı egemenlerin öncülük ettiği gericilik var. Ortadoğu’da çatışmaların bir yönü de bu karmaşanın, bu kişiliksizliğin sonucu.
Moral değeri ‘Doğulu’, maddi değerleri ‘Batılı’
Doğu’da güçlü olanın tanrısına inanılır, güçlü olanın sınırı ihlal edilmemeli ilkesi öğretilir, zayıfa diş geçirenin havladığı yöne hücum edilir. Böylece sosyal hayatın birçok alanına göre bina edilen ahlak da ya ayet ya hadis ya da güçlü olanın etiğine göre mekruh sayılır. Siyasi hayat da hemen hemen buna göre özellikler gösterir. Egemen olmuş bir kurala, bir yasaya itiraz etmek “terör, anarşi, bozgunculuk, dinsizlik” diye kodlanır ve normal şartlarda “linç” diye yargılama konusu olacak birçok kolektif çılgınlık, sosyal histeri “en doğru” tanrısal yaşam diye bireye yutturulur. Egemen görüş ve bazı değerler öyle yanıltıcı ve baskın olur ki onları sorgulamaya kalkışmak artık “hayati” sayılır. Varlık yokluk diye adlandırılır. Üzülerek belirtmeliyim ki 1930’lar Batı’sından Türk-Arap-Fars egemenleri aracılığıyla Ortadoğu’ya taşınmış bu geri sosyal mühendislik olayı Kürtlerin bir kısmına da sirayet etti. Kimi Kürt gruplar taşıyıcı egemen Türkler, Araplar ve Farisiler sayesinde bölgeye yerleşmiş histeri derecesindeki hastalıklı toplumsal ve siyasal davranışları, tek arıza ve tek parmağa bakarak uygulamaya sokma gayreti içindeler. Oligarşik özlemlerle Kürdistan’da güç odağı oluşturma, doğal etnik ve dinsel farklılıkları “baskın soy ve dinsel” tekçilikle dizayn etme, öteleme, düşmanlaştırma, Batı’nın sadece maddi değerlerine sarılıp moral değerlerini şu veya bu nedenle reddetmek bunlardan birkaçı. Bu davranışların çoğu taşıyıcı sömürgecilik üzerinden taklit edilip kazanılmıştır.
Taşıyıcı egemene benzeme ve PKK’yi düşmanlaştırma
Bu günlerde PKK bileşenleri ve KDP –İ Pesmergeleri arasında bir çatışma yasandı. Çatışmaların siyasi gerekçeleri veya sonuçları hakkında pek bilgim yok. İki tarafa yakın basın yayın araçlarından edindiğim bilgiye göre çatışmanın, siyasi nedenlerden çok yerel bir konumlanma ya da konuşlanma probleminden kaynaklandığı görülüyor. Genelde bu tip sorunlar alan tutma, bir alana izinsiz girme, izinsiz üslenme isteğine karşıt tepki ile gelişir. Ama KDP-İ yanlısı basından çok Erbil KDP ve Türkiye KDP ve AKP bileşenlerinin çatışmayı hileli yönlendirme yoluyla derinleştirme girişimleri yukarıdaki iddiamı, “taşıyıcı egemene benzeme”yi doğruluyor. Zira hazır yorumlar, hazır düşmanlaştırıcı, hazır şeytanlaştırıcı argümanlar çok bariz şekilde itiraz edeni etkisizleştirme projesiyle alakalı gibi… Aşağıdaki yorumlar çok ilginç.
* PKK içindeki Alevilerin oyunu. (Henüz çatışma haberi netleşemeden bu tip yorumlar yapıldı. Çatışan gruplar arasında Alevi var mi yok mu bilinmiyor, Şiilerle Alevi Kürtleri aynılaştırıp buradan güya Türk milliyetçiğinin en pespaye biçimini Kürdistan’da hakim kılmak istiyor meczup tayfa. )
* PKK, İran’in askeri kuvvetleri ile hareket ediyor. (Bu yorumlar da psikopatlık derecesinde holiganlıktan başka bir şey değil. İran’ın yılda kaç PKK’liyi idam ettiğini bilir. İran’ın son on yılda PDK-İ‘den çok PKK’ye askeri operasyonlar yaptığından adı gibi emin, ama taşıyıcı Türk özel savaş basınını taklit etmek bunlar için sıradan bir aktivite.)
* PKK hangi sınırların güvenliğini sağlıyor? İran’ın mı? (PKK’nin güvenliğini sağlamak istediği sınırlar ortada. Efrîn’den Mahabad’a bunun savaşını veriyor ama bu yıllarda İrancılık Batı nezdinde kötü bir algı olduğu için bunu satıyor bu garip histeri. Dört yıl boyunca Suriye’de “Esatçı PKK” masalını sattığı gibi… Tutmadı, o ayrı. Şimdilerde Esatçı PKK ile ortak olma gayreti üst düzeyde oysa bu hastaların.”
* Bu üç örnek KDP’nin mobilize ettiği basın, sosyal ağlar ve sivil kuruluşların toplam örneklerinin en ekstrem olanları. Genelde taşıyıcı AKP ve bileşenlerinin propaganda basınında kullandığı PKK karşıtı argümanlarla neredeyse birebir. BAAS ve TC ile açık askeri ilişkiler ve hareketlerle PKK’ye Kürdistan’ı yasaklamak isteyen güruh bu aralar PKK’nin itiraz ettiği her egemen güce yedeklenmeyi bir siyasi strateji olarak hayata geçiriyor. Sanki Qasimlo’nun katillerine devlet olmadıkları halde devlet töreni hazırlayan PKK imiş gibi de pişkince yapıyorlar bu numaralarını.
Kürdistan’ın diğer parçaları Erbil merkezli seçkinler oligarşisinin geleceğini kurtarma adına feda edilemeyecek seviyede hayatidir, bilincinde olmak elzem bu taklit linçler döneminde.