Sinan YEKBUN

TC’nin Kürt düşmanı soykırımcı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 12 Nisan akşamı bazı imalı sözler ederek “Bakanlık görevinden çekildiğini” duyurdu. Yani basın önünde görevden istifa etti. Ancak söz konusu istifa sözleri içinde TC Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a serzenişten de geri durmadı. Türkiye’nin sokağa çıkma yasağı içinde olduğu kritik bir ortamda yaşanan olay, gündeme adeta bir bomba gibi düştü. Süleyman Soylu’nun gerçekleştirdiği katliamlar ortamında rahatsız olmadan yaşayanlar, “Bakanım bizi bırakma” diyerek göz yaşı dökmeye başladı. Dökülen göz yaşlarından pek fazla etkilenmiş olacak ki, TC Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da istifayı reddederek, Süleyman Soylu’ya “Göreve devam et” dedi. Tabi her zaman olduğu gibi, bu kez de ilk açıklamayı faşist şef Devlet Bahçeli yaptı ve Tayyip Erdoğan’a da söz konusu fetvayı tekrarlamak düştü.

Söz konusu istifa olayı üzerine, bazıları “Sokağa çıkma yasağının geç ilan edilmesinin yol açtığı panik ve izdihamdan etkilenerek istifa ettiğini” söyledi. Bazıları AKP-MHP iktidarının mevcut krizi yönetemediğini belirtti. Bazıları istifa olayını AKP içinde uzun süredir yaşanan çekişmelerin sonucuna bağladı. Hatta bazıları da istifa kurumunu işletmenin demokratik önemine dikkat çekerek, adeta Tayyip Erdoğan’a gönderme yaptı.

Şimdi bu noktada şu hususları belirtmemiz gerekiyor: En başta, Süleyman Soylu’nun istifa girişiminin demokratik zihniyet ile uzaktan-yakından hiçbir alakası yoktur. Çünkü Süleyman Soylu’da böyle bir zihniyetin kırıntısı yoktur. Diğer yandan, AKP-MHP faşizminin ciddi bir çöküş süreci içinde olduğu ve yönetim krizi yaşadığı doğrudur; fakat bu yeni ortaya çıkan bir durum değildir, uzun süredir yaşanan bir gerçektir. Süleyman Soylu’nun bireyci ve diktatöryal yönetiminin 10 Nisan akşamı Türkiye kentlerinde izdihama yol açtığı ve toplumu koronavirüs tehlikesine attığı da doğrudur; ancak Süleyman Soylu’nun bundan etkilenerek istifa etmesi mümkün değildir. Kürt, halk ve kadın katliamında Mehmet Ağar’ı bile çok gerilerde bırakmış olan Süleyman Soylu’nun halkın zarar görmesinden etkilenmesi diye bir şey söz konusu bile olamaz.

O halde geriye ne kalıyor? Toplum sokağa çıkma yasağı içindeyken ve koronavirüs nedeniyle Türkiye çok daha kritik bir süreçten geçerken, Süleyman Soylu içişleri bakanlığı görevinden niçin istifa etmek istemiştir? Bazılarının ifade ettiği gibi, eğer Süleyman Soylu gerçekten görevinde çok başarılıysa ve Tayyip Erdoğan’a da herkesten çok bağlıysa, o zaman Tayyip Erdoğan’ı denizin ortasında bırakarak neden kaçmaya çalışmıştır?

Belli ki benzer sorular çoğaltılabilir. Esas olarak da bu sorulara cevap vermek gerekir. Çünkü istifa girişiminin özü ve esas amacı bu cevapta gizlidir. Buradan istifa olayına baktığımızda, aslında Süleyman Soylu’nun söz konusu istifa girişimiyle çok etkili bir bireysel siyasi hamle yapmış olduğunu görürüz. Hem de Tayyip Erdoğan’ın siyasi halefi olma yönünde! Çünkü, böyle kritik bir süreçte başvurulan istifa girişimi, siyasal olarak Süleyman Soylu kişiliğini zayıflatmamış, tersine çok fazla güçlendirmiştir.

Şimdi istifa girişimi olayına bir de bunlar temelinde bakalım. Süleyman Soylu, daha istifa girişiminin sözü bile ortada yokken ve söz konusu izdiham nedeniyle sokağa çıkma yasağı kararı toplumun tüm kesimleri tarafından çok ciddi bir biçimde eleştirilirken, bu uygulamanın “Talimat temelinde gerçekleştirildiğini” belirterek, sorumluluğu çok açık bir biçimde Tayyip Erdoğan’a yüklemiş ve kendisinin bir uygulayıcı olduğunu ortaya koymuştur. Burada Süleyman Soylu zararlı değil, tersine faşist reisin kararını anında uygulayan olarak kendi camiasında puan toplayan konumundadır. Sorumluluk ise tümüyle Tayyip Erdoğan’a yüklenmiş durumdadır.

Süleyman Soylu, istifa ederken “Olayın bütün sorumluluğunu üzerime alıyorum” diyerek, burada faşist şef Tayyip Erdoğan’a karşı hem alicenaplık göstermekte ve hem de üstünlük taslamaktadır. Eleştirilerin ve hakaretlerin hepsini üzerine aldığını söyleyerek, adeta kendisini her şeye karşı çok duyarlı bir kişilikmiş gibi göstermektedir. Oysa daha önce söz konusu sokağa çıkma yasağını Tayyip Erdoğan’ın kararlaştırdığını söylemişti; dolayısıyla “sorumluluğu üsleniyorum” demesi aslında kendisini sorumluluk altına sokmamakta, tersine Tayyip Erdoğan’ı verdiği kararın sorumluluğunu üslenemez duruma düşürmektedir. Bütün bunların da Süleyman Soylu için puan toplamak olduğu açıktır.

En son söz konusu istifanın Tayyip Erdoğan tarafından reddedilmesi ise Süleyman Soylu açısından etkili bir güven oyu olmuş, kendisini vaz geçilmez bir kişi konumuna getirerek güçlendirmiştir. Tabi Tayyip Erdoğan’ı da Süleyman Soylu’ya muhtaç bir kişi konumuna düşürerek zayıflatmıştır. Bundan sonra artık değil görevden almak, Tayyip Erdoğan’ın Süleyman Soylu’ya talimat vermesi bile çok zordur. Süleyman Soylu adeta hükümeti sırtlayan bir bakan konumuna kendini getirmiştir.

Bütün bunların Süleyman Soylu için çok etkili bir bireysel siyasi hamle konumunda olduğu açıktır. “AKP içinde Tayyip Erdoğan’ın halefi kim olacak?” sorusuna verilecek cevapta Süleyman Soylu’nun konumunu bu biçimde güçlendirmiş olduğu ortadadır. Kuşkusuz Süleyman Soylu’nun Tayyip Erdoğan ile herhangi bir yarışı yoktur ve Tayyip Erdoğan’a karşı çıkması mümkün değildir. Dolayısıyla yaşananlar her iki kişi arasında doğrudan bir mücadele olarak görülemez. Zira Süleyman Soylu böyle bir mücadele yürütmez. Çünkü bu kadar akılsız değildir. Ancak Tayyip Erdoğan sonrası AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın yerinin ne olacağı sorusu ortada cevap beklemektedir.

Tarih içinde DP, AP, ANAP ve DYP’de somutlaşan muhafazakâr kitle, “Milli Görüş”ten gelen Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AKP içinde yeniden toparlanmıştır. Şimdi söz konusu bu kitle esas sahibine, yani ‘Demirel Hareketi’ içinden gelen Süleyman Soylu’ya verilme ya da S. Soylu tarafından ele geçirilme aşamasındadır. Tayyip Erdoğan ile Süleyman Soylu’nun benzer tarafları, her ikisinin de bulundukları hareket içinde MHP yanlısı olmalarıdır. T. Erdoğan Erbakan Hareketi içinde MHP yanlısı olurken, S. Soylu da Demirel Hareketi içinde MHP yanlısı olmuştur. Dolayısıyla ikisi de devletin gönüllü militanlığında birleşmektedir.

Bütün bunlardan çıkartacağımız sonuçlar ise şunlardır:

Olaylar gösteriyor ki, Tayyip Erdoğan artık gidicidir. Yoksa Süleyman Soylu gibi birisi böyle kritik bir ortamda söz konusu hamleyi yapmazdı.

Yine olaylar gösteriyor ki, iki parti doğurmuş olmasına rağmen, AKP içinde durulma hala gerçekleşmemiştir. Yani AKP kazanı fokur fokur kaynamaya devam etmektedir.

Son istifa hamlesi, Tayyip Erdoğan’ın halefi olma konusunda Süleyman Soylu’yu Berat Albayrak ve benzerleri karşısında bir puan öne geçirmiştir. Fakat burası Türkiye’dir ve yirmi dört saatte tüm siyasi dengeler altüst olabilmektedir. Dolayısıyla yarının ne getireceği, Süleyman Soylu’nun söz konusu puan avantajını koruyup koruyamayacağı belli değildir.