"…Esnaf ve sanatkar demek, altını çizerek ifade ediyorum ticaret yapan, alan satan, sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde bizim millet ve medeniyet ruhumuzda, esnaf sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir. Gerektiğinde cephede vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir. Gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, hakemdir…" Cumhurbaşkanının evveli gün 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şûrâsı’nda esnaflara hitaben yaptığı bu konuşmayı duyduğunuzda ya da okuduğunuzda ne düşündünüz, ne hissettiniz; merak ediyorum.
Duyar duymaz beni irkilten bu konuşma hakkında söylenecek çok şey var. Ancak öncelikle söylenmesi gereken; Cumhurbaşkanı olarak Tayyip’in tehlikeli bir işe soyunduğudur. Sayısı 10 milyon olarak belirtilen esnafı toplumun polisi, askeri, hakimi olarak işlev görmeye davet etmek, esnafa böyle bir misyon biçmek ve bunun için cesaretlendirmek; esnafı silahlanmaya ve kanun olmaya davet etmek yanında, cumhurbaşkanı olduğu devletin kurumlarına ve otoritesine güvensizliğinin ilanı ve toplumu kaosa davet ettiği anlamına gelir. Beni asıl irkilten ise, böylesi kaos dönemlerinin pek çok katliamlara ve insanlığa karşı suçlara olanak yarattığı gerçeği. Bu yüzden bu söylemler basit bir sırt sıvazlama hareketi olarak, basit bir seçim yatırımı olarak yorumlanamaz, yorumlanmamalı.
Tayyip’in açmazları sır değil. Belli ki; ordusuyla, polisiyle, yargısıyla sürekli kavga halinde olan iktidar, kendisine ve politikalarına başkaca dayanaklar aramaya girişmiştir. Çünkü kendisi tarafından dizayn edilmiş bile olsalar, her tür kurumsal disiplini, mutlak kılmak istediği kendi iradesine bir saldırı olarak algılamakta ve kavgasını bitirememektedir. Ve bu yüzden esnaf gibi yaygın, ekonomik beklentileri yüzünden iktidara bağımlı ancak kurumsal disiplini olmayan bir kitleyi, her işine yarar konumda kontrol etme çabası içine girmiştir.
Tayyip’in aynı içerikli bir konuşmayı 17 Eylül’de TESK’in 19. Olağan Genel Kurulu’nda da yapmış olması bu sözlerin tesadüf olmadığını göstermesi açısından dikkate değer. O konuşmasında da "…Bizde esnaf ve sanatkâr sadece ticaretle iştigal eden bir kesim, asla değildir. Selçuklu döneminden başlayarak,… ülkemize istikamet çizen bir vazifeyi asırlar boyunca yerine getirmiştir… Esnaf, manevi değerlerin, kültürün, dilin muhafızıdır…" demiş ve devamında, esnafın gerektiğinde silah tutup vatanını savunduğunu, gerektiğinde kalem tutup ilmin ışığını yaydığını, gerektiğinde gidip polise, hakime, savcıya intikal ettirmeden adaleti tecelli ettirdiğini, olumlayarak söylemiştir.
Esnafı yanına çekebilmek, istediği yönde kullanabilmek yolunda kullandığı argümanların terör, yol kesme, kepenk kapatma olaylarıyla örneklendirilmesi ise esnafın özel olarak kime karşı kışkırtılacağının da işareti olarak değerlendirilebilir. Bu konuşmalara devlet kurumlarından tepki gelmemiş olması karşısında bir adım daha ilerleyip, cumhurbaşkanının ağzından devletin iflasının ilanı olduğunu söylemek garip olmaz sanırım.
Fikir yürütmeler bir yana, 26 Kasım’da bu konuşmasını yaptığı sırada İsmail Korkmaz’ın davası görülmekteydi. Tayyip'in "emrini ben verdim" dediği saldırılarda, içinde polis ve fırın sahiplerinin de bulunduğu kişilerce katledilmişti. İsmail ve davada sadece bir polis için ceza isteniyordu. Ve o polis savunmasında "dönemin başbakanı gezi olayını darbe olarak nitelemişti, ben de darbeyi engellemeye çalıştım" diye savunma yapıyordu. Ve en garibi tüm bu olanlar kimi gazetelerde birkaç satır haber olmaktan öte kimsenin dikkatini çekmiyor halen.