Türk devleti Kürt halkına yönelik soykırım siyasetini ulaşabildiği tüm alanlarda derinleştirerek sonuca götürme mücadelesi yürütüyor. Bunun için hiçbir ahlak, ilke tanımıyor.
Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de geliştirilen bu saldırılar son dönemlerde Avrupa’daki basın yayın kuruluşlarından, Güney Kürdistan’da bazı cinayetlerin işlenmesine kadar vardırıldı. Ancak başta şunu belirtmekte fayda var. Avrupa’daki Kürt televizyonlarının kapatılmasını sadece Türk devletinin Kürt politikasıyla izah etmeye çalışmak aşırı bir indirgemecilik olur ki, bu da bizi, Avrupa devletlerinin yürütülen Kürt soykırımındaki rolünü yok saymak, gibi yanılgılı bir sonuca götürür.
Aynı durum Türk devletinin Rojava ve Güney Kürdistan’da devreye koyduğu, koymaya çalıştığı kirli planları açısından da geçerlidir. Cerablus ve Musul merkezli geliştirilen saldırılar da tıpkı Kuzey Kürdistan ve Avrupa’da devreye konulan bu soykırım siyasetinin aynısıdır. Elbette Türk devleti ve Erdoğan-AKP zihniyetinin Kürt düşmanlığı bu siyasetin baş sorumlusu ve yürütücü gücüdür. Fakat ortak siyaset paydasında buluşan sahadaki diğer güçlerden ayrı ele almak hakikatin illüzyonik yansımasıyla bizi yüz yüze bırakır ki, bu da yine fotoğrafın bütününü görüp anlamamızda ciddi bir engel teşkil eder.
Herşeyden önce şu hakikatin altını çizmek gerekir. Eğer ABD-Rusya, NATO izin vermemiş olsa Türk devletinin ne Cerablus’a ne de Başika’ya girmesi mümkün değildi. Yine aynı şekilde eğer bölgedeki bazı güçler Türk devletiyle anti Kürt politikasında ortaklaşmamış olsalardı buralarda istediği gibi genişlemesine ve derinlemesine faaliyet yürütmesi mümkün olmayacaktı.
Peki böyle kapsamlı Kürt karşıtı bir siyaset ortak çıkarlar üzerine kurulmuşken bunun sahadaki yansımları ve Kürtlerin bunun karşısında tutumu ne?
Güney Kürdistan’da yayın yapan Hewal gazetesinin paylaştığı bir haber Türk devletinin Kerkük, Musul, Şengal gibi yerlerdeki kirli planlarını ortaya koyduğu gibi, bu planlarda bazı Kürt güçlerinin de nasıl ortaklaştığını da ortaya koyuyor.
Habere göre, Türk devleti ve bazı Kürt partileri Kerkük, Musul, Şengal, Tel Afer, Xurmatu ve Dakuk’ta oluşturdukları özel gizli birimlerle (burada kastedilen PKK’dir) oldukça tehlikeli faaliyetler yürütülüyor.
Örneğin, Şengal’de bazı Êzîdîler katledilerek PKK’ye mal edilmeye ve Êzîdî Kürtlerin PKK’ye karşı isyanı hedefleniyor. Bu birimler aynı faaliyetleri Kerkük, Xurmatu ve Dakuk’ta da yürütüyor ve benzer eylemler hedefliyorlar. Yine Kerkük’te de etnik ve dini farklılıklar arasında kaos yaratılarak bundan da PKK’yi sorumlu kılmayı, bunun propagandası için Irak Türkmen Cephesi (ITC) içindeki bazılarını kullanmayı hedefledikleri belirtiliyor. Buna somut örnek olarak da ITC’den milletvekili olan Erşed Salihi’nin geçtiğimiz ay PKK karşıtı iddialarını gösteriyor.
Tüm bunlara bakıldığında Ekim ayı başında Şengal’de PKK tarafından öldürüldüğü iddia edilen iki peşmergenin bu özel birimler tarafından mı vuruldukları kaçınılmaz olarak akıllarda bir soru işareti beliriyor. Çünkü bu peşmergelerin öldürülmesinden hemen sonra olay PKK’ye mal edilmek istenmiş ve PKK’nin Şengal’deki varlığı tartışma konusu edilmişti.
Türk MİT’nin bu alandaki faaliyetleri hakkında gazete; Başika’da Sünni Arapları, Tel Afer’de ise hem Sünni hem de Şii Türkmenleri hedefleyerek buraya bir operasyonun gerekçesi durumuna getirmeyi hedeflediği, bilgisine de yer veriyor.
Hewal gazetesi bu iddialarını güvenlik güçleri içindeki ismini açıklamak istemeyen bir kaynağa dayandırırken, bazı Kürt partilerinin de Türk devletiyle eş güdüm halinde bu faaliyetleri yürüttüğüne özellikle işaret ediyor.
Kaldı ki, Kürt partilerinin tüm bu planlardan haberdar olmaması mümkün değil. Dahası bu bilgileri güvenlik güçleri içindeki bir kaynak veriyor ve Türk devletinin bu faaliyetlerini bazı Kürt partileriyle ortaklaşa yürüttüğü belirtiliyor. Belgede Türk devletinin YNK’ye baskı yaparak mevcut siyasetini de değiştirmesini amaçladığına dikkat çekiliyor. Hatırlayalım bundan bir kaç ay önce YNK Irak milletvekili Ala Talabani Facebook sayfasında Türk devletinin benzer amaçla YNK’ye bir mektup gönderdiği, bilgisini paylaşmıştı.
Bu durumda özellikle Başika ve Şengal’deki durum Türk devletinin bu ortaklaşmayı KDP ile geliştirdiğini gösteriyor. Çünkü geçtiğimiz dönemde KDP Duhok, Zaxo ve Şengal gibi yerlerde aşiret reisleriyle çeşitli toplantılar yapmış ve halkı PKK’yle yapılacak savaşta yanlarına almaya çalışmışlardı. Tüm bunları son günlerde Zap’a dönük başlatılan Türk ordusunun operasyonuna destek amaçlı KDP’nin bazı hazırlıklar içinde olduğu söylemleriyle bir araya getirildiğinde, yürütülen bu faaliyetler içinde de KDP’nin yer aldığı büyük olasılık olduğu, anlaşılmış oluyor. Eğer değilse, KDP bütün bu iddialara ikna edici açıklamalarca açıklık getirmek zorundadır. Aksi durumda Türk devletinin geliştirdiği bu Kürt soykırım planında yer aldığı kabul edilmiş olacaktır.