Türk devletinin Kürt sorununu teşkil eden metodlarla sorunu çözmek istemesi savaşın giderek büyümesini sağladı ve nihayetinde gerillanın alan denetlemeye başlaması sürecine yol açtı.
Türkiye’nin NATO üyesi ABD ve AB’ye müttefik olmasıdan ötürü aldığı askeri ve siyasi destekle kör bir savaşa endesklenmiş; siyaset üretemiyor ve çözüm için herhangi bir projeye sahip olamıyor. Siyasi partiler statükoculukta ısrar ediyor, ‘tek’lik üstüne kurulu tabular yıkılamıyor, küresel ve bölgesel değişimler iyi okunamıyor. İktidarların halka öncülükten çok halka kuyrukçuluk temelinde şovenizm üzerinden siyaset yaptıklarından ötürü siyasal refleksleri İkinci Dünya savaşı döneminden farksız değil; vatan millet Sakarya…
Kürt hareketi, barışçıl bir çözümden yana olduğunu defalarca kanıtladı. Defalarca çok sayıda gerillanın ölümüne yolaçan tekyanlı ateşkesler uyguladı. Üç barış grubunu Türkiye’ye göndermesi ve bu grupların tutuklanması vb. girişimler Kürt hareketinin siyasal-barışçıl bir çözümden yana olduğunu gösteren birçok örnektir. Bu iyi niyetler suistimal edilerek iktidar, muhalefet ve Türk basını olaya doğru yaklaşım gösteremedi, statükoculuk aşılamadı, rasyonel davranamadı ve savaş uzadıkça uzadı. Kürtleri inkar ettiği gibi savaşı da inkar etmesine rağmen savaşta ısrarlı olması yaman bir çelişkiydi. Bu paradoks aslında bir acizlikti. Cumhuriyetin ilanıyla başta Kürt halkı olmak üzere inkar ve tekçilik üstüne kuruldu. Türk devleti kuruluşuyla halklara karşı işlediği suçlar ve kuruluş ideolojisinden kaynaklı fobileri onu dağılma korkusuyla özgüvenden yoksun bıraktığı için demokratikleşemedi ve korktukça Kürt hareketine karşı emperyalizimden yardım istedi. İstediği yardımlar onu emperyal güçlere karşı gebe bıraktıkça emperyal güçlerin verilen emirlerine karşı gelemedi Libya ve Suriye politikasında batağa saplandı.
Şüphesiz savaşlar kirlidir, acımasızdır, savaşlar yıkım demek ancak savaş devam ederken Türk devleti Uluslararası Kızılhaç’ın (CICR) Cenevre Sözleşmesini içeren savaş kurallarına uygun da davranmadı. Doksanlı yıllarda PKK Cenevre sözleşmesine imza atmış, kurallara uymaya çalıştığını ve uluslararası kurumların savaş bölgesine gelmesini istiyordu. Ancak Türk ordusunun hiç bir insani kural tanımayan yıkımı sürdü, sürüyor; siviller katletlediliyor, ormanlar yakılıyor esir düşen gerillalara yapılan insanlıkdışı uygulamalar devam ediyor hatta kimyasal silahlar bile kullanıldı.
Türk devletinin Kürt halkını inkar ettiği gibi Kürtlerle olan savaşınıda inkar etmesinin yol ayrımına gelindi. Gerillanın alan hakimiyeti Türk devletinin savaşı inkar etmesinin zırhını parçalıyor ve uluslararası kuruluşlara, dünya medyasına savaşı ve savaşın taraflarını daha iyi görmesini ve tutum belirlemesini sağlıyor. Bunu bilen ve panik-atak yaşayan Türk devleti Kürt Ulusal Hareketi’ni ulusal ve uluslararası düzeyde kırminalize etmek için Antep’te meydana olayı dakikalar sonra Kürt hareketine maletmeye çalıştı. Binlerce faili meçhülleri en son Roboskî’yi aylardır çözmeyen ya da çözmek istemeyen devlet nasıl oluyorda dakikalar sonra Antep saldırısını çözebiliyor. Türk medyasında bu ve benzeri Cenevre sözleşmesine aykırı kirli ve kanlı savaşın kuraldışılıkları ahlaki boyutuyla tartışılıp bilince çıkarılması bir yana kirli savaşın cehpesindeki yerlerini korudular.
28 yıldır savaşı karşılıklı yaşayan HPG ve TSK savaşın kurallarını biliyorlar. HPG savaş kuralları hakkında veremeyeceğimiz hesap yoktur derken Türk devleti ve TSK resmi söylemde Kürt Hareke’tini savaşın bir tarafı olarak kabul etmediği için başta Uluslararası Kızılhaç vb. kurumların savaş bölgesine gitmesine, savaşta yaralanan, öldürülen ve zaiat görenlere yardım edemesini istemiyor. Şüpesiz devlet öncelikle sürdürdüğü kuraldışı savaşın dünyanın bilmesini istemiyor ve savaşta zaiat gören insanlara da yardım edilmesini istemiyor. Üçüncü neden Kürt Hareketi’nin savaşın bir tarafı olarak uluslararası düzeyde kabul edilmesini istemiyor. Kürt Hareketi’nin savaşın bir tarafı olarak kabul edilmesi onun uluslararası düzeyde ulusal kurtuluş hareketi olarak kabul edilmesini ve Birleşmiş Milletler’in (BM) gündemine taşınmış olması demektir.
28 yıldır onbinlerce insanın öldürüldüğü, binlerce köyün yakıldığı 17 bin faili meçhul cinayetlerin işlendiği bir savaşı Türk devletinin hala kabul etmemesi, şüphesiz Türkiye’nin NATO’nun üyesi ve AB ve ABD’nin müttefiği olmasının önemli bir rolü var. Yıllardır Türkiye’yi koruyan bu ittifak, savaşın ve Kürt sorununun dünya basınında yeterince yer almamasının da nedenlerinden biridir. Türkiye mütefikleri tarafından ilelebet korunacaktır diye hiç bir garanti sözkonusu değil. Bölgenin jeopolitik ve konjoktürel konumu bölge üstünde hesapları olan güçleri rasyonel davranmaya zorlayacaktır. Dört parçadaki Kürtlerin mobilizasiyonu bir fiil Lozan antlaşmasını tarihin çöp sepetine attığı gibi bölgede egemen olan uluslararası göçlerin Güney ve Batı Kürdistan’da olduğu gibi tercih yapmasını zorurlu kılacaktır. Hiç bir güç tekvücut olmuş ne istediğini bilen bir halkı görmemezlikten gelemez ve onu hesaba katmamazlık edemez. Bu anlamda alan hakimiyetiyle birlikte Türk devleti Kürtleri ve savaşı inkar etmeye devam etmesinin hiç bir anlamı kalmadı.
dere@bluewin.ch