Dünya devleri, Ortadoğu pazarını ele geçirmek için, din ve mezhep savaşı görünümü altında, kıyasıya bir didişme içinde.
IŞİD eliyle her türlü insanlık suçunun sergilendiği, pis bir arena Ortadoğu…
Amerika, bu arenada artık, eskisi gibi mutlak efendi değil. Bütün çabalarına rağmen, Suudi Arabistan’ın IŞİD’e desteğini kesemeyen hallerde.
İran’la, nükleer silah üretiminin dondurulması konusunda varılan ön anlaşma, kimi çevrelerce, eksenden kaymış, IŞİD’le anılır olmuş, Türk devletinin de içinde yer aldığı Suuddi cephesine karşı, yeni bir denge...
Siz bu satırları okurken, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, düşman ilan ettiği İran’da zoraki misafir. Yeni düşmanla ne konuşacak, merak konusu…
Türk tarihinde bunun başka bir örneği mı, rastlamadım. Ama düşman ilanlı Erdoğan, İran’da zoraki misafir. 12 Eylül 1980 darbesinin başı Kenan Evran bile, bir yere zorla misafir olmadı. Erdoğan, bu konuda Türk tarihinde bir ilktir. Ama İran ilk zorakiliği değildir.
Almanya makamları, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde, düzenleyeceği gösterilerde kitleleri birbirine karşı kışkırtacağı endişesiyle, “gelme” uyarıları yapmış, fakat o istenmemeyi onur meselesi yapmamış, gösteriye çıkmıştı. Aynı Erdoğan, daha sonra açık bir ifadeyle “ülkemiz karıştırma” diyen Avusturya’da da gösterisini tekrarlamıştı.
Ancak, AKP iktidarının İran’la ilişkileri farklıydı. Birbirine gizliden gizliye diş bilemekle birlikte, karşılıklı gülüşerek ticaret ve siyaseti at başı yürütüyorlardı. Diş sıkmalı bu sırıtış ise eskiye dayanıyordu.
AKP yeni değil, Necmettin Erbakan teşkilatının devamı olarak, hem Suudilere, hem de İran’a, ayrı ayrı sıcacık gülüyor, çıkarını sürdürüyordu. Erbakan, Acem ve Suudilerle çıkar dostluğunu sürdürürken, rakiplerine, “seni batıcı seni” diyerek parmak sallıyordu. Mollalar, 1979 yılında İran’da iktidarı ele geçirdiklerinde, din, iman serpili en keskin sloganlar AKP geleneğinden yükselmişti.
O sırada, Recep Tayyip sokakların etkin bir militanıydı. MHP’li kardeşleri, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” naraları atarken, o kalabalıkların başında “zafer İslamındır” diye haykırıyordu. MHP’den kopmuş Yılmaz Yalçıner ve arkadaşları da Molla rejimine katılmak için uçak kaçırmış, ancak Tahran diye Diyarbakır Havaalanı’na inince orada yakalanmış, o da Cezaevinde Kürtlere Türk ırkçılığı aşısında görev üstlenmış, daha sonra İstanbul Belediyesi’nde iş tutmuştu.
Erbakancı tüccarlar için İran, Irak savaşı bir nimetti. Kemalistler Irak’a, onlar da İran’a soğan, sarmısak, bulgur, mercimek satarak, yeşil sermayenin ilk birikimini yapıyordu.
Suudilerle sıkı dostluğun ilk harcı ise Eylül Generallerine aitti. Kenan Evran, Fransız şirketinde bekçilik yapmış babasını “imam” gösterip içerde alkış, Suudilerin bankasından kredi alıyordu. Avrupa’daki imamların maaşlarını da yine Suudiler ödüyordu.
Abdullah Gül, Suudi sermayeli bankadan Erbakan yardımcılığına geçince ilişkiler ağı sıklaşıyor, AKP ile bağlar sımsıkı birbirine geçiyordu. Dünya medyası, IŞİD’i Türk-Suudi ortak ürünü olarak işliyordu.
Ancak, Suudilerle İran arasında, alan hakimiyeti bakımından kan davası niteliğinde düşmanlık vardı. Hac zamanı, bazan Mekke sokakları savaş olanına dönüyordu.
O nedenle, AKP’nin iki tarafı bir arada idare etme imkanı yoktu. Suudiler, havadan dolar sarkıtıp, “safını belirle, ey Seydi” diye kükreyince, Yemen’de İran karşıtı askeri cephede yerini almak zorunda kalmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu arada İran’ı hizaya çağıran nutkunu patlatmış ve şöyle demişti:
“İran, bölgeyi adeta domine etmeye çalışmaktadır. Bu durum bizi Körfez ülkelerini rahatsız etmeye başlamıştır. Buna tahammül etmek mümkün değil.”
Bu sözlerden ötürü kıyamet kopuyor, İran parlamentosu güvenlik ve dış politika komisyonu başkanı, ardından rejimin önemli din adamlarından Ayetullah Hasan Ameli, Erdoğan’ı protestop ediyor, İran’a gelmemesini istiyorlardı.
Tepki bununla da kalmıyor, İran bir nota ile Erdoğan’ı kınıyor ve sözlerini geri almasını isteniyordu. Erdoğan yola çıkmaya hazırlanırken 65 parlamenter, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye verdikleri ortak bir mektupla İran’ı “eleştirme basiretsiliğini gösteren” Erdoğan’ın İran halkından özür dilemesi için baskı uygulamasını istiyordu.
Bölgede dengeler böyle: Ekseni kaymış, Suudiler, Katar ve darbeci katil general Beşir’in Sudan’ı ile müteffik olmuş Türk devleti, öbür yanda İran bloku…
Türk devleti, IŞİD’le hizlanıp Suudi Arabistan’la müteffik olana kadar, Batının “ılımlı İslam” rejimiydi. Şimdi her şey değişti. Artık, heykele hücum etmeyen, kadın saçına savaş açmayan, yatak odalarına göz dikmeyen Mollaların İran’ı ılımlı...
“Amerika, IŞİD cephesine karşı İran’ı destekliyor” deniyor…