AİHM’in iç hukuku zorlamayan, devleti önceleyen, insan haklarını öteleyen bir noktaya geldiğini belirten Avukat Gülseren Yoleri, şunları söyledi:

"Her şey bir tarafa sadece uygulanan tecrit açısından bile meseleye bakması, ihlal tespit etmesi gerekirken bunu yapmamış olması çok dikkat çekici. Sadece yaşanan bir olay ve o an üzerinden bir değerlendirme yapmış. Bunu da iç hukuktaki kadar yapmış. Sonrasına dokunmamış."

 

AİHM’in Abdullah Öcalan kararının adalet ve insan hakları açısından yanlış bir karar olduğunu belirten İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Çok daha insan haklarından yana, yaşanan işkenceyi önceleyen bir yerden yaklaşmasını beklerdik. AİHM, insan haklarından uzaklaşıyor ve devletlerin çıkarlarını mı önceliyor sorusunu daha çok sorar olduk” dedi.

Kürt kamuoyunun en çok tartıştığı gündemlerden biri olan AİHM kararını değerlendiren İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, AİHM’in Roboskî başvurusunu da benzer gerekçelerle reddettiğini hatırlattı. Gülseren Yoleri, “Maalesef AİHM son dönemde iç hukuku zorlamayan, bu anlamda devletleri önceleyen, insan haklarını öteleyen bir yerden yaklaşımla meselelere bakmakta ve yapılan başvuruları bu şekilde karara bağlamakta. Yargı mekanizmaları, tam da devletlerin iç hukuklarını bir anlamda denetim altında tutulmasını sağlamaya yarayan mekanizmalardır. Şimdi bu mekanizmalar da olmadığı zaman devletler çok daha rahat istediği meseleyi, istediği şekilde sonlandırabilir. Bunun ağır tablosuyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla hukukun ve adaletin değil, siyasetin egemenliğini benimseyen mahkemelerde yaşadığımız şey de aslında bunun fotoğrafıdır” dedi.

Sadece tecrit yetiyordu

 AİHM’in Abdullah Öcalan ile ilgili verdiği karara dikkat çeken Yoleri, şöyle devam etti: “Her şey bir tarafa sadece uygulanan tecrit açısından bile meseleye bakması, ihlal tespit etmesi gerekirken bunu yapmamış olması çok dikkat çekici. Sadece yaşanan bir olay ve o an üzerinden bir değerlendirme yapmış. Bunu da iç hukuktaki kadar yapmış. Sonrasına dokunmamış. Bu nedenle bu kararın adalet ve insan hakları açısından yanlış bir karar olduğunu düşünüyoruz. Evet AİHM işleyişinde çok fazla mekanik söz konusu. Meselenin özüne girmeden önce şekli açıdan pek çok incelemelerde bulunuyor. Pek çok önemli insan hakları açısından sorunlu olaylar, dolayısıyla şekil şartına takılarak esastan incelenip karar oluşturulmuyor. Bu derece önemli bir mesele tartışılırken, işkence gibi insanlık suçu söz konusuyken AİHM’in çok daha fazla özenli davranmasını beklerdik. Çok daha insan haklarından yana, yaşanan işkenceyi önceleyen bir yerden yaklaşmasını beklerdik. Bu karar bizim için üzüntü verici.”

 

Devletlerin çıkarını önceliyor 

Abdullah Öcalan’ın başvurusunun bir arama sırasında uygulanan şiddet olayına ilişkin yapılmış bir başvuru olduğunu anımsatan Yoleri, verilen kararın işkencenin tamamen meşrulaştırıldığı algısını oluşturduğunu dile getirdi. “Bugün AİHM, Öcalan’ın başvurusuna ilişkin ret kararı verirken gerekçesi bence kararından daha önemli” diyen Yoleri, kararın iki açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söyledi;

  • Birincisi, insan hakları meselesinde bir şiddet, işkence olayı varsa bunun tespit edilmesi çok önemli. Çünkü işkence yasağı, mutlak bir yasak ve özellikle hapishanelerde bu yasağın sıklıkla ihlal edilmesi durumlarıyla karşılaşıyoruz. Tabii bunun ispatı ne yazıkki çok zor. Dolayısıyla Türk yargı sisteminde kabul görmeyen bazı delilleri de kabul ederek bunlar üzerinden gerçek bir değerlendirme yapılması arzusunu taşıyoruz. Bu anlamda AİHM’in bu kararını, insan haklarından uzaklaşan diğer kararlarıyla beraber düşündüğümüzde bizi kaygılandırıyor. Melesa Roboskî kararı buna bir örnektir. AİHM, insan haklarından uzaklaşıyor ve devletlerin çıkarlarını mı önceliyor sorusunu çok daha sorar olduk.
  • İkincisi ise bu tür kararları toplum toptancı bir yaklaşımla ele alıyor. Mesela bu karar sanki AİHM’in işkenceye ilişkin ya da tecride ilişkin düşüncesini topyekun olarak yansıtıyormuş gibi bir algı yaratılıyor. Oysa bu karar sadece bir ana ilişkin. Bir olaya ilişkin bir yargılama. Bu olayın o anın yanlış değerlendirilmesinden söz edebilirim ama AİHM’in tamamen işkenceyi ya da tecridi meşrulaştırdığından söz etmek yanlış olur. Bu tür toptancı yaklaşımlar toplumda, artık insan hakları mekanizmalarının, uluslararası alandaki denetim mekanizmalarının işlemediği algısı oluşturuyor. Bu da insanlarda yoğun bir moral çöküntüsü meydana getiriyor. Bu yüzden bu kararı değerlendirirken toptancı olmaktan uzaklaşmak gerekir. AİHM’in bu kararını da değerlendirirken gerekçeleriyle beraber değerlendirmekte fayda var. Dolayısıyla biz bu kararın insan haklarından yana olmasını arzu ederdik. Orada yaşanan işkence olayının tespit edilmesi ve ihlal olarak nitelendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
 

JINNEWS/İSTANBUL

 
 

AİHM kararı kaygıları artırır

   

DERİN YURTSEVER/BERİVAN ALTAN / MA/ANKARA

 

HDP Batman Milletvekili Ayşe Başaran, AİHM’in kararının tecridi derinleştirip, toplumun bu yöndeki kaygılarını arttırdığını ifade etti.

AİHM’in politik karar verdiğini belirten Başaran, “Türkiye’de uzun süredir özellikle son üç yıldır benzer durumlarla karşılaşıyorduk. AİHM’in bu kadar aleni politik kararlar verdiği bir süreç görülmemiştir. Karar, zamanlama olarak da üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir durum. AİHM’in kararından önce Öcalan’ın ailesi görüşme başvurusu yapmıştı. Her zaman çeşitli bahanelerle engellenen bu görüşme başvuruları bu kez bir disiplin cezası gerekçe gösterilerek engellendi. İktidarın politik saiklerle almış olduğunu düşündüğümüz politik bir disiplin cezası da gündeme geldi. Hem AİHM kararı hem de bu disiplin cezası kararı birbirinden ayrı ve bağımsız ele alınamaz” dedi.

Tecrit ortak kararlarıdır

 Başaran, AİHM kararının uluslararası güçlerin Ortadoğu’da hedeflerine ulaşmak için Öcalan üzerindeki tecridin devam etmesinde ortaklaştığının göstergesi olduğunu da vurguladı. Öcalan’a ilişkin hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta verilen kararları, Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildiği komplo sürecine benzeten Başaran, şunları söyledi: “Bir tarafta AKP iktidarı ve ortağı MHP, Türkiye gladiosu ve bununla beraber uluslararası güçlerin ortaklaştığı tekçi, inkarcı, yok sayan, imhacı bir sistemin temsilcileri, diğer tarafta da Sayın Öcalan şahsında Ortadoğu’da, Kürdistan’da ortaya çıkan bir paradigmanın çatışmasının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bugün Türkiye’de, Ortadoğu’da ve Kürdistan’da derin bir bunalım hali varsa Sayın Öcalan üzerindeki bu tecritten bağımsız değerlendirmemiştik. Çünkü bugün bir taraftan Ortadoğu’da vekalet savaşları yürütülürken bir taraftan da iki ideolojinin savaşı yürütülüyor.”

Çözümü istemeyenler  

Başaran, Ortadoğu’da uluslararası güçlerin dahil olduğu savaş sürecinde Öcalan’ın çözüm gücü olduğunu hatırlatarak, Öcalan’a dönük AİHM kararı ile birlikte çözüm gücünün susturulmaya çalışıldığını ifade etti. Başaran, bu konuda “Bugün Sayın Öcalan’ın bir sözü sadece halk üzerinde etki etmeyecek ya da Türkiye’deki, Kürdistan’daki dengeleri değiştirmeyecek. Ortadoğu’daki dengeleri değiştirebilecek bir güçte bir bakış açısına sahip. Eğer bu çok bilinmeyenli denklem bu kadar karmaşık bir haldeyse bunun çözümü İmralı’da Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu bakış açısı ve paradigmasındadır. Tecridi derinleştirenler bu çözümü istemeyenler ve bu tecride tepki göstermeyenlerdir” ifadelerini kullandı.

Rolü dikkate alınmalı

 Başaran, müzakere döneminde Öcalan’ın üstlendiği rolün önemi üzerinde de durdu. Başaran, “Sayın Öcalan, çözüm süreci döneminde baş müzakereci ve sürecin muhatabı olarak kabul edilen, onlarca defa milletvekillerimizden oluşan heyetler aracılığıyla görüşleri ve önerileri alınan, süreci belli bir noktaya getirendir. Ortadoğu’da yeni bir paradigmanın inşasında büyük emekleri ve katkıları olan, önümüzdeki süreçte bu kaostan da Ortadoğu’yu kurtarabilecek bir bakış açısı ve gücü olan biridir” dedi. Bu nedenle Öcalan’a dönük uygulanan bu politikaların, Ortadoğu’da bütün halkları birbirine kırdırtmanın bir yöntemi olduğunu ifade eden Başaran, “Sayın Öcalan’a uygulanan bu kesintisiz tecrit savaşın giderek derinleşmesine neden oluyor. Erdoğan’ın dünyanın en uzak mesafelerine giderek turlar yapmasına gerek yok. Çözüm çok yakındadır, bir kaç saat mesafededir. Bir kosterin bir adaya ulaşması kadar yakındır. Bir mesajın daha önce Newroz’da olduğu gibi kamuoyuna ulaştırılması kadar yakındır. Daha basit ve daha etkili bir çözüm var. O da Sayın Öcalan ile görüşme sağlamak ve kabul edilemez tecridin kaldırılmasından geçer” şeklinde konuştu.

Herkes zarar görecek

Öcalan’a dönük ağırlaştırılan tecride dönük hükümete ve başta CPT olmak üzere uluslararası kuruluşlara yaptıkları çağrıların karşılıksız kaldığını ifade eden Başaran, son olarak şunları söyledi: “Bu tecrit derhal kaldırılmalı hatta Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. Tecritle beraber derinleşen bu savaş ortamından sadece Kürtler zarar görmeyecek, Ortadoğu ve bütün halkların bu atmosferden zarar göreceği bilinmelidir. AİHM kararı, toplumda kaygıların artmasının önünü açmıştır.”