Kürt Halk Önderi 8 aydır ailesi, avukatları dahil hiç kimseyle görüştürülmüyor. Dünyada görülmedik bir tecrit uygulanıyor. Dünyada ailesiyle bu düzeyde görüştürülmeyen başka bir siyasi tutsak örneği yoktur. Bu gerçeklik bile Türk devletinin Kürt halkına ve Kürt Halk Önderine düşmanlığının ne düzeyde olduğunu göstermektedir. İmralı’da uygulanan ağır tecridi ve baskıyı anlamak için Türk devletinin Kürt politikasını anlamak gerekmektedir. Türk devletinin Kürt politikasını anlamadan ne bu tecridi ne de Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için her yol ve yöntemi denemesini anlamak mümkündür. Kim bir yıl önce çatışmasızlık vardı, neden şimdi savaş başladı, anlamadık diyorsa, onlar Türk devletini anlamayan cahillerdir. 

Bu Türk devletinin Kürt Halk Önderini esaret altına almak için ne yaptığı bilinmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve Önder Apo’yu esaret altına almak için Türkiye’yi tüm dünyaya peşkeş çekmişlerdir. Kürt sorununda çözüm politikası olmayan Türk devletinin 1990’lı yıllarda Kürdistan’da nasıl bir savaş yürüttüğünü herkes bilmektedir. AKP’nin de Kürt sorununda bir çözüm politikası olmayınca sonunda 1990’lı yılların kirli savaşının farklı bir versiyonunu devreye koymuştur. 

AKP ilk iktidara geldiğinde Kürt Özgürlük Hareketi’nin ezildiğini, Kürt sorunu diye bir sorunun kalmadığını düşünüyordu. Genel bir demokratikleşmeden söz ediyordu. Çünkü Kürt sorunu ile ilgili olmadığında Türkiye’de demokratikleşmeden söz etmek kolaydır. Ancak sıra Kürt sorununa geldiğinde demokratikleşme adımı atılmaz, herkesin demokratlığı orada biter. Türkiye’de siyaset ve düşünce dünyasının genel tutumu hep böyle olmuştur. 

AKP ilk önce “Düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur” demiş, gerilla mücadelesi bu çözümsüzlük karşısında yeniden başlayınca AKP hükümeti ne yapacağını şaşırmıştır. Bu nedenle ilk önce hem devleti hem de Özgürlük Hareketi’ni idare etme yolunu seçmiştir. 2007 yılında asker ve sivil bürokrasi bu politikayı kabul etmeyip AKP’yi sıkıştırınca Tayyip Erdoğan Yaşar Büyükanıt’la Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme kararı almıştır. Ancak 2008 Zap operasyonu başarısızlığı sonrası yeni bir politikaya yönelmiştir. İlker Başbuğ ile Tayyip Erdoğan psikolojik savaş ağırlıklı bir özel savaş politikası yürütme kararı almışlardır. AKP Kürt Özgürlük Hareketi ile savaştığı takdirde iktidarını kaybedeceğini görünce  görüşmeler yoluyla iktidarını pekiştirmek istemiştir.  Ancak 2011 yılında ya Kürt sorununu çözme ya da savaş ikilemi önüne gelince savaş kararı vermiştir. Bu nedenle 2011 ve 2012 yıllarında ise Sri Lanka modeli denilen bir savaş türü yürütmüşlerdir. Bu savaşta başarılı olamayınca ve iktidarlarını kaybetme tehlikesi ortaya çıkınca 2012 yılının sonunda Önder Apo ile diyalog yapmak zorunda kalmışlardır. Önder Apo bu durumu Kürt sorununu çözme ve demokratikleşme için değerlendirmek istemiştir. Önder Apo AKP’nin oyalama ve tasfiye politikasına böyle bir politikayla cevap vermiştir.  Bu iki politikanın mücadelesinden Önder Apo’nun politikasının kazanıp kendi politikalarının etkisiz kaldığını görünce 2014 30 Ekim’inde Milli Güvenli Kurulu toplantısında Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir savaş kararı almışlardır. 

Önder Apo Türk devletinin bu politikalarını boşa çıkarmak için üç aşamalı müzakere taslağı sunmuştur. 7 Haziran seçimi öncesi süren siyasi mücadeleyi Önder Apo Dolmabahçe Mutabakatıyla taçlandırmıştır. Ancak Tayyip Erdoğan MGK’da alınan savaş kararı gereği bu mutabakatı reddetmiş ve Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikası gereği Önder Apo üzerinde ağır tecrit uygulamaya başlamıştır. Önder Apo’ya uygulanan ağır tecrit ve 8 aydır hiçbir görüşmenin yapılmaması, yürütülen savaş ve tasfiye harekatının gereğidir. 

AKP yıllarca bir özel savaş yürütmüştür. Kürt Özgürlük Hareketi de onun özel savaşını boşa çıkarma mücadelesi vermiştir. Türk devletinin Kürt politikasında bir değişiklik yaşanmamıştır; sadece kültürel soykırımcı sömürgeciliği yeni koşullarda sürdürme stratejisi devreye konulmuştur. Bu strateji sadece AKP’nin değil, devlet politikası olarak devreye konmuştur. Ancak bu mücadeleden Kürt Özgürlük Hareketi güçlü çıkınca yeniden kirli savaş politikalarına yönelmişlerdir. Bu çerçevede onların özel savaşını boşa çıkaran Önder Apo da ağır tecrit altına alınmıştır. Onlar Önderliği kullanmak isterken, bu politikanın sonuç vermediğini görmüşlerdir. Zaten KCK’nin işbirlikçi hain olarak tanımladığı Galip Ensarioğlu, “devlete yardımcı olmadığı müddetçe görüşme olmaz” diyerek Türk devletinin politikalarını açıkça itiraf etmiştir. Türk devleti Önder Apo üzerindeki politikalarını bir haine söyletmiştir. Şu anda bu Önderlik devlete hizmet etmediği için görüştürülmüyor, diyerek mevcut durumu izah etmiştir. Önder Apo devletin dayatmalarını kabul etmemektedir. Bu nedenle savaş ve tecrit politikası ağır bir biçimde  sürdürülmektedir. 

Mevcut durumda ya Önder Apo üzerinde ağır tecrit sürecek, ya da Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi karşısında savaş ve ezme politikası sonuç almayınca Kürt sorununu Önder Apo’yla yapılacak müzakerelerle çözmek zorunda kalacaklardır. Mevcut durumda ne görüşme ne de müzakere sözle, çağrılarla gelecektir. Çünkü Türk devleti ezme kararı almıştır. Mevcut politikalar bunun açık kanıtıdır. Bu açıdan bu dönem şiddetli bir mücadele dönemidir. Ezme politikalarına karşı direnme dönemidir. Bunun dışında demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüleceğini beklemek tamamen gerçekleri görmemek, kafayı kuma gömmektir. En hafif deyimle gerçeklerden kopmaktır. 

Önder Apo şu anda cezaevinde bir direniş içindedir. Orada devlete açık tutum koymuştur. “Ben devletin istediğini onaylamam” demiştir. Bu tutumunu da sürdürmektedir. Kürt Halk Önderinin bu tutumunda hiçbir değişiklik olmamıştır. İmralı’da bir psikolojik savaş sürmektedir. Bu açıdan İmralı’da görüşmeler oluyor söylemleri tamamen bu gerçeği örtmek içindir. Kuşkusuz bu cezaevinde bir devlet yöneticisi her zaman Kürt Halk Önderiyle bir araya gelebilir. Şu anda bir araya gelişler olsa da bu özel savaş gereğidir. Kürt Halk Önderi üzerinde psikolojik baskı yürütmektedirler. Bu yönlü bir baskının olduğu kesindir. Buna karşı bir tutumun da olduğu kesindir. 

Kürt Halk Önderi daha Mart ayında “Kürt sorununun çözümünde bir adım atılmadığı takdirde her görüşme bir sohbet olmaktan öteye geçmez” diyerek pozisyonunu ortaya koymuştur. Özcesi şu anda İmralı’da bir görüşme yoktur; Kürt Halk Önderi üzerinde ağır bir psikolojik baskı yürütülmektedir.

Şu andaki denklem şudur; Kürt Halk Önderine yaklaşım değişmeden Kürt halkına yaklaşım değişmez. Kürt sorununa yaklaşım değişmeden de Önder Apo’ya yaklaşım değişmez. Önder Apo’nun özgürlüğü için mücadele Kürt halkının özgürlüğü için mücadeledir. Bu açıdan Kürt Halk Önderinin tecrit altında olmasını seyretmek, Kürt halkının kültürel soykırımcı egemenlik altında  kalmasını seyretmek anlamına gelir. Şu anda Kürt Halk Önderi üzerinde var olan  tecride karşı mücadele etmemek, yürütülen savaşı seyretmek olur. Savaşa karşı çıkmanın en somut tutumlarından biri, Kürt Halk Önderi üzerinde uygulanan tecride karşı çıkıp özgürlüğünü istemektir. 

Türk devletinin mevcut politikadan vazgeçmesinin iki yolu vardır. Birincisi, Kürt halkının özyönetim hamlesini desteklemek ve buna karşı Türk devletinin yürüttüğü saldırı politikalarını püskürtmek; ikincisi ise Kürt Halk Önderine sahip çıkarak Kürt sorununun çözümünü dayatmaktır. Türk devleti savaş politikasından vazgeçip; Kürt sorununun çözümünü ancak böyle kabul edebilir. Bu iki alanda mücadeleyi geliştirmeden Türk devletini mevcut politikalarından vazgeçirmek mümkün değildir. 

Galip Ensarioğlu  Kürt halkının hem özyönetim direnişini gevşetmek, hem de halkın İmralı’daki tecride öfkesini azaltmak için “İmralı’da görüşmeler oluyor” yalanını ortaya atmıştır. MİT kendisine bu görevi vermiş, Ensarioğlu da yerine getirmektedir. Böylece halkın hem özyönetim direnişi hem de Kürt Halk Önderinin direnişi kırılmak istenmektedir. Şu anda özyönetim direnişi ile Önder Apo’nun direnişi bir arada yürümektedir. Zaten Kürt halkı Önder Apo’nun yıllardır talimatını verdiği, ama bir türlü yerine getiremediği demokratik özerklik inşasını gerçekleştirmek için bu hamleyi başlatmıştır. 

Kürt halkının şu anda gerçekleştirmek istediği proje Kürt Halk Önderinin projesidir. Kürt Halk Önderi hem özerklik hamlesinin yapılmasını hem de savunulmasını istemiştir. Önder Apo’nun savunmaları bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Özyönetim hamlesi ve direniş Kürt Halk Önderinin özgür ve demokratik yaşam projesinin pratikleşmesi olmaktadır. Bu açıdan Önder Apo’nun özgürlüğü için mücadele, özyönetim mücadelesiyle birlikte yürütülmektedir. 

Önderliğine sahip çıkmayan bir halk, varlığına da, öz gücüne de, demokratik yaşamına da sahip çıkamaz. Özgür ve demokratik yaşamına sahip çıkmanın ilk koşulu, Önderine sahip çıkmaktır. Dünyanın her yerinde gerçeklik budur; Kürdistan’da da budur. Hatta Kürdistan’da bu daha fazla geçerlidir. Önderliğine sahip çıkmayan bir halk siyasi iradesine de sahip çıkmıyordur. Bu da teslim olmak anlamına gelir. Kürt halkı da teslim olmayacağına göre, Önder Apo’ya sahiplenme direnişini her yerde yükseltecektir.