Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren ve 27 gün ölüm orucunda kalan Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki tutsaklardan Erol Cengiz, mücadelenin devam ettiğini söyledi. Cengiz, ”Tecridi bir daha asla kabul etmeyeceğiz” dedi.

 

PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART

İmralı’daki tecride karşı 27 gün ölüm orucunda kalan Erol Cengiz, ”Açlık grevleri bitti ama direnişimiz devam edecek” dedi. Cezaevlerindeki açlık grevi eylemcilerinin sağlık durumlarına da dikkat çeken Cengiz, ”Mutlaka bağımsız doktorlar tarafından tedavileri yapılmalı” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona ermesi için 1 Mart’ta süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan ve direnişini 30 Nisan’da ölüm orucuna dönüştüren Erol Cengiz, 10 Haziran’da tahliye edildi. Hakkında 15 yıl hapis cezasını verilen Van/Erciş doğumlu 34 yaşındaki Erol Cengiz, 4 yıldır cezaevindeydi. Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edilen Cengiz, açlık grevi kaynaklı sağlık sorunları nedeniyle Pazartesi gününden itibaren hastanede rutin kontrollerini yaptırıyor.

 

27 gün ölüm orucunda kaldı

Cengiz ile cezaevindeki direniş sürecini ve sonrasını konuştuk. Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren 15 kişiden biri olan Cengiz, ”1 Mart itibari ile cezaevinde bulunan birçok arkadaşımızla birlikte biz de açlık grevine dahil olduk. Açlık grevi sürecinde manevi anlamda besleniyorduk çok moralliydik. Başarıya olan inancımız her an çok yüksek oldu” dedi. Cezaevi yönetiminin direnişi sabote etme girişimleri olduğunu belirten Cengiz, ”Cezaevi yönetimi daha çok eylemi umursamayarak, yokmuş gibi görerek, eylemimizi sabote etmeye çalışıyordu. Sağlık kontrollerimiz yapılmıyordu ve bizi ‘neden eyleme giriyorsunuz, ne olacak ki’ diyerek tahrikte bulunuyorlardı” şeklinde konuştu.

 

Direnişi kırmaya çalıştılar

Açlık grevi süresince direnişi kırmak için cezaevi yönetiminin çeşitli yol ve yöntemlere başvurduğunu anlatan Cengiz, şöyle devam etti: ”Açlık grevi eylemi başladığı süreçte ilk önce gazeteyi vermemeye başladılar. Ölüm orucu başladığı zaman gelip radyolarımızı aldılar, mektuplar verilmedi. Avukat görüş yerlerine kamera takmışlardı. Görüşmeye başlarken ismim soy ismimi söyleyerek tekmil vermem istendi. Ancak ben bu dayatmaya uymadım. Avukat ile görüşmelerimizi kameralı odada ve bir görevli eşliğinde yapmak zorunda kaldık. Tüm bunlar dışarıyla bağlantımızı kesmek ve direnişimizi kırmak için yapılan bir uygulamalardır.”

 

Son nefesimize kadar

Ölüm orucu sürecinde doktor kontrolünü tamamen reddettiklerini söyleyen Cengiz, şunları söyledi: ”Ölüm orucuna başladığımız zaman açlık grevinde olan bütün arkadaşlar bize çok moral verdiler. Eğer Önderliğin çağrısı olmasaydı bizler son nefesimize kadar bu eylemi sürdürmeye kesin kararlıydık” ifadelerini kullandı. Koğuşta kendisiyle bulunan Ertunç kardeşlerin de açlık grevinde olmalarına rağmen kendisine refakatçilik ettiğini aktaran Cengiz, şunları söyledi: ”Koğuşta üç kişi kalıyorduk. Benim yanımda Ali ve Ferhat Ertunç kardeşler vardı. İkisi de açlık grevinde olmaları ve sağlık sorunlarına rağmen bana refakat ettiler. Onların farklı cezaevlerinde 3 kardeşleri daha var ve onlar da açlık grevinde. Yani 5 kardeşin hepsi açlık grevindeydi.”

 

Tedavimizi de kendimiz yaptık

Ölüm orucu boyunca sadece su içtiklerini belirterek, açlık grevine katılanlar arasında hasta tutsakların da olduğunu, son günlerde görüşlere ancak tekerlikli sandalye ile çıkabildiklerini hatırlatan Cengiz, eylem bittikten sonra ise tedavilerinin yapılmadığını söyledi. Cengiz, şunları aktardı: ”Eylem bittikten sonra bizi cezaevinde bulunan revirde tedavi etmek istediler. 11 kişiydik, bizleri saatlerce ayakta beklettiler. Bu duruma itiraz edince hastaneye götürdüler. Ancak bize karşı yaklaşımları çok olumsuzdu. Hastanede de tedavi adı altında sadece bir serum verip, bir iki tahlil yapıp ‘bir şeyiniz yok’ diyerek tekrar cezaevine  geri gönderdiler. Ama çoğu arkadaş rahatsızdı.

Bizim ilk grupta açlık grevine giren 3 arkadaşımız Şahin Öncü, Barış Kahraman ve Ahmet Kanığı arkadaşları Yüzüncü Yıl Van Eğitim ve Araştırma hastanesine götürmüşler. O üç arkadaşı orada bodrum kata indirmişler. Bodrum kat rutubetli, pis kokan bir yermiş ve sağlıklı bir insanın bile birkaç saniyeden fazla dayanması mümkün olmaya bir yerde tedavilerini yapmaya çalışmışlar. Arkadaşlar bu muameleyi kabul etmeyince tedavi olmadan cezaevine geri geldiler.

Doktorlar tarafından bize diyet listeleri verildi. Ancak hem bu listelere uyulmadı hem de kantinde listede yazılanlar mevcut değildi. Hatta lapa diye bir şey veriyorlardı ancak bunun da yenmemesi için elinden geleni yapıyorlardı. Bizler tedavimizi kendi koşullarımızda yapmaya çalıştık, kendi imkanlarımızla beslenmeye çalıştık ancak çok sağlıklı olduğunu söylemem.”

 

Grevin etkilerini hissediyorum

Cezaevinden çıkalı bir haftayı geçtiğini, yaklaşık bir ay önce ölüm orucunu bitirdiğini hatırlatan Cengiz, ”Ancak ben grevin etkilerini daha yeni yeni hissetmeye başlıyorum. Düşüncelerimi toparlayamıyorum, unutkanlık var, bağırsaklarımda sorunlar oluşmaya başladı. Birde grevde sağlık durumu en iyilerden biriydim, diğer arkadaşların sağlık durumu benden kötüydü. Onların sağlığından endişe ediyorum” dedi.

 

Direnişçiye hücre cezası

Pazartesi günü rutin kontroller için hastahaneye yatan ve tahlil sonuçlarını bugün alacak olan Cengiz, cezaevinde ölüm orucuna katılan diğer arkadaşlarının durumuna ilişkin ise şunları anlattı: ”İlk grupta açlık grevine girenlerden Şahin Öncü’nün sağlık durumu hiç iyi değildi. Yıllar önce verilen bir disiplin cezasını şimdi uyguluyorlar. 17 Haziran’dan itibaren 15 günlük hücre cezası uygulamaya konulacaktı.

 

Bağımsız doktorlar tedavi etmeli

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve ilk grupta açlık grevinde olan Bahtiyar Hasan Kemal ile ölüm orucunda da yer alan Sait Öztürk, tahliye olduğum 10 Haziran günü tekrar tekli hücreye gönderilmiş. Bahtiyar arkadaşın grev sırasında kalp rahatsızlığı oluşmuştu ve tedavi edilmeden tekrar hücreye götürmüşler. Mutlaka bu arkadaşlarımızın bağımsız doktorlar tarafından tedavi edilmesi gerekiyor. Yoksa cezaevi idaresinin ‘ölürseniz ölün, kör mü kalırsınız, sağ mı olursunuz, bu zaten bizim işimize gelir’ tarzı yaklaşımları var. Bu konuda sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler daha duyarlı olmalı. Evet yapılan şeyler var ancak şunu diyebilirim ki cezaevindekilerin tedavileri düzgün bir şekilde yapılmıyor. Cezaevindeki arkadaşların tedavisinin takiplerinin çok iyi olması lazım. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarına çok görev düşüyor.”

 

Direnişimiz devam edecek

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayan Cengiz, son olarak şöyle konuştu: ”Önderliğimizin söylediği her kelimeyi bizler esas alırız. Bu yüzden mesaj geldiğinde açlık grevleri ve ölüm orucunu bitirdik. Önderliğimizin sesini yeniden duymak, ondan yeniden haber almak tabiki bizler için çok değerlidir. Ancak bizler Önderliğim üzerindeki tecridin tam anlamıyla kaldırıldığını düşünmüyoruz. Açlık grevleri bitti evet ama direnişimiz devam edecek. Eğer tekrar eskisi gibi tecrit uygulamasına devam edilirse, bizler direnişimizi farklı boyutlarıyla devam ettireceğiz. Bir daha tecrit altında kalmayı asla kabul etmeyeceğiz. Artık özgürlük ve zafer zamanıdır. Buna olan inancımız yüksektir. Bu çerçevede de direnişlerimiz yükselerek devam edecektir.”