- "İmralı’da oluşturulan tecrit mekanizması bugün tüm cezaevlerine ve tüm topluma yayılmış durumda. Hem toplumsal hem siyasal alanda fiili olarak hapsetme rejimi inşa ediliyor.”
Tutulduğu İmralı Adası’nda 24 yıldır aile ve avukat görüş yasağı da dahil her türlü iletişim haklarının gasp edildiği Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dönük tecrit sistematik bir hal aldı. Uluslararası hukuk literatüründe “incommunicado” olarak tanımlanan mutlak tecrit sürerken, Abdullah Öcalan ile son temasın sağlandığı (Mehmet Öcalan’la yapılan telefon görüşmesi) 25 Mart 2021 tarihinden bu yana Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Cezaevi’ne yapılan en az 302 avukat başvurusu ve en az 131 aile başvurusu oldu. Ancak yapılan başvurular ya yanıtsız bırakılıyor ya da gerekçesiz “disiplin cezaları” ile reddediliyor.
Tüm topluma yayıldı
İmralı’da tecrit politikasında ısrar giderek genel bir politika halini aldı. Cezaevlerinde tutsaklara dönük keyfi uygulama ve yasaklar artarken, tahliye edilmesi gereken tutsakların infazları çeşitli bahanelerle yakılıyor. Sadece 2022 yılı içerisinde 22 yeni cezaevi açıldı, 2023 yılı içinde de 20 yeni cezaevi daha açılması planlanıyor. İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Nuray Çevirmen cezaevlerindeki son durumla ilgili Jinnews’ten Dilan Babat’a konuştu.
Cezaevlerindeki hak ihlallerinin siyasal gelişmelerden bağımsız olmadığını kaydeden Çevirmen, “Bugün Türkiye’de 407 hapishaneden söz ediliyorsa, 361 binin üzerinde mahpustan bahsediliyorsa bu hapsetme rejiminin fiili olarak ortada olduğunu görmek gerekiyor. Bu durumu hem toplum hemde siyasal alan açısından da görmek gerekiyor. Ancak siyasal alan bunu görmüyor, toplumun böyle bir gerçekliği var. Türkiye’de birçok insan cezaevine girip çıkıyor, böyle bir sayısal veri de var. Doğal olarak bu kadar hapsetme rejiminin oluştuğu ve ağırlaştırılmış tecrit mekanizmasının toplum üzerinden uygulandığı, gerek açık gerek kapalı mekânlarında uygulandığı ihlallerden söz edilince de siyasal alandan bağımsız değil. 2023, 2022’den daha fazlasını getirecek” dedi.
Cezaevleri kapalı kutu
Cezaevlerinde çıplak aramaların da arttığını, cezaevi sevklerinde tüm tutsakların sözkonusu uygulamaya maruz kaldığını kaydeden Çevirmen, “Türkiye’deki hapishaneler kapalı bir kutu. Siyasal alandan, toplum gözünden uzak tutulan bir yerde durduğundan dolayı sorunlara eğilebilmek mümkün değil” diye belirtti.
S, Y tipleri F tipini aratır durumda
İhlalin başladığı yerde çözüm üretilemediğinde bütün alanlara yayıldığını dile getiren Nuray sözlerini şöyle sürdürdü:
“İmralı’da oluşturulan ağır tecrit koşulları bugün neredeyse tüm cezaevlerine yayılmış durumda. Devlet eliyle inşa edilen 19 yüksek güvenlikli S tipleri, yeni Y tipleri uygulanmaya başlandı. F tiplerini neredeyse aratır düzeyde bir uygulama hakim. İmralı hapishanesinde uzun zamandır var. Uluslararası sözleşmelerle, Türkiye’nin anayasal ve hukuksal normlar çerçevesinde garanti altına alınmış haklarını yok sayan özel bir uygulama İmralı’da uygulanıyor. Abdullah Öcalan’a avukatları ulaşamıyor, ailesi görüşemiyor, mutlak bir iletişimsizlik dayatılmış durumda. Yoğun bir ihlal var. İmralı’daki katı tecrit çözülemediği zaman toplum üzerindeki tecrit de çözülemez. Oradan gelen tecrit ne yazık ki hapishanelerde yoğun bir şekilde devam ediyor. Yeni ihlal biçimlerinin oluştuğu kapatma mekanizmalarından söz ediyoruz. İnsanların fiziksel, ruhsal bütünlüklerinin parçalandığı bir alan. İmralı’da katı tecrit uygulamalarının kaldırılması, yasal hakların kullandırılması lazım bu sağlandığı zaman toplum üzerindeki tecrit de kalkacak. Tecrit biçimleri topluma dayatılmadığı zaman bu kadar hapishanelerin yapılmasına da ihtiyaç kalmayacak.” İSTANBUL