HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin, Türkiye’nin demokrasisine, Ortadoğu barışına yönelik bir saldırı olduğunu söyledi.

Önümüzdeki seçimin, yerel seçimlerden öte faşizme karşı mücadele zeminini taşıdığını belirten HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, bu gidişatı Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi, sol, sosyalist mücadele ve bu gelenekten gelen bütün demokratik yapıların bir demokrasi cephesinde buluşmasının durduracağını ifade etti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin İl Örgütü’nün, “Tarladan tabağa, üretimden yönetime: Alternatif bir tarım ve gıda politikası mümkün mü?” başlığıyla düzenlediği sempozyum, ikinci gününde devam etti. Yenişehir ilçesinde bulunan Atatürk Kültür Merkezi’nde süren sempozyuma HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli de katıldı.

Temelli’nin konuşmasında bazı bölümler şöyle: ”Tarımın çok kapsamlı bir alan olduğunu takdir edersiniz. Ama bugün içinde bulunduğumuz sorunlardan, iktisadi sorun, politik sorun, sosyal sorun, Kürt meselesi; hangisini ele alırsanız alın, orada tarımı, çiftçiyi ve emekçiyi görürsünüz. Biz tüm sorunları bütünlüklü bir biçimde ele aldığımız gibi çözümü de buna uygun bir tarım politikasıyla üretmeye çalışıyoruz. Çünkü Türkiye çoklu bir kriz içinde. Bugünkü iktidar her adımıyla bu  krizi daha da derinleştirmektedir.

Güven’in eylemi büyük itirazdır

 Açlık grevini sürdüren Leyla Güven’e saygılarımı yollayarak başlamak istiyorum. Sevgili Leyla Güven’in açlık grevi eylemi büyük bir itirazdır. Bedeniyle bu itirazı dillendirmektedir. Bu eyleme milletvekillerimiz çeşitli illerde, tutsak yoldaşlarımız da cezaevlerinde destek vermektedir. Bu güçlü bir itiraz ve önemli bir eylemdir. Bütün bu sorunların, krizin gelip dayandığı yer de Türkiye’de 5 Nisan 2015’ten beri uygulanan tecrit politikasıdır. Leyla Güven bu tecrit politikasına itirazını dile getirmektedir.

 Tecrit kapsamlı iktidar saldırısıdır

 Bütün Türkiye kamuoyuna seslenmek istiyorum. Bu eyleme sahip çıkın, bu eyleme sahip çıkmak için açlık grevinin 60. gününe ulaşmasını beklemeyin. Leyla Güven’in eylemine sahip çıkmak, tecride karşı çıkmaktır. Eğer tecride karşı çıkmazsak, bu iktidar savaştan ve yoksulluktan beslenmeye, yoksulluğu yaymaya devam edecektir. Bundan da en çok etkilenecek olan emekçilerdir, çiftçilerdir, kadınlardır. Tecrit bu anlamıyla çok kapsamlı bir iktidar saldırısıdır. Tecrit bu anlamıyla Ortadoğu barışına, Türkiye demokrasisine yönelik bir saldırıdır.

Demokrasi diyenler yan yana

İnanıyorum ki çok yakında bu açlık grevi de bu tecrit de sonlanacak. Bunun tek yolu Türkiye halklarının faşizme karşı omuz omuza mücadelede yan yana gelmesidir. Faşizm her yeri kuşatırken sadece Kürt meselesi kapsamında değil, Türkiye’nin her yerinde ve herkese sirayet ediyor. İnsanların en temel haklarını gasp etmeye devam ediyor. Nerede başlamıştı diye dönüp baktığımızda; AKP, 2002’de neoliberal politikalarla hayatımıza girdi. O günden beri bütün yaşam alanlarımızı gasp etti. Neoliberal talan düzeni bugün ülke ekonomisini içinden çıkılmaz bir yere sürüklerken, bu düzeni sürdürmek uğruna ülke rejimi her geçen gün daha da otoriterleşti, faşizmin kurumsallaşması yönünde adımlar atmaya devam etti. Bu iktidar toplumu ayrıştırarak, nefret söylemini olağanlaştırarak Kürt düşmanlığı üzerinden çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Tüm bu sorunlardan bir çıkış yolu arıyoruz ve diyoruz ki; tek çıkış yolu demokrasi. Ya faşizm ya demokrasi. Demokrasi diyenleri yan yana gelmeye çağırıyoruz.

Yeni yaşam umudu var

 Şimdi önümüzde bir fırsat var. Yerel seçimlere gidiyoruz. Yerel seçimleri fırsata çevirebiliriz. Sadece HDP olarak değil, tüm toplumsal muhalefeti, tüm emek ve demokrasi güçlerini, kadınları, gençleri büyük bir buluşmaya davet ediyoruz. Eğer bunu başarabilirsek 31 Mart’tan sonra Türkiye uçurumdan sürüklenmek yerine, yeni bir umuda kavuşacaktır. Bu umut demokrasi umududur, yeni yaşam umududur. Bu umut insan haklarına, hukuka saygılı bir ülkede yaşama umududur.

Sessiz kalanlar vazgeçenlerdir

 Öyle bir noktaya geldi ki bu ülke, AİHM’in kesin hükmündeki kararına uymayacak kadar hukuk tanımaz bir ülkeye dönüştü. İktidar, “AİHM kararını tanımıyorum” diyecek kadar pervasızlaşmıştır. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi de iktidarın bu pervasızlığına uymuştur. Oysa karar açık; Selahattin Demirtaş tahliye edilmelidir ama bunu yapmak yerine kararlı bir kepazeliğe devam edilmiştir. Bu sadece Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğü meselesi değildir, bir ülkenin özgürlüğü meselesidir. Leyla Güven’in açlık grevine de Selahattin Demirtaş’ın tahliye kararının uygulanmamasına da sessiz kalanlar, bizzat kendi özgürlüklerinden vazgeçiyorlar.

İktidarı besleyen bu anlayıştan bir an önce kurtulmalıyız. Yoksa faşizm açık bir diktatörlüğe dönüşecektir. Biz de diyoruz ki tehlikenin farkında mısınız? Gelin bu gidişatı durduralım.

Kayyumların hepsi merkeze

Her şey sihirli bir değnekle değişmeyecek ama değiştirme konusunda atacağımız her adım o büyük dönüşüm için güçlü adımlar olacaktır. HDP olarak bu güçlü adımları atmak için tüm Türkiye’ye çağrı yapıyoruz. Çok yakında kayyum coğrafyasındaki belediyelerin hepsini geri alacağız, kayyumları süpürüp atacağız. Bu konuda o denli çaresizler ki Diyarbakır Belediye Başkan Adayı, kayyum. Halka verecek hiçbir şeyleri kalmamış, sadece kayyumları kalmış. O kayyumların hepsi merkez valisi olacak. Ama sadece göndermek yetmez, kayyumdan sonra yerel demokrasi ve yerinden yönetim anlayışımızla, geçmişten gelen birikimimizle yerellerde büyük bir dönüşümü başlatacağız. Katılımcı demokrasi ve katılımcı bütçe çerçevesinde bu büyük dönüşümün en önemli ayağını tarım politikalarımız oluşturacak. Tarım coğrafyası olan Kürt illerimizin bu coğrafyaya uygun bir üretim planlamasına kavuşması çok önemli.

 Kürt illerindeki büyük mağduriyet

 Bu sürecin en büyük mağduriyetini Kürt illeri yaşadı. Güvenlik gerekçesiyle ormanları yaktılar. Meracılığı yasakladılar, et ithal ediyorlar. Güvenlik barajı denilen betonlar döktüler, çiftçiliği ve hayvancılığı bitirdiler. Tüm yaşamı bitirmek için topyekun saldırı başlattılar. Bu nedenlerden dolayı çok yaygın bir yoksulluk ve işsizlik var. İşsizler, yoksullar göç ettiler. Göç etmeyenlerin evlerini başlarına yıktılar. 10 kenti yerle bir ettiler. Göç edenler köle emeği koşullarında çalışmaya başladılar. Onlarcası 3. Havalimanı inşaatında öldü, o uçak pistlerinin altında işçilerin cenazeleri var. Yüzlercesi işinden çıkarıldı, evlerine dönecek paraları yok. Bu işçilere dair iktidar, ‘bunlar zaten bölücü’ diyor. İktidarın zihniyeti bu. İnsanları yerinden yurdundan eden, köle emeğiyle çalışması için her türlü baskıyı yapan bu zihniyet, Cizre’de nasıl insanlara ‘bölücüsünüz’ diyorsa 3. Havalimanı’nda da aynı şeyi söylüyor. Esas bölücü olan bu zihniyet.”

 

MERSİN

 
 

İki başlıklı strateji

Türkiye’nin her yerinde olası sonuçları değerlendirerek gerçekçi bir ittifak anlayışını nasıl oluşturabilirliği üzerine düşündüklerini kaydeden HDP EşBaşkanı Sezai Temelli, “Faşist zihniyeti geriletebilecek her yerde güç birliği oluşturmadan yanayız” dedi.

Temelli, Mersin’de bir dizi ziyaret kapsamında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Tarsus Şubesi temsilcileriyle bir araya geldi. Temelli’ye, HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, partinin milletvekilleri Tülay Hatimoğulları ve Kemal Peköz ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) üyeleri eşlik etti. Temelli, ziyareti sırasında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çok açık bir faşizm var

 Türkiye’nin otoriter bir rejime sürüklendiğini dile getiren Temelli, “Tek adam rejimi bütün demokratik güçleri tasfiye etmeye çalışıyor. Ülkede ne kadar hak, hukuk, demokrasiden bahseden varsa gözaltına alınıyor. Bu, açık bir deyimle faşizmdir. Faşizmi kurumsallaştıran zihniyet hukuk sistemiyle son bağını da koparmış durumdadır. Tecritle başlayan ve geldiğimiz noktada diktatörlüğe bir adım kaldığı görülmektedir. 24 Haziran’da HDP’yi baraj altı bırakabilseydi dikta rejimini tamamen kurmuş olacaktı” diye konuştu.

Yeril seçimlerden ötedir

 Yerel seçimlerde iktidarın istediği sonucu alamadığı takdirde “tek adam” rejiminin tehlikeye gireceğine dikkat çeken Temelli, sözlerini şöyle sürdü: ”Evet önümüzde yerel seçimler var. Eğer, bu faşizmin gidişatı bir yerlerde durdurulacaksa bu da 31 Mart tarihidir. Bu seçim, yerel seçimlerden öte bugün faşizme karşı mücadele zeminini taşıyor. Bu gidişatı durduracak olan yine; Türkiye’deki Kürt özgürlük hareketinin mücadelesi, sol, sosyalist mücadele ve bu gelenekten gelen bütün demokratik yapıların bir demokrasi cephesinde buluşmasıdır. Bu buluşmayı, bulunduğumuz her yerde olabildiğince güçlü yaratabilmeliyiz. Tüm halkların, kadınların ve gençlerin isteği budur. Biz de çabalarımızı bu yönde sürdürüyoruz. Herhangi bir partinin seçime endeksli hareket etmesi ya da sadece belediyeciliğe kilitlenerek yol alması bu süreçte anlamlı değildir.”

Ortaklaşmamız gerekiyor

 ”Belediyeler üzerinden değil, özgürlükler üzerinden barış üzerinden konuşmalıyız” diyen Temelli, HDP olarak bütün çevrelere ve muhalefet partilerine çağrı yaptıklarını kaydetti. Temelli, şunları söyledi: “Bütün yerellerde 5 bin saat üzerinde en az 5 bin görüşme gerçekleştirerek çok ciddi bir mesai yaptık. Stratejimizi 2 başlık altında değerlendiriyoruz. Önümüze koyduğumuz kısa vadeli hedefimiz kayyum atanan yerleri geri almak ve daha öte yerlere ulaşabilmek. Sadece 96 belediyeyi değil, en az 160 belediyeyi alarak bir demokrasi hamlesi başlatabilmeyi hedefe koyduk. Mersin’de de Tarsus’ta da Çukurova’da da Türkiye’nin her yerinde olası sonuçları değerlendirerek gerçekçi bir ittifak anlayışını nasıl oluşturabiliriz adına düşünüyoruz. Bizim tek başımıza alamayacağımız; ama alınması halinde bu faşist zihniyeti geriletebilecek her yerde güç birliği oluşturmadan yanayız. Tek adam rejimine karşı ortaklaşmamız gerekiyor.”

Konuşmaların ardından Temelli ve beraberindeki heyet, halk buluşmasına geçti.