Adaya sığmayan  Direniş - 4

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 16 Şubat 1999 günü İmralı Adası‘nda bulunan cezaevine getirilmesi ile birlikte uygulamaya konulan “özel konsept” son 1 yılda yerini ağırlaştırılmış tecride bıraktı. İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan ağırlaştırılmış tecridi sert bir şekilde eleştiren insan hakkı savunucuları, tecridin sistematik olduğunu ve bundan dolayı insanlığa karşı şuç anlamını taşıdığını belirttiler.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan 27 Temmuz 2011 tarihinde bu yana haber alınamazken, sağlığına yönelik endişeler ise artıyor. İnsan hakları savunucuları Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecridin Türkiye’nin iç hukuku ile uluslararası sözleşmelere aykırı olmasının yanı sıra insani bakımdan işkence anlamını taşıdığını vurguladı.

Muhatapsız sorun çözülemez

MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, Kürt sorununda çözüme yönelik Oslo sürecinin yaşandığını belirterek, “Ardından İmralı’da Öcalan ile yapılan görüşmelerde protokoller ortaya çıktı. Fakat ardından AKP Hükümetini yaptığı operasyonlar ile bu protokoller boşa çıkarıldı ve tıkanma yaşandı. Tabi sorunun aşılması için bu görüşmelerin kaldığı yerden yapılması gerekiyor. Fakat Öcalan üzerinde avukat ve aile görüşlerinin engellenmesi ile tecrit yaşatılıyor. Muhatabı ile konuşulmamış bir sorunun çözümü mümkün değildir” dedi. Öcalan’ın içinde olmadığı bir süreçte Kürt sorununda çözümün gerçekçi olamayacağını belirten Ünsal, AKP Hükümetinin yaptığı yanlıştan geri dönmesi gerektiğine işaret etti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerektiğini belirten Ünsal, “Tecrit bir işkencedir. Bu Türkiye’nin kendi mevzuat ve yasalarına da aykırıdır. Gerçekten ‘Gemi bozuk’ ise ‘Deniz dalgalı’ ise buna söyleyecek söz yok ama teknik ve meteoroloji bunun doğru olmadığını gösteriyor. Burada hükümete sormak lazım kendi mevzuatını hiçe sayacak derecede neden bu uygulamayı yapıyorsunuz? Tabi ki uygulanan tecrit keyfidir. Aynı zamanda bu AB mevzuatına da aykırıdır” ifadesini kullandı.

‘Hükümet boş uğraş peşinde’
Kürt Halk Önderi Öcalan’a uygulanan tecridi sert bir dille eleştiren Ünsal, “Hükümet bu hukuksuz uygulamaya son vermelidir. Eğer Öcalan’ı devre dışı bırakarak Kürt sorununu çözeceğini düşünüyorsa Kürt hareketinin legal ve legal olmayan boyutunun ortaya koyduğu tavır bu düşüncenin boş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Hükümet bu yönü ile boşa uğraş peşindedir” diye kaydetti. AKP’nin Öcalan’a yönelik tahammülünün olmadığını söyleyen Ünsal, 14 Temmuz’da Diyarbakır’da yaşana şiddetin de bunun bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

‘İşkenceciler hesap vermeli’

İzolasyonun insanlık suçu olduğunu söyleyen Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, “Bu sıradan bir tanım değildir. Bir insan doğuşundan ölümüne kadar her aşamasında insanlaşma öyküsünde mutlak olmazsa olmaz yegane koşul dış uyaranlardır. Eğer dış uyaranlardan yoksul kalırsanız, insana ait olan fiziksel ve ruhsal bütünlüğünüzü geliştirmeniz olanaklı değildir. Bunun yanı sıra var olanı da tahrip etmiş olursunuz” dedi.
Bakkalcı, buna ilişkin uluslararası birçok çalışmanın yürütüldüğünü söyleyerek, “Küçük grup izolasyonunda bile kişinin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünün zarar gördüğü ortaya çıkmıştır. İnsanlaşma öyküsünün zararına yol açan bir uygulamadır. Hele de devletin sorumluluğu altında olan bir insan için insan haklarının çiğnenmesi kabul edilemez. İzolasyon her kime yapılırsa bunun anlamı işkence ve kötü muameledir. Bunun sistematik uygulanması insanlığa karşı bir suçtur” dedi.
İmralı Cezaevi’nde yapılan işkence uygulamasına son verilmesi gerektiğini söyleyen Bakkalcı, bunu uygulayanların da hesap vermesi gerektiğini söyledi. Cezaevlerinde yapılan izolasyon uygulamalarının F Tipi cezaevleri ile sınırlı kalmayarak genel bir uygulamaya dönüştüğünü söyleyen Bakkalcı, izolasyonunun sadece cezaevlerinde kalanlarla sınırlı olmadığını ve topluma bir mesaj verildiğini söyledi. Bakkalcı, “Devlet ‘Ben istediğim zaman istediğim kişiye istediğim gibi davranırım’ mesajını veriyor. Bu gayri ahlaki bir tutumdur. Bir halka böyle bir mesaj verilmek isteniyor” dedi.

74 milyonun tanıklığında tecrit...

Türkiye’nin 1 yıldır 74 milyonun tanıklığında İmralı Cezaevi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bütünüyle izolasyona tabi oluşunu yaşadığını vurgulayarak, “Bu işkence ve kötü müdahaledir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Bütün bildirgelerde istisnası olmayan tek madde işkence ve kötü muameledir. Bunun anlamı kim olursa olsun işkence ve kötü muamele uygulayamazsınızdır. İnsanlar nasıl oluyor da bunu derin bir sessizlik ile karşılıyor. Bu kabul edilemez” diye kaydetti.
Öcalan’ın Kürtler açısından büyük bir öneme sahip olduğunun altını çizen Bakkalcı, Öcalan’a tecridin Kürt sorununu dönülmez bir noktaya taşıdığını söyledi. Öcalan’a yönelik uygulamaların çok tehlikeli olduğunun altını çizen Bakkalcı, yapılan uygulamaların hem insan hakkı ihlali hem de işkence boyutunun bulunduğunu ve bunun uygulayıcılarının bir an önce cezalandırılması gerektiğini belirtti. Bakkalcı, Öcalan’a uygulanan tecrit ile Kürt sorununun ölümcül bir virajda olduğunu söyledi. Tecridin derhal son bulması gerektiğini söyleyen Bakkalcı, “Bunu uygulayanların bundan vazgeçeceği bir toplumsal tepkinin ortaya çıkması gerekiyor. Yarın gerçekten çok geç olacak. Artık bunun son bulmasını istemek insan olmanın en doğal talebidir” dedi.

‘CPT’nin tavrı kabul edilemez’

İnsan hakları kurumları olarak tecridin yaşandığı bir yerde bulunmaktan dolayı çok üzgün olduklarını söyleyen Bakkalcı, “Tecride ilişkin uluslararası bütün girişimleri yaptık. 12 yıldır devam eden bir uygulama var. 2000’li yıllarda F tiplerine onay veren ve 8 saatlik görüşe onay veren CPT, Türkiye’de bunu uygulamadı. İmralı ziyareti sonrasında 2010 raporunda yazdı. Benim bildiğim kadarıyla bundan sonra da CPT, İmralı’ya ziyaret yapmadı. Bu kabul edilemez noktadır” dedi. Uluslararası kamuoyuna seslenen Bakkalcı, “Bunu yapmayın. İşkence ve kötü muamelenin hiçbir istisnası yoktur. Bu çaresizliğin hiçbir mazereti olamaz. Yapamıyorsanız da bırakın gidin” diye konuştu.

İHD: Bir heyet adaya gitmeli

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise İmralı Cezaevi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin tam bir kanunsuzluk hali olduğunun altını çizerek, “Abdullah Öcalan bir hükümlü olarak hakları var. İnfaz kanununa baktığımız zaman avukat ve yakınları ile görüşme hakkı var. 1 yıldır bu haktan yararlandırılmamış olması kanunsuzluğu gösteriyor. Bu konu Kürt sorununun çözümü noktasında yeni bir süreci ifade ediyor. Bundan kastım hükümetin politikasıdır. Hükümet protokolleri onaylamadı ve o tarihten itibaren süreç tıkanmış durumdadır. Siz müzakere yürüttüğünüz insan ile müzakereler tıkandıktan sonra farklı bir güç gösterisine girişirseniz o insan üzerinde bu ileride müzakere yapılmasını da zorlaştırır” dedi.
Türkdoğan, müzakere yapacak tarafların koşullarının uygun olması gerektiğini belirterek, “Öcalan’ın kanalları açık olmalıydı. Bunlar yeterince sağlanmayınca bazı şeyler mazeret oldu. Müzakereler tıkanmış olabilir yeni süreç başlayana kadar tarafların düşünmesi gerekirdi. Burada tersi yapıldı. Öcalan’a tecrit uygulamak onun yapacağı danışmaları da engelledi. İzolasyon uyguladığınız zaman bir kişinin gelişmeleri takip etmesini engelliyorsunuz. Onu güçten düşürmeye çalışıyorsunuz. Fakat hükümetlerin kanunlara ve uluslararası sözleşmelere uyma zorunluluğu vardır” ifadesini kullandı.

‘Yargı kanunsuzluk yaratıyor’

Türkdoğan, hükümetin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecridi kendilerinin yönettiğini beyan eden açıklamalarda bulunduğunu hatırlatarak, “Bu açıdan ciddi bir sorun var. Bir kişinin burada hakları açık bir şekilde ihlal ediliyor ve yargı bunu seyrediyor. Burada yargı hükümetin talepleri doğrultusunda davranıyor. Bu da kanunsuzluğun kendisidir” dedi. Türkdoğan, CPT üzerinden de gelişen bir sürecin olduğunu belirterek, “CPT bu süreci izlediğini söylüyor. Belki yeni girişimi olmuş olabilir bunu bilmiyoruz. Ancak AB Konseyi sorumluluğunu yerine getirme bakımında bizim hükümetimizden duyarlı. Ancak tabiî ki bu yeterli değil. Hükümet kamuoyuna sağlıklı bilgi verecek ortamı yaratmalıdır. Gerekirse Adalet Bakanı adaya gitmelidir. Tabiki biz isteriz ki insan hakları savunucuları adaya gitsin ve rapor yapsın. Ama bu yapılmıyorsa hiç değilse bakanlık bunu yapmalıdır. Biz sıradan bir kişi ile ilgili konuşmuyoruz” ifadesini kullandı.
Tecridin bir başka boyutunun ise avukat görüşmesinin engellenmesi olduğunu söyleyen Türkdoğan, “Öcalan’a ‘seni cezalandırıyoruz ama yetmiyor avukatlarını da cezalandırıyoruz’ deniliyor. İşte bundan dolayı avukatları da yargılıyorlar. Bu anlayış kendisini devam ettirdiği için Kürt sorununun çözümünde ilerleme kaydedilemiyor. Dolayısı ile Öcalan üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerekiyor” ifadesinde bulundu.

‘Öcalan’sız çözüm mümkün değil’

Kürt sorununda çözüm noktasında en önemli aktörün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu söyleyen Türkdoğan, Öcalan’ın içinde olmadığı bir sürecin çözüm süreci olmasının mümkün olmadığını belirtti. Türkdoğan, “Bu süreçte kısa sürede müzakereler başlamazsa çözümü gelmesi gecikebilir. AB’nin son dönemde yaptığı açıklamalar ile Türkiye’yi uyardığını söyleyen Türkdoğan, “Öcalan ile ilgili uygulamaya insan haklarını savunan bir kişinin tepkisiz kalması kabul edilemez. AB belki Türkiye’ye bu konuda adım atması gerektiğini söylemiş olabilir” şeklinde konuştu.


Hazırlayan: ALPER ATALAY/MURAT ÇİFTÇİ




Tecritle sorun daha da ağırlaşıyor


Avrupa’dan siyasetçiler ve insan hakları örgütleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi değerlendirirken, “Tecrit süreci çok riskli bir aşamaya sürüklüyor” tesbitinde bulundular.

Anita Fetz (İsviçre Federal Temsilciler Meclisi Senatörü):
“Sayın Abdullah Öcalan’ın tecridi sadece insani olarak bir sorun teşkil etmiyor, aynı zamanda komşu ülke Suriye’deki olağanüstü durumdan dolayı, politik olarak Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ağırlaştırıldı ve bu riskli bir sürece evrildi. Sayın Öcalan’ın burada yaşayan Kürtler üzerindeki etkinliği tecritle kırılmak isteniyor olabilir. Uluslararası toplumun bu tür sorunların diyalogla çözüleceğini vurgulamasına karşın, Türkiye’de bu sürecin diyaloga evrilmemesi düşündürücü. Elbette ki bu da sorunu tümden çözmez. Hemen sonuç elde etmek veya böyle bir beklentiye girmek çoğu kez bizleri yanıltabilir. Önemli olan buna açık olmaktır. Sayın Öcalan’da diyalogtan yana olduğunu, hatta önünün açılması durumunda bu sürecin daha hızlı işleyeceğini belirtmişti. Bu, çok önemli. Diyaloğa açık olanlar her zaman dimdik ayakta kalırlar. Tecrit süreci çok riskli bir aşamaya sürüklüyor. Benim fikrim, gerginliği yok edebilmek için diyalog adımlarının atılmasıdır. Geleceğe dair uzun vadeli bir barış yatırımı olacaktır bu.”

Ruth-Gaby Vermot-Mangold (Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İsviçre Üyesi):
“Her insanın onuru ve insan hakları, -cezaevlerinde bulunanlar da dahil- korunması gerekiyor. Türkiye Avrupa Konseyi gibi çok sayıda uluslararası organa üye, çok sayıda uluslararası insan hakları anlaşmasına imza atmış bir ülkedir. Tecrit, işkencedir; Türkiye’nin de imza attığı işkence ve kötü muamele anlaşmasınca yasaklanmıştır. Dolayısıyla Türkiye, Sayın Öcalan konusunda bu anlaşma metni doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Sayın Öcalan PKK lideri olduğu için ve Türkiye devleti tarafından devlet düşmanı olarak nitelendirildiği için cezaevinde bulunmaktadır. PKK ise kendini bir özgürlük örgütü olarak tanımlamaktadır. PKK ve devlet arasındaki bu silahlı mücadelede her iki taraftan da binlerce kişi hayatını kaybetti. Birçok Kürt, ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve şimdi göçmen olarak başka ülkelerde yaşıyorlar. Bu savaş sadece acı, çaresizlik ve siyasi durgunluk getirdi. Pozitif bir değişim için ve kalıcı bir sorun çözümü için diyalog şart. Bu diyaloğa PKK’nin önderi olarak Sayın Öcalan veya onu temsil eden biri dahil edilmelidir. Kalıcı bir barış için diyaloğun zamanı geldi.”

Tamika Jamaina Rakanja (Afrika Halkların Hakkı Örgütü Genel Sekreteri):
“Sadece kendi haklarını gözeten ve bunun için çok acımasız yöntemler uygulayan zengin ülkeler ve sistemleri, çıkarları doğrultusunda istediğine ‘terörist’ diyebiliyor. Bu gerçeğe rağmen halklar haklarını biliyor; kimin ‘terörist’, kimin çıkarları için kan emici olduğunu biliyor. Bu gerçek en az diğeri kadar yalın, çıplak... Biz halkların sesine, onların taleplerine önem veriyoruz. Sayın Öcalan’ın da kim olduğu, neden tecrit altında tutulduğu, hangi halkın lideri olduğu ve hakları için mücade ettiği biliniyor. Kürt halkının sesi ve talebi liderlerine kavuşmaktır. Biz bu haksızlığa karşı mücadele edeceğiz. En kötüsü mücade etmemektir. Kürt halkının haklı mücadesi devam edecek.”


Reto Rufer (Uluslararası Af Örgütü İsviçre direktörü)
Af Örgütü bütün tutuklular için –Sayın Öcalan dahil– uluslararası anlaşmalara uygun insani koşullarda tutukluluk sürecini talep ediyor. Buna sürekli akrabalarıyla ve kendi seçtiği avukatlarla görüşme de dahildir. Geçtiğimiz aylarda konuya ilişkin Af Örgütü kamuoyuna bir yazılı açıklama yapmıştı. Sayın Öcalan üzerindeki tecriti takip ettiğini ve bunun için komuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğini belirtmişti.

Beat Jans (İsviçre Federal Parlamentosu Üyesi)
Sayın Abdullah Öcalan’ın tecritte bulunması da, dış dünya ile ilişkilerinin kesilmesi de yanlıştır ve tehlikelidir. İsviçre ve uluslararası kamuoyu bu uygulamaya karşı duruş sergilemelidir. Zira Sayın Abdullah Öcalan Kürt halkının çoğunluğu tarafından politik lider olarak kabul ediliyor. İkinci nokta ise, Sayın Öcalan dış dünya ile bağlantı içinde iken, bir çok kez barış ve ateşkes istemini dile getirmesiydi. Türk devleti ve Sayın Abdullah Öcalan arasında ciddi bir diyalog, bu diyalogun UNO denetimi altında gerçekleşmesi şarttır. Diyalog olmadan ve tecrit kalkmadan Kürt sorunu Türkiye ve Kürtler için şiddeti sürekli kendi içinde besleyecektir. Enternasyonal Toplum bu sebeten dolayı aktif olarak bu konda taraf olmalıdır ve bununla ilgili girişimler başlatılmalıdır.”

Prof.Sir Lock Kant’s (BM Hükümetler Dışı Barış İçin Diyalog Girişimi Örgütü Üyesi):
“Gelişmeler, Kürt sorunu gibi tarihsel ağır bir sorunun çözümü için çok önemli bir fırsatın yakalandığına işaret ediyor. Yakalanmış durumda. Bu fırsat, otuz yıllık -ki bunun öncesi de var- mücadelenin bir sonucu. Sayın Öcalan’la diyalog kurularak bu tarihsel sorun çözülebilir. Sayın Öcalan bu nedenle barış için belki de son şanstır. Bu şansı bir adada haps etmek, onun dışarıyla tüm bağlarını koparmak aslında barışı hapsetmektir, barış yolunu kapatmaktır. Ben öyle zannediyorum ki Türkler ve Kürtler geçmişi, geçmişin acılarını ve sonuçlarını hesaplayarak diyalog istiyor. Sayın Öcalan bildiğim kadarıyla Kürt ve Türk kardeşliği üzerinden bir barış inşa etmek istiyor. Bu, isabetli ve ön görülü bir yöntemdir. Kardeşlikte acılar büyütülmez. Acıların bedeli ya da karşılığı ise barıştır. Ancak bu noktada bir moment yakalanabilir. Bu nedenle ben Sayın Öcalan’ın iyi bir fırsat ve doğru bir adres olduğunu söylemek istiyorum. Sayın Öcalan siyasi bir mahkumdur ve geniş bir kitleye hitap ediyor. Kamuoyuna yönelik kampanyalar, girişimler ve dikkat çekmek için aktiviteler düzenlenip kamuoyu duyarlı hale getirilebilir.”

Maya Heuschmann (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Koordinasyonu):

“Uluslararası Af Örgütü olarak yaşanan tecridi kınadık ve bunun kabul edilemez olduğunu açıkladık. Temmuz 2011 tarihinden bu yana hiç kimse ile görüştürülmeyen Sayın Öcalan’ın akibetini bilmek Kürtlerin doğal hakkıdır. Bu hakkın engellenmesi yine doğal olarak gerginliklere yol açıyor. Her iki taraf da biliyor ki, çözümün yolu müzakerelerin devam etmesinden geçiyor. Bunun yerine tecrit ve ve avukatların tutuklanmasına kilitlenmek ve bunu bir politik manevra olarak geliştirmek süregelen çatışmaları daha fazla ağırlaştırır. Biz sorunun barış ve diyalog yöntemiyle ilerleyeceğini belirtiyoruz. Buna ne kadar sahip çıkılırsa ölümler durur ve barış süreci gelişir.”

ALİ ONGAN