İnsanlık tarihine beşiklik yapmış bir coğrafyanın üzerinde, bin yıllardır yaşamını idame ettiren bir milletin mensubu olmak, insanlık tarihi içerisinde oluşmuş erdem ve değerlerin muhafazasına çalışmak, ağır bir sorumluluktur. Dinleri, düşünceleri, fikir ve yaşam biçimlerini doğurmuş bir coğrafik yapının sakini olmanın da yükü ağırdır.
Tarihe ve insanlığa önemli katkıları olmuş, inanç, hukuk, yerleşim gibi alanlarda insanlığa ciddi katkılar sunmuş, Kürt milletinin bu duruma düşürülmesini görmek, bu insanlık dışı muamelelere karşı mücadele etmek, sıradan bir yaşam olarak görünse de, gerçeğinde dünyanın zorbalık üzerine kurulu sistemine çomak sokmaktır. Bu coğrafyada Hz İbrahim, Nemrut sistemini yerle bir etmiş, zorbalık olan Putperest yönetimi ret etmiş ve tek başına bir ümmet gibi mücadele etmiştir. Selahattin-i Eyyubi, Müslümanların ve Ortadoğu milletlerinin parçalanmasını durdurmuş, Avrupa’dan istila için yola çıkan, Haçlı seferlerinin önüne set çekmiştir. Ebu Müslimi Horasani Emevi zulmünü ortadan kaldırmıştır. Bu toplum, kahramanlık ve insani özelliklerini dünyaya ispatlamıştır.
Akli ve vicdani okuması tarih ile sabit olan bu millet, hiçbir zorbaya boyun eğmemiştir. Dünyada yönetim erkine sarılmış zorba kesimler, milletimizin bu nadide özelliğini görmüş, bu özelliğinden dolayı, ülkemizi beş parçaya ayırmışlardır. Bununla yetinmemişler, milletimizi genlerine kadar bozmaya çalışmışlardır. Bu parçalanmaya karşı çıkan, Şeyh Said, Seyit Rıza ve Qadı Muhammed, darağaçlarına yollanmış, milletimiz kıyıma tabi tutulmuştur. Ağrı kıyamından sonra, katil ve zorbaların gazeteleri, sevinç çığlıkları atarak, ‘muhayyel Kürdistan burda metfundur’, çizimleri ile zaferlerini kutlamışlardır. Bütün bir milleti katliamdan ve ölümlerden geçirdikten sonra, kılıç artıkları, beyaz katliama (asimilasyona) tabi tutulup, kendi milli köklerinden ve insani özelliklerinden nefret ettirilmişlerdir.
Bu milletin dili, varlığı, benliği, milli hakları, kültürü elinden alınmış, toprağa gömülmüş ve üstü betonla kapatılmıştır. Bu duruma düşürülmüş bir milletin yeniden tarih sahnesine çıkmasına ise sayın Abdullah Öcalan ve arkadaşlarının, kurup yönettiği hareket vesile olmuştur. Ortadoğu’nun kalbi durumunda olan Kürdistanî mücadelenin başlaması ile, Ortadoğu’nun toplumsal kalbi diyebileceğimiz vicdani özellikler yeniden çarpmaya başlamıştır. Kürdistan ve Kürt milleti, bitkisel hayattan normal hayata dönüşünü tamamlamıştır. Kürt milletinin hayata döndürme çalışmaları, Kürdistan’ı bölüp parçalayan ve Ortadoğu’yu sömüren devletleri ve yerli işbirlikçileri tarafından düşmanca karşılanmış ve bu düşmanlık sayın Öcalan şahsında derinleştirilerek sürdürülmektedir. Öldürülüp gömülen Kürdistan üzerine inşa edilmiş yeni dünya sistemi, iktidar zorbalarının aktif dayanışma ve yardımlaşmalarına rağmen, bir daha bu toplumsal hareketi mezara gömememişlerdir. On binlerce seçkin Kürt genci bu haklı dava uğruna hayatını kaybetmiştir. Bu haklı ve meşru mücadele her geçen gün, bütün canice saldırılara rağmen, gelişip büyümüştür.
Ortadoğu’nun kalbi olan Kürdistan’ın çalışmaya başlaması, Kürdistan milleti ile beraber, ezilenleri ve zulme uğramış kesimleri de hareketlendirmiştir. Bu hareketlenme zorba dünya sistemlerini de arayış içerisine itmiştir. Bu zorba sistemler zulme uğrayanların uyanmalarının sorumlusu olarak, sayın Abdullah Öcalan’ı hedeflemişlerdir. Bu kin ve nefretten olacak ki, kendi elleri ile oluşturmuş oldukları Dünya İnsan Hakları Beyannamesini de çiğneyerek, acımasızca bir komplo gerçekleştirmişlerdir. Kendi kanunlarını tanımama ve vahşet uygulamaları çok aşır bir tecritle sürdürülmektedir. Erdoğan ve bütün katiller, Dünya İnsan Haklarının kabul edildiği 10 Aralık 1948’e ilişkin pişkince açıklamalar yapmaktadırlar. Bu ne pişkinlik ve nasıl bir münafıklık? Her gün öldürdükleri insan sayısı ile övünenler insan haklarından dem vurmaktalar. Allah Kur’an’da „Münafıklar aşağıların en aşağılardır“ dediği kesimler tam da bunlardırlar.
İslam dinine inandığını söyleyenler ise dünya sistemlerinin bir parçası ve hizmetkarları olarak, din kardeşliği propagandası ile Kürt milletini aldatmaya devam etmekteler. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: „Kendiniz için istediğiniz şeyi, kendi din kardeşiniz için istemedikçe, iman etmiş olamazsınız.“ Kürt milletinin insani, İslami bütün hakları ellerinden zulüm ve zorbalıkla alınmıştır. Dürüst Müslümanların, kardeşim dedikleri Kürt milletinin haklarına kavuşması için aynı safta mücadele etmeleri gerekirken. Rusya, Amerika, İsrail ile beraber Müslüman ve mazlum Kürt halkının kökünü kazmaya çalışmaktalar, Bu mazlum halka uygulanan mezalim, tecritle izole edilmeye çalışılan sayın Öcalan şahsında ortaya çıkmaktadır. Kürt halkının rehberi, barışı dillendirdiği için tecrit içerisinde, tecrit yaşatılmaktadır.
Allah barışa girmeyen ve barışı arzulamayanlar hakkında şöyle der: „Ey iman edenler! Hep birden barışa girin, İblise ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır“. Bakara 208
İslam’ın emri olan barışı savunan Bir halkın rehberine, tecrit uygulamak ve savaşı dayatmak, İslam karşıtlığıdır. İblisin takipçisi olmaktır.
Tecridi sonlandırmak demek, kanın akmasını engellemek demektir. Kanın akmasını durdurmanın, insan hak ve hürriyetlerinden önce geldiğini, bilmeyenler yoktur. Ortadan kaldırılmak istenen ve her gün katledilen, insanın hangi hakkından söz edeceğiz.
O halde İman sahibi herkes ve insanı hakkını savunanlar, kanın durması ve barışın gelmesi için çalışmalıdırlar. Aksi yalandır, münafıklıktır..
Hepimiz birlikte bu vahşi tecridin ortadan kaldırılması için, çalışmak zorundayız.
Tecrit kalktığında savaş duracak ve savaş durduğunda herkes kendi ve karşısındaki insanın hakkını da tanımış olacaktır.