İngiltere Gündemi


Referandumun üzerinden kırk gün geçti. Yarattığı siyasi ve ekonomik kriz hala hızla tırmanıyor. AB’den çıkışın yasal bir süreçle başlatılmadan AB ülkeleri ile müzakere konuşmalarının hoş karşılanmamasına rağmen çiçeği burnunda yeni Başbakan Theresa May 8 gün içinde 6 Avrupalı lideri ziyaret etti. Her yerde savunduğu politika ise hiç şaşmıyor. Ortak pazarda kalıp serbest dolaşıma kısıtlama getirmek. Bu hafta Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi Doğa Avrupa ülkelerini ziyaret etti. 

Gittiği her ülkede de referandum sonucunun açık bir mesaj olduğunu ve İngilizlerin göçmenliğin azaltılmasını istediğini ifade etti. Bu isteğinin özellikle Doğu Avrupa için kabul edilecek bir yanı yok. Doğu Avrupa ülkeleri için AB demek serbest dolaşım hakkı demek. May boşuna nefesini harcadı. 

Başbakan akabinde AB sonrası iç krizin tekrar başlamasından korkulan Kuzey İrlanda’yı da ziyaret etti. Kuzey İrlandalıların, yüzde 56’sı AB’de kalma yönünde oy kullanmıştı ancak işe yaramadı. AB’den çıkışın İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda arasında bir sınır kontrolünün olması anlamına geliyor ki bunun siyasi bir krizi beraberinde getireceğine inanılıyordu. May ve Kuzey İrlanda yetkilileri, bu krizi engellemek için bir uzlaşmaya vardığına inandırıldık şimdilik. Doğru mu göreceğiz. 

Ekonomi Bakanı Philip Hammond ise son dört ayda ekonomik büyümenin yüzde 0.6 yönde olduğunu açıkladı, ama ekonomistler bu açıklama karşısında oldukça kuşkulu. Brexit yansımalarının daha ileriki evrelerde ortaya çıkılacağı düşünülüyor. Yani bir sonraki raporla asıl gerçek rakamlarla karşılaşılacağız. İngiliz bankaları endişeli. Faiz oranları da düşürüldü. Bankalar ev ve ihtiyaç kredi kabullerini düşürdü. Sterlin, Dolar karşısında değer kaybediyor. İngiltere’de maaşlar ise son aylarda enflasyon karşısında yüzde 10.4 oranında bir düşüş yaşamış. Bu bakımından Yunanistan ile aynı sıralamada. Yani bakanın bu raporu bir nevi oyalama aslında. Bir imaj tazeleme taktiği. Dış yatırımcıları iç bir kriz yaşanmadığını gösterme çabası ama nafile. İngiltere, yokuş aşağı yuvarlanıyor. 

Öte yandan muhalefetteki İşçi Partisi içerisinde yaşadığı krizde ülkenin istikrarına büyük bir ket vuruyor. Mevcut lider Jeremy Corbyn’e rakip Owen Smith’i seçtirmek için vekiller el ele vermiş. Smith’i olduğundan daha sol göstermeye çalışıyorlar. Smith bu hafta 20 değişiklik önerisi sundu ve 15’i yeni. Ortadoğu müdahaleleri ve nükleer anlaşmaları hariç Corbyn ile benzer politikalarını savunduğu görüyoruz. Parti mecburen sırf Corbyn’e muhalif olmak için sola kaymış gibi görünüyor. Bu da Corbyn’in istediği bir şeydi aslında. Ama Smith zayıf bir aday. Başbakan May hakkındaki bu hafta cinsiyetçi yorumu büyük bir tepki aldı ve özür dilemek zorunda kaldı. 

Corbyn’in seçilmesine kesin gözle bakıldığı için Corbyn düşmanları yeni bir arayış içerisinde. 

Jeremy’in seçilmesi durumunda, İşçi Partili vekiller kendi partilerine dava açmayı planlıyorlar ve bunun için de ismi belli olmayan bazı kaynaklardan fon aldıkları da bildiriliyor. Önümüzdeki Eylül’de yani liderlik seçiminden sonra da parti içi krizin bitmeyeceği anlamına geliyor. Hem hükümet partisi hem de ana muhalefet partisi çok tehlikeli sularda yüzüyor. Bu sularda boğulanlar ise yine kendileri değil halk olacak.