
Amedspor-Sakaryaspor maçında olanlar, bundan önce olanlarla birlikte Türk-Kürt ilişkilerinde yeni bir aşamayı işaret ediyor.
Bir Türk milliyetçisinin kendi ordusunu “desteklemesi” doğaldır. Asker cenazelerinde PKK’ye lanet okuması da.
Bu Kürt yurtseverleri için de geçerlidir. Onlar da kendi gerilla birliklerini destekliyor. Gerilla cenazelerinde Türk milliyetçileri gibi “kalleş saldırı” filan demiyorlar ama, onlar da düşmanlarını lanetliyorlar. Ancak konu biraz daha karmaşık.
Devletler arasındaki modern iki dünya savaşından ilki dört, ikincisi altı yıl sürdü.
Bu savaşların sürdüğü dönem boyunca çarpışan devletlerin yurttaşları birbirlerine düşman oldu. Savaşta en ağır yıkıma uğrayan Ruslar ve Almanlar arasındaki düşmanlık, diğerleriyle Almanlar arasındaki düşmanlıktan daha etkiliydi. Ruslar 20 milyon, Almanlar 10 milyon insan kaybetmişti. Savaşın başında Almanlar Sovyetlerin geniş arazilerini işgal etmiş, Sovyetler de Almanya’nın başkenti Berlin dahil yarısına yakınına girmişti. Büyük trajediler yaşandı.
Bu halkların birbirlerine düşmanlıklarını zaman içinde onarmaları, onların farklı devlet sınırlarıyla birbirlerinden ayrı oluşları temelinde gerçekleşti.
Türk devleti ile PKK arasındaki savaş farklı. Aynı devlet sınırlarında yaşayan güçler, üstelik elli yıla yakın bir süredir savaşıyor. Ve savaş uzadıkça “düşmanlaşma” süreci derinleşiyor.
Devletler arasındaki savaşlarda, düşman devletlerin yurttaşları birbirlerinin yüzünü görmez. Birbirleriyle siyasi alanda hiçbir ilişkileri yoktur. Aralarında kültürel, ekonomik ve siyasi hiçbir ilişki söz konusu değildir. Günlük hayata ilişkin hiçbir temas olmaz. O nedenle ordusu Moskova önlerinde savaşan Almanya’nın Nazi Partisinde örgütlü sivil üyeleri bile bir Sovyet yurttaşına “şahsi” nedenlerle düşmanlık duymamıştır. Sovyetler Birliği Komünist Partisinde örgütlü sivil üyeler de öyle. Onların düşmanlığı yüzlerini görmedikleri, bir gün bile konuşmadıkları “düşman devletin yurttaşlarına” karşı anonim bir düşmanlıktır. Savaşan devletler arasında barış gerçekleştiğinde, tarafların yurttaşları günlük siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal hayatlarına geri dönerler. Ölenlerin acısı zamanla azalır. Hükümetler aradaki düşmanlığı, önce nötralize ederler, ardından savaşın anıları da silikleşmeye başlar. Dört-beş yıllık bir “düşmanlığın” yerini önce devletler, ardından insanlar arasında ilişkiler alır.
Kürdistan’da süren savaş hiçbir şekilde devletler arasındaki savaşa benzemez. Düşmanlaşma onarılması giderek imkansızlaşan bir hal alır.
Öyle de oldu.
Aynı devlet sınırları içinde yaşayan halkların “silahlı güçleri” arasındaki savaş, düşmanlaşmayı önce, bu devletin siyasi alanında var olan Hükümet ile savaşan halkın desteklediği parti arasındaki ilişkilere taşıdı. Yasa dışı ilan sayılan PKK’ye karşı düşmanlık, HDP’ye karşı düşmanlık düzeyine tırmandı. Şimdi Kürdistan’ın pek çok şehrinde HDP’li aktivistler yeniden tutuklanmakla kalmıyor, onların Belediyelerinden sonra mahalle ve köy muhtarlıkları da saldırıya uğruyor. Bunları yok etmekten söz ediliyor. Yerel seçimlerde HDP’nin kazanacağı Belediyelere yeniden kayyımlarla el koyma planları ulu orta dile getiriliyor.
Ve şimdi, aslında bir hayli zamandan beri tırmanan, düşmanlaşma süreci futbol takımlarının seyircileri arasında yeni ve tehlikeli bir tırmanışa geçti.
Birbirine rakip klüplerin taraftarları arasında düşmanlık bilinen bir gerçektir. Bunun en trajik örneği, 12 Eylül 1967 yılında yaşandı. Kayseri’nin Sivas ekonomisine egemen oluşunun yarattığı çekişmeler, giderek düşmanlıklar spora da yansımıştı. Sivasspor, Kayserispor maçı kana bulandı. 41 kişi öldü, 300’e yakın taraftar yaralandı.
Amedspor, Bilboard’lardaki kışkırtıcı görüntüler ve hoparlörden yayılan “Ölürüm Türkiyem”in ortamında tek bir gol atsaydı, stad o anda kana bulanırdı. Derin devlet bunu bekledi.
Faşist rejim “büyük ve kanlı olaylara” ihtiyaç duyuyor. Sakarya’da yaşanan “yerel ve münferit” bir hadise değil. Ekonomik krizin, McKisney rezaletinin, Brunson skandalının üstünü kanla örtmek ve bu kan deryasında yerel seçimlere yelken açmak, Saray’ın bildiğimiz aşağılık bir yöntemi.
Ama şunu bilmek gerekiyor: Yarattığınız düşmanlaşma artık tamiri mümkün olmayan bir aşamaya yükseliyor. Birlikte yaşamanın son ve cılız iplikleri bu provokasyonlarla kopar, Kürdistan ile Türkiye, tıpkı İsrail ile Filistin gibi “ebedi” bir düşmanlaşma içine yuvarlanır.