Bize ulaşan bilgilere göre,  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sunduğu “Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı”nın ilk aşaması müzakere aşamasıydı ve dokuz başlık altındaki müzakereler 15 Şubat’a kadar tamamlanacaktı. 15 Şubat gelip geçti, fakat değil müzakerelerin tamamlanması, henüz müzakere denebilecek bir süreç bile başlamadı. Bunu da bırakalım, AKP hükümeti gerçekten Kürtleri bir halk olarak kabul ediyor mu, bu temelde Kürt sorununu ele alarak Kürt halkının demokratik haklarını Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde vermeyi esas alıyor mu? Henüz bu bile netleşmedi. Çünkü AKP hükümetinden bu yönlü bir açıklama gelmedi.

Bu durumda hala “Çözüm Süreci” diye bir olaydan söz edilebilir mi? Müzakere ediliyormuş gibi bir hava verilebilir mi? Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gerçekten de kendi çalar kendi oynar misali sürekli “Çözüm süreci iyi gidiyor” demesinin bir anlamı olabilir mi? Bütün basın mensuplarını toplayarak eski Ergenekoncuların andıçlamasına benzer bir biçimde “Çözüm sürecini iyi yansıtın” diye uyarmasının ne anlama geldiğini görmek o kadar zor mu? 

Diğer yandan, her akşam TV sütüdyolarında toplanan onlarca insanın durmadan “Çözüm sürecini tartışmasının” hükümetin yönlendirmesi temelinde olduğunu anlamak zor mu? Bu sonu gelmeyen ve bıktıran sözde tartışmaların tamamen halkı yanıltmayı hedeflediğini görmek imkansız mı? Belli ki benzer sorular daha da çoğaltılabilir. Ancak bu kadarı da olup bitenleri anlamak için yeterlidir. Yapılanların hepsinin özel savaş kapsamında olduğu ve kitleleri kandırmayı hedeflediği tartışmasızdır. Ortada tartışıldığı gibi bir süreç müreç yoktur. AKP hükümeti gereken adımları atmayarak Kürt Halk Önderi’nin girişimini boşa çıkarmıştır. Geride sadece tek bir süreç kalmıştır, o da 7 Haziran’da gerçekleştirilecek olan seçim sürecidir. Herkes bu gerçeği bilmeli, AKP’nin oyunlarına kimse gelmemelidir.


AKP'nin yalan ve hileleri 

Başka bir husus, mecliste kavgalarla başlayan ve devam eden “Kamu Güvenliği Yasası” adlı kanunun durumudur. Çok haklı olarak birçok çevre “Bu tasarı meclisin güvenliğini bozdu, toplumun güvenliğini de bozar” demektedir. Çünkü şimdiye kadarki kavgalarda neredeyse ondan fazla milletvekili yaralanmıştır. Tasarı meclise AKP saldırılarıyla birlikte getirilmiştir. AKP tasarıyı kanunlaştırmakta kararlı olduğunu söylemektedir ki, bu durumda tartışma ve kavgaların nereye varacağı şimdilik bilinememektedir. 

Tabi bunlar bilinen hususlardır. Bir de yeterince bilinmeyenler var. Herkes çok iyi biliyor ve tasarıyı hazırlayanlar da açıkça ifade ediyorlar ki, söz konusu tasarı 6-7 Ekim Kobanê direnişini destekleme eylemlerinden sonra ve bu eylemlere karşı olarak hazırlandı. Yani “Kamu Güvenliği Yasası” olarak ifade edilen kanun tasarısı Kürt gençlerini “terörist” olarak tanımlıyor ve onlara karşı polise istediği zaman vurma yetkisi vermeyi hedefliyor. Bunu Başbakan Ahmet Davutoğlu da açıkça söylüyor, söz konusu yasanın “yüzünü kapatanlarla molotof atanları hedeflediğini” belirtiyor. Peki günümüzde bu belirtilenleri kimler yapıyor? Besbelli ki Kürt gençleri yapıyor. Dolayısıyla söz konusu yasanın tamamen Kürt özgürlük direnişini bastırmak için hazırlanan faşist bir yasa olduğu açıktır. 

Buraya kadar belirtilenler için denebilir ki, peki ne var bunlarda, AKP hükümetinin böyle davranmaya hakkı yok mu? Var elbette, neden olmasın! Hükümetin böyle davranmaya ve Kürt direnişini bastırmak için her türlü faşist yasa çıkarmaya hakkı var da, aynı hükümetin bir yandan bunu yaparken, diğer yandan da “Çözüm süreci iyi gidiyor” demeye ne kadar hakkı var, onu bilemiyoruz. Böyle bir durumda, yani bir yandan HDP milletvekilleriyle söz konusu yasa üzerine mecliste kıran kırana bir kavga yürüten AKP’nin, diğer yandan HDP heyeti ile “çözüm süreci” üzerine tartışması ne kadar tutarlı, bunu anlayamıyoruz.

İşte burada ciddi kurnazlıklar, tuzak ve hileler var. Yakın süreçte bunlar bir bir açığa çıkacaklar. Biz şimdilik bu kadarını belirtmekle yetinelim. Herkesi AKP’nin yalan ve hileleri konusunda duyarlı ve hazırlıklı olmaya bir kez daha davet edelim. Herkes düşünsün ve araştırsın: AKP hükümeti söz konusu yasayı meclise getirmeyi neden iki kez erteledi? Acaba söz konusu neden, Ahmet Davutoğlu’nun söylediği gibi, muhalefetten öneri beklemek miydi? Bu söze kargalar bile güler. 

Bizce söz konusu ertelemeleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı kastederek, “Açıklamayı Cuma günü bekliyordum” sözleriyle birlikte değerlendirmek daha çok anlaşılır olmaktadır. Ortada AKP’nin çok ciddi bir planlı oyunu vardır: Önce Kürt tarafına “Çözüm süreci iyi gidiyor” diye işte o bilinen “silahlı mücadeleyi bırakma” ve benzeri kavramlarla açıklama yaptırılacak ve bu biçimde ortam kendi denetimlerinde olacak. Ardından da söz konusu faşist ve Kürt düşmanı yasayı meclise getirip kaşla göz arasında geçirerek onaylanmış hale getirecekler!

Öyle anlaşılıyor ki, AKP’nin yakın zamanda üzerinde çalıştığı bir hesabı ve planı buydu. Böylece hem demokrasi ve Kürt karşıtı olan yasa çıkarılacak, hem buna bir hile ve oldu bittiyle Kürtlerin destek vermesi durumu yaratılacak, hem de seçim öncesi “çözüm sürecinin iyi gittiği” açıklaması üzerinden seçim puanı kazanılacak! AKP’nin bir taşla birkaç kuşu birden vurma planı oluyor bu. Ancak bu plan şimdiye kadar işletilemediği için, bu biçimde söz konusu yasa tasarısı meclise getirilmek ve bu tarzda görüşmeye açılmak zorunda kalındı.


7 Haziran seçimleri AKP'den 

kurtulmak için fırsattır

Buradaki oyunlar ve tuzaklar üzerine düşünmek ve AKP hilelerini iyi bilince çıkarmak gerekiyor. Ortada Kürt'e karşı yasayı Kürt desteğiyle geçirmek gibi bir gözü açıklık var. Herkesi adeta kendisiyle etkisizleştirmek gibi bir tarz. Sultan Abdülhamid’in ünlü “Kurtlarla birlikte ulumak” politikasını çağrıştırıyor. Çok açık ki, AKP hükümeti çok basit, hileli ve tilki kurnazlığına benzer bir tarzla oynuyor. Karşıdakini ve adeta herkesi ahmak yerine koymaya çalışıyor. Kürt halkının varlığını bile kabul etmediği halde, sözde demokratikleşme ve Kürt sorununu çözüyormuş gibi görünerek halkları aldatıp oylarını almaya ve 7 Haziran seçimini kazanmaya çalışıyor. Bu temelde AKP iktidarını biraz daha sürdürmek istiyor.

Bu da açıkça gösteriyor ki, AKP için aslında tek bir süreç var, o da seçim sürecidir. Her şeyi seçime endekslemiş ve seçimi kazanmaya bağlamıştır. Söz konusu “Kamu Güvenliği Yasasını” da istediği seçim hilelerini yapabilmek ve karşıtlarını bu temelde bastırabilmek için çıkarmaktadır. Seçimden sonra böyle bir yasa çıkarma gücünü de kaybedebileceğinden korkmaktadır. O nedenle, söz konusu yasa mücadelesi bir seçim mücadelesidir, bu yasayı engellemek için yürütülen mücadeleler bu nedenle oldukça değerlidir. 

AKP 7 Haziran seçimlerini bu kadar önemsediğine göre, demokratik ve sosyalist güçler de en az AKP kadar önemsemelidir. Tek süreç seçim sürecidir, diğer tartışmalara ve özel savaş kapsamlı girişimlere aldanmamak ve başka şeylerle zaman ve enerji kaybetmeden seçim süreci üzerinde yoğunlaşmak gerekir. 7 Haziran seçimleri AKP iktidarından kurtulmak için çok önemli bir fırsattır. O halde bu fırsatı değerlendirmeyi ve seçim yöntemiyle devrim niteliğinde sonuç almayı bilmek önemlidir.

HDP böyle bir sonuç elde etmede çok önemli bir zemin yaratmış durumdadır. AKP’yi tek başına iktidardan düşürecek olan da HDP’nin yüzde on seçim barajını aşmasıdır. Bu nedenle, gerçekten AKP’nin iktidardan düşmesini isteyenlerin HDP ile seçim ittifakı yapmaları gerekir. Çünkü, AKP’yi iktidardan düşürecek başka herhangi bir güç ve ittifak yoktur. Gerçekten AKP’yi iktidardan düşürme hedefinde tutarlı olanların hiçbir gerekçeye sığınmadan HDP ile ittifak yapması gerekir. Yoksa kazanamayacak, tersine kaybedecektir. HDP’nin de bu durumu görerek, kendini tüm demokratik güçlerin AKP’den kurtuluşunun bir zemini haline getirmeyi bilmesi gerekir.