Düzce Cezaevi’ndeki yakınları ile görüşmek için cezaevine giden ailelere, görüş sonrası cezaevi idaresi tarafından el konulan kıyafetler verildi. 

15 Temmuz’daki devlet içi çatışmadan pek çok kişi doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendi, etkilenmeye de devam ediyor. Hükümetin darbecilerle mücadele adı altında getirdiği düzenleme ve kısıtlamalardan doğrudan etkilenenler ise yine cezaevindeki tutuklular oldu. Bu kapsamda OHAL ilanından sonra çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile tutukluların avukatları ile görüşmelerinde; görüşmenin sesli ve görüntülü kaydedilebileceğine, belgelere el konulabileceğine, görüşmenin gün ve saat olarak sınırlandırılabileceğine, hatta avukatın müvekkili ile görüşmesinin ve onu temsil etmesinin yasaklanabileceğine dair bir düzenleme getirilmişti. Yine aynı KHK ile tutuklular sadece eşi, ikinci dereceye kadar kan ve birinci derece kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından ziyaret edilebilir ve tutuklular telefonla haberleşme hakkından ancak 15 günde bir ve sayılan bu kişilerle sınırlı olarak on dakikayı geçmemek üzere faydalanabilir gibi düzenlemeler yer alıyordu.

KHK’den önce, darbe girişiminden sonraki gün ve hafta bazı cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’nın sözlü talimatıyla “ikinci bir emre kadar” avukat ve aile görüşleri ve telefon görüşmeleri yasaklanmıştı. KHK, ikinci bir emre kadar yasaklanan avukat ve aile görüşleri üzerindeki yasağı kaldırsa da ciddi kısıtlamalar getirerek cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere yönelik keyfi baskılar ve insan hakları ihlallerinde önemli bir artış olmasına neden oldu. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 12 Eylül darbe sürecinde siyasi tutukluların yoğun direnişiyle karşılaştıktan sonra vazgeçilen ”tek tip elbise” dayatmasını tekrar gündeme getirmesi, cezaevlerine yönelik uygulamaların geldiği boyutu gözler önüne serdi. 


Poşetler içinde verildi

Aileler, Düzce Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan yakınları ile görüşmek için cezaevine gitti. Farklı kentlerden cezaevine giden aileler, yakınları ile görüştükten sonra cezaevinden ayrılmak istedi. Cezaevi çıkışı sırasında cezaevi idaresi tarafından bekletilen ailelere, tutsakların el konulan kıyafetleri verildi. Çöp poşeti ve siyah poşetler içinde elbiseleri alan aileler, cezaevi önünde yaşananlara tepki gösterdi. Cezaevi önünde yol ortasına attıkları kıyafetlerin tutsakların günlük temel ihtiyaçları olduğunu belirten aileler, cezaevinde yaşanan baskılara dikkat çekti. 

 Tutsak Mustafa Kengiş’in yakını Ahmet Kengiş, tutsakların büyük bir baskı altında olduklarını ve koğuşlarının basılarak, günlük kullanımdaki kıyafetleri ile kalemlerine dahi el konulduğunu aktardı. Tutsakların aileleri ile vedalaşmasını, “Sanki bir katliam yaşanacakmış gibi vedalaştılar” sözleriyle anlatan Kengiş, endişe içinde olduklarını vurguladı. 

Aileler, ”Cezaevinde görüş sonrası bizim elimize poşet tutuşturdular. Tutsakların tüm giysilerini, kitap ve radyolarına el koyup, poşetlemişler. Şu anda sadece üzerlerindeki elbiseleri var. 12 Eylül uygulamaları ile karşı karşıyalar. Baskılar her geçen gün artıyor. Tek tip elbise dayatması yapıyorlar” diye konuştu. DÜZCE


El ve ayaklarını kırdılar 

Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar, 50 gardiyan tarafından çırılçıplak soyularak işkence edildi; el ve ayakları kırılan bazı tutsaklar revire bile çıkarılmadı.

Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kötü muamele ve işkence haberleri gelmeye devam ediyor. Son 3 gündür tutsakların gardiyanlarca darp edildiği; sistematik baskı ve saldırıların dozunun arttığı öğrenildi. 


İşkencede sınır tanınmıyor

3 Ekim’de tutuklu Hadi Elçiçek ile görüşen oğlu Serkan Elçiçek, yaşananları aktardı. Babasının 20 yıldır cezaevinde olduğunu ve 20 Eylül’de Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildiğini belirten Elçiçek, Tarsus Cezaevi’nde ilk 10 gün kalp hastası olan babasının ilaçlarının ve kişisel eşyalarının kendisine verilmeyip hücrede tutulduğunu aktardı. Elçiçek, şöyle devam etti: ”Cezaevine gittik babamın vücudu ve yüzü çizik ve morluklar içindeydi. Babam bana, ‘yemeklerden hemen sonra 50 kişilik gardiyan grubu bize hakaret edip saldırıyor. Bizi tek hücreye koyuyorlar. Burada elektrik dahil her türlü işkenceyi yapıyorlar. Benimle birlikte 12 kişiyiz ve hepimiz bu uygulamaya maruz kalıyoruz.”


Soup süngerli odaya

Oğlu Zeki Yılmaz’ı Salı günü görmeye giden anne Meryem Yılmaz da, oğlunun her yerinde morluklar ve iki kaşının üstünde derin yarıklar olduğunu kaydetti. Anne Yılmaz, oğlunun anlatımlarını şu şekilde aktardı: ”Gardiyanlar bizi çırılçıplak soyduktan sonra süngerli odaya götürdüler. Orada yere yatırıp ayaklarıyla başımı ezip beni darp ettiler. ’Burası Tarsus Cezaevi’dir. Sizi burada öldürürüz’ dediler.”

İHD Şubesi’ne başvuru da bulunduğunu belirten Yılmaz, ”Oğlum darp edildikten sonra tek kişilik hücreye atılmış” dedi. 

 

Revire bile çıkarmıyorlar 

Bir diğer tutsak yakını Nadir Kutluk da kardeşi Özgür Kutluk’la telefonda görüştüğünü belirterek, kardeşinin kendisine ”A 13 koğuşunda bulunan 12 arkadaşımla birlikte süngerli odada çıplak bir şekilde darp edildik. Kimimizin eli kırıldı, kimimiz ayakta durmakta ve oturmakta zorluk çekiyor. Darp raporu almak için başvurduk ama revire çıkarmıyorlar” dediğini kaydetti. Kutluk, kardeşinin ve diğer tutsakların can güvenliğinin olmadığını söyledi.


Aktaş’ın durumu kötüleşiyor

Menemen R Tipi Cezaevi’nde hücrede tutulan, her iki eli olmayan KOAH hastası tutuklu Ergin Aktaş’ın durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Aktaş’ın babası Tahir Aktaş, görüşüne gittiği oğlunun kendisine, “Durumum hiç iyi değil kötüye gidiyor” dediğini aktardı.  

 Oğlunun cezaevi yönetiminin çok fazla baskı uyguladıklarını söylediğini dile getiren baba Aktaş, “Cezaevi yönetimi hiçbir gerekçe göstermeksizin gazete, kitap ve radyolarına el koymuş. Tek kişilik hücrede kalıyor. 24 saat içinde sadece bir saat havalandırmaya çıkıyorlar. O bir saatte bile baskı uyguluyorlar.  Tutuklular Ahmed Xami ve Yusuf Bulut çok fazla darp ediliyor. Ergin’e de neden darp edildiklerini sorduğu için 3 ay telefon ile görüşmeme cezası vermişler. 7 aydır dişleri ağrıyor ve akşamları uyuyamadığını söylüyor. Nefes almakta da zorlanıyor. Dişleri için dilekçe vermiş; fakat hastaneye götürmüyorlar” dedi.

Maddi imkanlardan kaynaklı çok fazla görüşe gidemediklerini aktaran baba Aktaş, şunları söyledi: “Bugün görüştük. Hastalığı gün geçtikçe artmış durumda. Ağır hatsa tutsaklardan birisi de Ergin’dir.  Bunu da herkes biliyor. KOAH hastalığı çok ağırlaştı. Midesinde zaten daha önce sıkıntı vardı. Bu sıkıntı cezaevinde başlamıştı. Elleri kolları yok. Yaklaşık 20 aydır İzmir Menemen R Tipi Cezaevi’nde kalıyor. Kolları olmayan bir insan tek hücrede nasıl kalır? Biz de sesimizi çıkarıyoruz. İnsanlar sesimizi duysun; ama herkes suskun. Devlete de sesleniyoruz. Allah bizi Kürt yaratmış. Ergin kimseyi öldürmemiş. Sadece Kürt olduğunu söylediği için iki kere ağırlaştırmış müebbet verdiler. Ergin, gerçekten çok zor durumda.”


Ayaklarıyla bomba atabilirmiş

Ergin’in Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 3 tane ”cezaevinde kalamaz” raporu olduğunu belirten Aktaş, ancak avukatın Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucunda mahkemenin ”ayakları ile bomba atabilir” dediğini hatırlattı. Aktaş, ”Gerekçeler şaka gibi, insanlarla dalga geçiyorlar. İnsanlarla oyun oynuyorlar. Gerekçeleri gerekçe bile değil. 4 yaşındaki bir çocuğa bunu söyleseler onları ciddiye almaz. Zaten Ergin’in iki kolu da yok. Bunun farkında değiller. Ergin ve diğer hasta tutsaklar için adalet istiyoruz. Bu saltanat kimseye kalmadı, onlara da kalmayacak” diye konuştu,

 

Tutsak gazeteciye işkence

Tutsak gazeteci Erdoğan Alayumat ve Serkan Erdoğan koğuş arkadaşları ile birlikte darp edildi. Alayumat’ın yerlerde sürüklendiğini ve çırılçıplak soyularak süngerli odaya atıldığını aktaran Avukat Tugay Bek, cezaevi idaresi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Tarsus Cezaevi’nde aralarında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Medya Haber Ajansı (dihaber) muhabiri Erdoğan Alayumat ve Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı Serkan Erdoğan’ın da bulunduğu tutsaklar darp edildi. Ayakta sayım vermedikleri gerekçesiyle 20 ile 30 kadar gardiyanın saldırısına uğrayan tutsakların Avukatı Tugay Bek, tutukluların yerlerde sürüklendiğini aktardı. 

 

Alayamut çırılçıplak soyuldu 

Müvekkillerinin kalmakta olduğu koğuşa 2 Ekim’de 20-30 kadar gardiyanın giderek, ayakta ve tek sıra halinde sayım istediğini belirten Av. Bek, şöyle devam etti: “Müvekkiller ise bu şekilde sayımın hukuki bir zorunluluk olmadığını ve cezaevi idaresinin tamamen keyfi bir dayatması olduğunu belirtmişlerdir. Bu haklı itirazları karşısından kurum birinci ve ikinci müdürünün talimatıyla odada bulunan igardiyanlar tarafından müvekkiller ve diğer tutuklular tekme ve yumrukla yoğun bir şekilde darp edilmiştir. Koğuş içinde başlayan darp, malta da devam etmiştir. Tutuklular infaz koruma memurları tarafından yerlerde sürüklenmiştir. Döverek yere yatırılan tutukluların kafalarına infaz koruma memurları tarafından basılmıştır. Müvekkil Erdoğan Alayumat ve tutuklu Zeki Çiçek koridor boyu sürüklenmiş ve yoğun bir şekilde darp edilerek ‘Süngerli Oda’ diye tabi edilen yere götürülmüştür. Müvekkil bu odaya bırakılırken zorla darp edilerek çırılçıplak soyulmuştur. Mesleği gazetecilik olan müvekkil Erdoğan Alayumat’ı infaz koruma memurları darp ederken ‘Gazeteci bunları da yaz’ diyerek alaylı bir tavır sergilemişler. Müvekkil iki saat kadar süngerli odada tutulduktan sonra tekrar koğuşuna götürülmüştür. Müvekkiller ve diğer tutuklular darp edilirken infaz koruma memurları tarafından ölümle tehdit edilmişler, çok ağır hakaret ve sinkaflı küfürlere maruz kalmışlardır. Müvekkillere yönelik tüm bu hukuksuz ve suç teşkil eden uygulamalar kurum birinci müdürü ve ikinci müdürünün talimatı ve nezaretinde gerçekleşmiştir.

 

İşkenceye rapor verilmedi

İnfaz koruma memurları tarafından darp edilen tutuklular vücutlarında meydan gelen darp izlerini tespit ettirmek ve tedavi olmak niyetiyle kurum doktoruna görünmek ve hastaneye gitmek için cezaevi idaresine yazılı olarak başvuruda bulunmuşlardır. Müvekkillerden Erdoğan Alayumat, infaz koruma memurlarının darp etmesine bağlı olarak sol kulağında kısmen işitme kaybı yaşadığını belirtmiştir. Cezaevinde görevli ve ismini bilmediğimiz kurum doktoru, tutukluları muayene tedavi etme ve darp cebir izlerini tespit edip hastaneye sevk etme görevini yerine getirmeyerek suç işlemiştir. İlgili kurum doktoru tutuklularda çıplak gözle dahi tespit edilebilecek darp cebir izlerini tespit edip raporlandırmaktan imtina etmiştir. 


‘Ailelerinize söylemeyin’ tehdidi 

3 Ekim günü tutukluların ailelerini ile yapmış olduğu açık görüş öncesinde de görmüş oldukları muameleyi ailelerine söylememeleri yönünde infaz koruma memurları tarafından tehdit edilmiştir. 


Tutsaklara soruşturma

Müvekkillere yönelik sistematik boyut alan işkence ve kötü muamele suçunun sorumlusu cezaevi idaresi yaşanan olayın hemen sonrasında tüm tutuklular hakkında ‘Sayım vermeme’ suçlaması ile disiplin soruşturması başlatmış. Bu suçlamalara ek olarak müvekkil Erdoğan Alayumat ve Zeki Çiçek hakkında ‘İsyana teşvik’ suçlaması ile soruşturma başlatılmıştır. 

4 Ekim’de cezaevinde avukat görüşü yaptığım esnada müvekkiller görmüş oldukları tüm bu işkence ve kötü muameleyi tarafıma anlattılar. Yine 3 Ekim’de aileleri ile görüş yapan tutuklular yaşadıklarını ailelerine aktarmışlardır.”

Avukat Bek, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına, “İşkence, kötü muamele, tehdit ve hakaret, görevi kötüye kullanmak”tan suç duyurusunda bulundu. 


Tutsak karikatürist ameliyat edilmiyor

Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan karikatürist Melih Gürler, kırılan elinin ameliyatının yapılmadığını bildirdi. 

Samsun Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan karikatürist Melih Gürler, gönderdiği mektubunda tedavisinin yapılmadığını aktardı. Düşme sonucu sağ eli kırılan Gürler, “Elimin üstünde kemikler görünüyor. İlk kırıldığında acile gittik ama yanlış alçıya almışlar elim çok şişince tekrar ortopedi bölümüne gittik. Buradaki doktor alçının yanlış yerden alındığını söyleyip yeniden söküp alçıya aldı. Hatta iki gün sonra ameliyat edeceğini söylerken; gardiyan doktorun söylediği tarihte ‘araba bulamayız, asker yoğun’ deyince doktor da 15 gün sonrasına ameliyat tarihi verdi” dedi. 

“Ne yazık ki 38 gün oldu halen çağırmadılar” diye devam eden Gürler, “Bu arada alçı çıktı ama bu sefer de parmaklarımın kemikleri elimin üstünde bileğime yakın bir yerde duruyor. Parmaklarımı da oynatamıyorum. Burada cezaevi revirine bile çıkamıyorken, hastaneye ulaşamamayı da çok görmüyorum. Ben parmaklarımdan vazgeçtim ama benden daha kötüleri var” dedi.hiçbir şey yok. Hasta tutsaklar için yazılı olan birçok kanun var yetersiz olduğu gibi uygulama da yok zaten” ifadelerine yer verdi.


Giderek katmerleşiyor

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Sevim Salihoğlu, İHD genel merkez ve şubelerine yapılan başvurularda yansıyan hak ihlallerini aktardı. Salihoğlu, ”Genel olarak, sağlık sorunları, talepleri olmadan yapılan sevkler, talepleri olduğu halde yapılmayan sevkler, aile görüşleri, haberleşme haklarına getirilen kısıtlamalar, disiplin cezaları, işkence ve kötü muamele, sohbet alanı ve diğer sosyal haklarına getirilen kısıtlamalar, uygulanan tecrit ve izolasyon olarak yansır” dedi.  

Salihoğlu, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin Türkiye’de değişen sosyal, ekonomik ve siyasal politikalara paralel olarak tutuklular aleyhine değişen bir seyrinin olduğunu belirtti. Tutsakların yaşadıkları hak ihlallerinin OHAL ile birlikte arttığını vurgulayan Salihoğlu, ”OHAL’in etkisi dışarıda olduğu gibi cezaevlerinde de kendini gösterdi. Binlerce kişinin tutuklandığı süreçte bu binlerce kişiye yer açmak için hasat tutsaklar da  sürgün edildi. Böylelikle tedavileri yarım bırakıldı” diye konuştu.


Su sorunu bile var

Cezaevlerinde yaşanan ihlallerin OHAL öncesinde de olduğunu hatırlatan Salihoğlu, OHAL sonrası cezaevlerinde artarak yaşanan sorunlara dair şu bilgileri aktardı: ”Tutuklular cezaevinde çıplak arama, ince arama denilen onur kırıcı aramaya tabi tutulmuş, bu arama biçimini ret edince darp edilmişlerdir. Kapasitesinin 2 bazen 3 katı insanın bulunduğu koğuş ya da odalarda uyuma sorunu, hijyen sorunu dolayısıyla sağlık sorunları baş gösteriyor. Zaten yıllardan beri cezaevlerinde baş sorunlardan olan su sorunu iyice artmış durumda. Yapılan başvurularda dikkat çeken bir durum da mahpusların geçmiş dönemlerde yaşadıkları herhangi bir sorunla ilgili sonuç alamasalar da bulundukları cezaevlerinde muhatap bulurken şimdi hiçbir yetkili ile görüşemedikleri, yazdıkları dilekçelere yanıt alamadıkları hatta bazen yazdıkları dilekçeleri beğenmeyen cezaevi idaresinin kendileri hakkında disiplin cezası verdiğidir.”

 

Cezasızlık cesaretlendiriyor

Salihoğlu, OHAL ile birlikte cezaevleri görevlilerinin davranışlarında değişme olduğunu dile getirdi. Salihoğlu, baskıcı ve keyfi uygulamalarda bulunan cezaevi görevlileri ile ilgili başvuruların olduğunu, ancak haklarında yasal bir işlem yapılmadığını kaydetti. Salihoğlu ”Adaletin tesis edilmesine engel olan bu cezasızlık yöntemi, işkence ve kötü muamele yapan görevliyi daha da tetiklemekte hele bu duruma bir de dünya görüşü/siyasi ideolojik yapısı eklendiğinde başvurulardan da gördüğümüz kadarıyla çok daha vahim davranışlar sergileyebilmektedir. Bu durum özgürlüklerini kullanma konusunda en korunmasız insanlar olan mahpusları olumsuz yönde daha fazla etkilemektedir” ifadelerini kullandı.