Kürt halkı demokratik öz yönetimi kendisi inşa etme mücadelesi vermektedir. Devlet Kürt sorununu çözmeyince, Kürt sorunu yoktur deyince, Kürt halkı kendi çözümünü kendisi gerçekleştirme kararı almıştır. Bazıları hala aptallar gibi ''Kürtler ne istiyor'' biçiminde sorular soruyor. Kürt halkı on yıllardır ne istediğini ortaya kayarken, ne istiyorlar sorusu aslında Kürt sorununu anlamak ve çözmek istemeyenlerin kafa bulandırma söylemleridir. Kürt Özgürlük Hareketi de Kürt halkı da defalarca demokratik özerklik istediğini ortaya koymuştur. Yerelden demokrasi için de kendi kimliği, dili ve kültürü ile kendi kendini yönetmek istediğini dile getirmiştir. Kürt Halk Önderi kitaplarında bu çözümü ortaya koyduğu gibi, İmralı’da muhataplarına da söylemiştir. 

Kürt halkı aslında Türkiye'nin gerçek bir demokratik ülke olmasını istiyor. Özü budur. Türkiye'nin üyesi olmak istediği Avrupa Birliği'ndeki tüm ülkelerde farklı kimliklerin demokratik özerkliği tanınmıştır. Farklı kimliklerin özerkliğinin tanınmadığı tek bir Avrupa ülkesi gösterilemez. Farklı halkların yaşadığı ama özerkliğinin olmadığı tek bir Avrupa ülkesi gösterilemez. Buna Rusya da dahildir. Bu açıdan ''Kürtler ne istiyor'' diye sormak abesle iştigaldir; Kürt halkının taleplerini muğlaklaştırmaktır. 

Sorgulanacak bir durum varsa, o da Türk devletinin bir Kürt politikası olmadığıdır. Türk devletinin Kürt sorununda çözüm politikası yoktur. Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında çözümden kaçınmak için çok teşhir olduğu konularda kimi kırıntıları halkın önüne atmıştır. Ancak bunların hiçbiri de Kürt’ün varlığı tanınarak yapılmamıştır. Anayasa ve yasalarda Kürtlerle ilgili hiçbir şey yoktur. Eğer sorgulanacaksa Türk devleti ve AKP'nin Kürt politikası nedir, nasıl bir çözüm öneriyor bu sorgulanmalıdır. 

Kürt sorunu o kadar net bir sorundur ki, algı operasyonları ve psikolojik savaşla üstü örtülemez. Amiyane deyimle artık mızrak çuvala sığdırılamaz. 

Başbakan Davutoğlu utanmadan Kürt halkının direnişini ezip Cizre ve Silopi’yi özgürleştireceğini söylüyor. Yani kendi kültürel soykırımcı sömürgeciliğini hakim kılacakmış. Türkiye Başbakanı bilmeli ki, bu halk 90 yıldır, özellikle de son 40 yıldır sizin zihniyet, politika ve uygulamalarınıza karşı özgürlük mücadelesi vermektedir. Cizre ve Silopi yüzde 90 HDP’ye oy veren yerlerdir. Yani mevcut Türk devleti politikası ve uygulamalarına tümüyle tavır almışlardır. Kalan yüzde 10’u ise polis, asker, korucu ve bazı rantçı çevrelerdir. 

Davutoğlu merak ediyorsa Cizre ve Silopi’de bir referandum yapsın. Bu halk senin özgürlük dediğin zulüm düzenini kabul ediyor mu, etmiyor mu? Belirttiğimiz yüzde 10 dışında herkes sana yine "hayır" der. 

Bir şehrin etrafının tanklarla çevrilip on bin asker, polisle saldırılıp, kadınların, çocukların, yaşlıların, gençlerin öldürülerek özgürleştirildiği nerede görülmüştür? Davutoğlu Cizre ve Silopi’yi Kürtlüğünden koparma ve tümden Türkleştirecek bir baskı düzeni içine sokmayı özgürleştirme olarak görüyor. Aslında Davutoğlu bir de onlara medeniyet götüreceğiz deseydi tam niyetini ortaya koyardı. Bir zamanlar Bülent Arınç, "Kürtçe medeniyet dili değildir" diyerek içindekini söylemişti. Kürt’ü asimile edip Türkçeyi hakim kılmayı Kürtleri medenileştirme olarak görüyorlar. 

1937-38’de Dersim için ne söylenmişse Cizre ve Silopi için aynı şeyler söyleniyor. Diğer Kürt il ve ilçeleri için de söylenen aynıdır ama özel olarak bu iki şehrin ismi verildiği için bunları vurguluyoruz. Dersim’de de her köye ve her eve devlet hakimiyetini sokmak için soykırım yapmışlardı. Dersim’de kültürel soykırımcı sömürgeciliği hakim kılmak için soykırım yapmışlardı. O yıllarda Kürdistan'da kendi sorunlarını kendi çözme anlamında kısmi olarak otonom yaşayan tek yer Dersim kalmıştı. Dersim soykırımı halkı aşiret reislerinin, pirlerin, dedelerin etkisinden kurtarmak için yapılmıştı. 'Bugün ''Teröristlerin baskısı var'' denildiği gibi, o zaman da aşiret reislerinin baskısından söz ediliyordu. Bu kafaya göre halkı bu baskıdan kurtarıp medeniyet götürmek için soykırım yapılmıştı. 

Hadi diyelim o zaman tüm dünyada ulus-devlet eğilimi çok hakimdi; hiçbir yerel demokratik istek kabul edilmiyordu. Bundan başka zihniyet ve yönetim sistemi bilmedikleri ve görmedikleri için böyle bir soykırıma yönelmişlerdi. Peki, bugün dünyanın her yerinde egemenlik meşruiyetini yerinden yönetimleri, yerel demokrasiyi tanıma biçiminde sağlıyorsa, şimdi Kürt halkına dayatılan sokağı da, mahalleyi de ben yöneteceğim; hiçbir yerel yönetim olmasın anlayışı ne anlama gelmektedir? 

Dersim’de de 38 sonrası kültürel soykırıma tabii tutulan Kamer Genç gibi bazıları 38 soykırımı için "Bizim dedelerimiz isyan etmeseydi başlarına bu gelmezdi" diyerek direnenleri ve ölenleri suçlamıştır. Şimdi de bazı işbirlikçi hain ve fosil kişilikler de sivil halkı öldüren AKP'yi değil de zulme karşı kahramanca direnerek ölen sivilleri suçluyorlar. 

Türkiye 19. ve 20. yüzyıl zihniyet ve paradigmasıyla hareket ediyor. Aslında dünyada Türk devleti gibi böyle bir yönetim anlayışında olan başka bir devlet kalmamıştır. İran da Türk devleti gibi bir anlayışa sahip olsa da, tarihten gelen geleneği nedeniyle Kürdistan, Azerbaycan ve Belucistan eyaletleri biçiminde bir idari sisteme sahiptir. Türkiye biçimsel olarak olsa da merkeziyetçi ulus-devlet zihniyeti, politikası ve sisteminden vazgeçmiyor. Türkiye katı ulus-devlet sisteminin son ve tek temsilcisidir. Türk devleti dışında başka bir örnek kalmamıştır. 

Geçmişte Türk devleti bu sistemi İran, Irak ve Suriye ile birlikte savunurken, bu sistem çökmüştür. Ancak Türk devleti hala Kürt düşmanlığı, Kürtleri Türkleştirme amacı temelinde bu politikadan vazgeçmemektedir. 

Türk devleti kültürel soykırımcı sistemin son temsilcisidir. Dünyada hiç kimsenin sürdüremediği katı ulus-devlet sistemini sürdürmek istemektedir. Bu nedenle kaybetmeye mahkumdur.