AKP iktidarı dikensiz gül bahçesinde gezdiği günlerin sonunu yaşıyor. Çünkü çıkışında ileri sürdüğü gibi ne demokratikleşme çerçevesinde ciddi adımlar atmış, ne de Türkiye'nin en temel sorunu olan Kürt sorunu konusunda çözümleyici herhangi bir proje ortaya koymuştur. Türkiye'de Kürt sorununu demokratik yollardan çözemeyen ya da bastırarak bitiremeyen iktidarlar da Engels’in devlet için kullandığı deyimle tarihin çöp sepetinde yerini almaya mahkûmdur. İlkin “düşünmezseniz öyle bir sorun da olmaz” diyen Tayyip Erdoğan, sıkışınca “Kürt sorunu var; bu benim de sorunumdur” (daha sonra bu açıklamayı şimdiye kadar yapmış olduğu en büyük hata olarak itiraf etmiştir) diyerek böyle bir sorunun varlığını kabul ediyormuş, çözümünü düşünüyormuş gibi göstererek bildiği hegemon olma yoluna devam etme hesabı yapmıştır. 

Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo, AKP'ye Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için yıllarca şans tanımıştır. Bunu şunun için yapmıştır; AKP bu sorunu çözme basireti gösterirse sorun zaten istediğimiz gibi demokratik yollardan çözülür. Çözmese de Türkiye toplumuna “yıllarca psikolojik savaşla fobiye dönüştürülmüş bölücülük ve bölünme sözlerinin safsata olduğu, Kürt sorununun demokratik yollardan ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü içinde çözülebileceği” gösterilmiş olacak. AKP bu şans tanımalara tam bir tüccar gibi yaklaşarak çıkarı doğrultusunda kullanmak istemiştir. Hep, bir seçim daha kazanayım, biraz daha güç olayım, şu tehlikeyi de aşayım ondan sonra bir şeyler yapacağım demiştir. Böylece devlete tümden hakim olmaya çalışmıştır. 

Tayyip Erdoğan belki kısmen emellerine ulaşmıştır; ama “mutlak hâkimiyetini” sağlama anlamına gelen “başkanlık” sistemini gerçekleştirememiştir. Başkan olmasının önünde tek engel kaldığını, bunun da Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu görmüştür. Bu engeli aşmak için de izleyeceği yolu belirlemiştir. Daha önce kendisine tehlike olarak gördüğü ve sindirdiği kesimlerle, şovenist faşistlerle ittifaklar kuracak, “vatan bölünüyor, onlar terörist, benden mi yanasın, teröristten mi yana” diyerek kamplaşma yaratarak muhalifleri kendisine yamayacak, 'Vatan millet Sakarya' diyecek ve var gücüyle Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve Kürt halkına yüklenecek! Böylece başkan olmasının önündeki son engeli de ortadan kaldıracak! İşte bunun için Kürt halkına ve Özgürlük Hareketi'ne yönelik 30 Ekim 2014’te MGK’da aldığı topyekun savaş kararını 7 Haziran seçimiyle birlikte devreye koymuştur. 

AKP hesaplarının tutmadığı bugünkü Türkiye gerçeğinden belli olmaktadır. Çünkü bu dünyada herkes AKP hesaplarının tutmasına göre hareket etmiyor; herkesin bir hesabı var. “istikrarı ben sağlarım” diyen AKP, izlediği politikalarla Türkiye'yi istikrarsızlıklar ülkesi haline getirmiştir. Türkiye dışında da sorunlar üreten bir hükümet olduğu herkes tarafından kabul edilen bir durum ortaya çıkmıştır. Dışarıda iyi ilişkileri sadece petrol emirlikleriyle kalmıştır. 

AKP'nin izlediği politikalar Kürt toplumunda iki şeyi netleştirmiştir. Birincisi, AKP Kürt sorununu çözmez. İkincisi AKP Kürt düşmanıdır. 

AKP bu politikalarla Türkiye'yi bölünmeye doğru götürüyor. Şu anda Türkiye'de bölücü olan tek bir güç vardır, o da AKP’dir. Terör faaliyetleri içinde olan, terör üreten, terör gerçekleştiren güç AKP’dir. İstikrarsızlığı üreten ve kaosu yaratan da odur. 

AKP asker ve polisi Kürdistan'da her gün sivilleri katlediyor. Bu katliamları gerçekleştirmek için gizli çöktürme planları yapıyor. Cizre’de yüzlerce sivili yakarak, en ağır silahlarıyla bombalayarak, evlerini başına yıkarak katlediyor. Sur’da hakeza öyle! Öyle ki, tankı ve topunun yıkım ve sindirme için yetmediğini düşünüyor, sivilleri uçaklarla bombalayacağı anonsu yapıyor. Katlettiği sivillerin sayısı binlere ulaştı. Dünyanın terörist olarak gördüğü IŞİD ve El Nusra gibi cani çete gruplara AKP sahip çıkıyor. Erdoğan’ın YPG’yi terör örgütü olarak görmüyorsanız IŞİD'i de terörist görmeyin mealindeki sözleri ve El Nusra’yı da ılımlı muhalif olarak göstermeye çalışması bunun en açık kanıtıdır. 

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlükte terörizm için şöyle diyor: Siyasi bir amaca ulaşmak için yıldırma harekatlarını düzenli bir biçimde kullanmak ve sivilleri katletmek! Bugün Türkiye'de başkanlık amacına ulaşmak için herkese yönelik yoğun yıldırma saldırısı içinde olan ve sivilleri katleden kim? Tabii ki AKP hükümeti! 

AKP'nin bu terörist zihniyeti siyasal yapıda da, sosyal yapıda da, ekolojik yapıda da kendisini göstermiyor mu? AKP iktidarı döneminde kadına yönelik tecavüzler, tacizler, cinayetlerin bu kadar artması AKP zihniyetinin yarattığı insanın karakterinden başka neyle açıklanabilir? AKP zihniyetiyle şekillenmiş erkekler kadınlar üzerinde terörizm estiriyor. Dolayısıyla terörist de, terörist destekçisi de AKP oluyor. 

AKP'nin Kürt düşmanlığını gören ve Cizre’de gerçekleşen katliamlara tahammül etmeyen bir Kürt genci Ankara’da bir eylem yapıyor ve ortalık tarumar oluyor. Peki, bu öfkeli Kürt gençlerin sayısı artarsa ne olacak? Her gün on Kürt genci “bu devletin zulmüne ve Kürtleri yok etme saldırılarına dayanamıyorum; bu onursuzca bir yaşamdır, artık yeter, toplumsal olarak varlığımı koruyamayacaksam o yaşam hiç olmasın” deyip benzer eylemler yaparsa ne olacak? Her gün birçok yerde onlarca patlama olursa ne olacak? Kürt gençlerinin bu konuda ne kadar gözükara olduğu bilinmiyor mu? Kürt gençlerinin anasını, babasını, kardeşini katleden; kız kardeşini katlettikten sonra çıplak bedeniyle teşhir edeceğini düşünen polis ve askerleri nasıl göreceğini düşünüyorsunuz? Katiller sürüsü olarak görüp önüne çıkan yerde bunlara saldırmaz mı? Sonra bu durumlar daha da artarsa AKP de milliyetçi kesimler içinde şovenizmi daha da şahlandırırsa, Kürtler linç edilirse, vurulursa… Nasıl bir ülke ortaya çıkar o zaman? Toplumsal huzurdan söz edilebilir mi? Müreffeh, fazilet, istikrar uçup gidecek, her yerde kaos hakim olacak. Peki, bu duruma sebep olan kim oluyor? Tabii ki AKP hükümeti!  

AKP izlediği Türk tipi başkanlık yaratma temelindeki tekçi politikalarla Türkiye'yi işte böyle bölünmeye doğru götürüyor. Bu tekçi anlayışta ısrar edilirse iki durum ortaya çıkar. Ya AKP bütün Kürtleri yok ederek istediği gibi Türkiye'nin hegemon gücü olacak -ki bu mümkün değil- ya da Kürtler de bu politikalara reste rest çekip “bu devlet beni tanımıyorsa ben onu hiç tanımam” deyip başının çaresine bakacak. Bu politikalarla Türkiye'nin gideceği yer budur. 

Tabii bu AKP'nin tekçi politikalarının götüreceği son noktadır. Ama bu bir kader değil. Kürtlerin de bir çözüm projesi var. Bu proje Türkiye'de Kürt sorunu dahil bütün sorunları çözecek karaktere sahip. Yerel demokrasinin geliştiği bir ülkede her farklılığın Demokratik Ulusun bir bileşeni olarak Türkiye'nin toprak bütünlüğü içinde, özyönetimi temelinde kendi gibi ve varlığını koruyarak yaşamak. Kültürler zengini Türkiye'nin çoğulcu yapısını koruyacak olan ve Türkiye'yi gerçek anlamda bütünlüklü kılan bir proje. AKP’nin iktidarın büyüsünden sıyrılıp böyle bir projeyi gerçekleştirme basireti göstermesi zor. Bu görevi gerçekleştirmek Kürtler başta olmak üzere farklı etnik ve inanç topluluklarına, demokrasi güçlerine ve Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü savunan halklara düşüyor. Onun için mücadeleyi yükseltmek gerek. 

Türkiye'nin nasıl bir geleceğe sahip olacağı önümüzdeki günlerde belli olacak, ama şimdiden Türkiye'nin çetin bir bahar ve yaz geçireceği netleşmiş bulunuyor.