
İnsan doğasıyla bağdaşmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili Anayasa’da 2004 yılında yapılan değişiklikle, Anayasa’da varken dahi uygulamasında sorunlar olan temel insani haklar, yasal olarak tutsakların ellerinden alındı. Her birinin farklı bir hikayesi olsa da ortak noktaları; ne hücrelerinin karanlığının ne de baskıcı uygulamaların onların yüreğini karartamaması.
Aylardır tek başına
Tek kişilik hücrede tutulan ve ağır tecrit koşullarına maruz bırakılan özgürlük tutsaklarından biri de Beyaz Yakut. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay’da onaylanan PKK hükümlüsü Yakut, 2011 yılının Temmuz ayından beri tekli hücrede tutuluyor. Cezaevinde bulunan diğer arkadaşlarıyla sohbet hakkı, dışarıdaki arkadaşları tarafından görüş yapma hakkı bulunmuyor. Günde yalnızca bir saat tek başına havalandırmaya çıkabiliyor. Uluslararası hukuk kurallarına aykırı şekilde tek başına bir hücrede içerideki ve dışarıdaki herkesten yalıtılmış bir biçimde hem de ölünceye kadar tutularak, gayri insani bir muamele ve cezalandırılma biçimine maruz bırakılarak yaşamını sürdürüyor.
Amed’de yaşayan ailesi zaten çok sınırlandırılmış olan görüş hakkından istese de yararlanamıyor. Ailesine çok uzak olan Bakırköy Cezaevi’nde dışarıyla tek iletişimi on beş günde bir on dakika olan telefon görüşmesi. Bir de ‘hak’ sayılacaksa günde bir saat havalandırmaya çıkmak, mektup almak ve göndermek. Onun dışında dışarıyla dünyayla iletişimini sağlayacak tüm olanaklardan yoksun.
Sesini duyurması dahi yasak
Küçük bir pencereden parmaklıklar arasından ve uzun duvarların elverdiği kadarcık bir aralıktan gecenin göğüne bakmaya çalışmak… Yine aynı engelleri aşarak yanına ulaşabilmeyi başarmış bir esintiden dışarının kokusunu duymanın gayretine girmek. Düşünmek… Sonra yine düşünmek ve yarını beklemek… Yarının tek getireceği farklılığın iki saatlik bir havalandırma yürüyüşü olduğunu bile bile yarını beklemek… İnsan yüzünü özlemek. Bir arkadaş sohbetini… Ve çocukları, kuşları, toprağın kokusunu, uzun yürüyüşleri… Özlemleri büyütmek… Bir mazgalın tıkırtısını duyarak heyecanlanmak…
Beyaz Yakut, küçük bir hücrede bir başına kalıyor aylardır. Adına ağırlaştırılmış müebbet denen işkenceye, insanlık ayıbına mahkum edilen birçok yoldaşı gibi o da ağır tecrit koşullarında yaşam mücadelesi veriyor. Günde iki saat kapısı açılarak odasından birazcık daha büyük bir beton kutunun ağzından küçük bir dikdörtgen gibi görünen havalandırmaya çıkarılıyor. Dönmeden birkaç adım daha atabiliyor böylece. Benzer nedenlerle tutuklu bulunan ve başka odalarda tutulan arkadaşlarıyla görüşmesi yasak. Onlara sesini ulaştırmaya çalışması da…
Umut biriktiriyor
Yüreğinden eksik etmediği insan sevgisi ve özlemiyle masasının başına oturup mektuplar yazabiliyor ancak. "Yalnız değilim" diyerek, arkadaşlarını ve dışarıda olup bitenleri izliyor. Kendisi için değil, AKP Hükümeti tarafından her geçen gün derinleştirilen baskı rejiminin katlettiği sesini kesmeye çalıştığı insanları için üzülüyor. Ve dimdik ayakta. Hiçbir zulmün baki olmadığını biliyor. Bir arkadaşına yazdığı mektupta “Koşullar berbat. Özlemler ne kadar yakıcı hissettirse de kendisini, o kadar güçlendiriyor beni, yüreğimi. En karanlık gibi görünen anlarda bile umudumu büyütüyorum. Umudumu hiç yitirmiyorum. Yakında gökyüzünün sonsuz maviliğinin altında el ele tutuşup çıldıracağız, avazımız çıktığınca bağıracağız” diyor.
Onun kendisiyle ilgili bir beklenti ve endişesi yok. Tüm zamanını dışarıda gelişen olaylara ve gündeme ayırıyor. Siyasi iktidarın uzun süredir yürüttüğü siyasi soykırım operasyonları sonrası yazdığı bir mektupta arkadaşına “Amaç; korku imparatorluğunun tahtını kurmak. Ama başarılı olamayacaklar” diyerek inancını tekrarlıyor.
FİLİZ SÖNMEZ