Evet, hava başka türlü esiyor. Bu gördüğümüz Başbakan’ın gördüğü türden bir “tertip” ya da “faso-fiso” değil.

Taha Akyol bile, yüz yüz olunan gerçeğin “sosyolojik” bir şey olduğunu yazmakta…
Bir başka “sosyolojik” olguya işaret edelim; AKP on bir yıllık tarihinde ilk defa ciddi bir “sosyolojik” krizle yüzyüze geldi. Ne zamandır yazıyoruz; bu parti şimdiye kadar “yenilgi” yüzü görmedi, krizle sarsılıp, yeniden ayak üstüne dikilmedi. O nedenle yenilgilere ve krizlere karşı “bağışıklık sistemi” zayıf. Bu zayıflık, Başbakan’ın psikolojisinde “sosyo-psikolojik” bir şekle bürünmekte. Kendi krizinin ateşine kendi eliyle benzin dökmekte.
O böyle yapınca, partisi de karışmakta. Cumhurbaşkanı Başbakan’a “itidal” tavsiye ediyor; Başbakan’ın başyardımcısı Arınç Başbakan’ı “sükunete” çağırıyor. Başbakan’ın köşe yazarları Başbakan’a “uyarı” üstüne, uyarı yapıyor. Cemaat hakeza… AKP’nin liberal destekçileri ise neredeyse Gezi Parkında nöbete duracak.
Ne demiştik? Eğer AKP, Öcalan’ın tarihi inisiyatifine olumlu bir yanıt vermeseydi, şimdi Türkiye tahmin edilemez bir kaosa yuvarlanacak, savaş tüm Türkiye’yi kasıp kavuracaktı. Borsa çökecekti. İç savaş başlayacaktı, Türkiye yanacaktı…Demiştik değil mi?
Şu anda Türkiye’nin en istikrarlı bölgesi Kürdistan’dır. Çünkü Öcalan’ın tarihi inisiyatifi sayesinde çatışmalar durmuş ve otuz yıl boyunca muazzam bir deneyimle her türlü krize karşı bağışıklık sistemini pekiştiren Kürt Özgürlük Hareketi, PKK ve defalarca kapatılıp yeniden dirilmiş BDP Kürt halkıyla iç içe Kürdistan’da barışçı iklimi, Newroz çağrısından bir gün sonra yerleştirmeyi başarmıştır.
AKP ise bunu başaramamıştır. Çünkü çatışmasızlık sürecinden kalıcı barışa geçme sürecinde sallanmıştır, oyalanmıştır, hem nalına, hem mıhına konuşmuştur, bir eliyle barışı işaret ederken, öteki eliyle milliyetçiliği kışkırtmış, barış sürecine karşı kendi eliyle milliyetçi tepkilere neden olmuştur. Çatışmasızlık sürecini radikal demokratik adımlarla kalıcı bir barışa dönüştürmek yerine, “kurnazlık” yoluna sapmıştır. Şimdi bunun bedelini ödüyor.
AKP içine yuvarlandığı krizden çıkamaz. Şu anda hemen hemen bütün kentlerde ayağa kalkan kitleler ise, bu krizi AKP’ye alternatif demokratik bir siyasi iktidara dönüştürecek öznel olanaklardan yoksundur. Bu büyük sivil isyan ya Ergenekoncuların elinde yozlaşarak sönümlenecek, ya da demokratik güçler bu isyanı demokrasi yolunda derinleştirecek…
Ama nasıl?
“Ulusalcı ve laik” “kitle” ile, bu kitleyi “darbeciliğe” akıtmak isteyenleri birbirinden dikkatle ayırmak şarttır. Türk yurtseverlerinin “samimiyetine”, tıpkı Kürt yurtseverlerinin samimiyetine inandığımız gibi inanmakla işe başlamak gerekir. Nasıl ki, milyonlarca Müslüman’ın “samimiyetine” inanıyorsak, aynı şekilde milyonlarca “laik” insanın da samimiyetine inanmak zorundayız. Türkün “bayrağına ve Atatürk posterine” de, tıpkı Kürdün “bayrağına ve Öcalan posterine” karşı gösterilen hassasiyetle yaklaşmalıyız.
Bunu yapmak gerekir, çünkü, Kürt sorununda çözümü önlemek amacıyla AKP’yi “yıkmak” isteyenler, bu “samimiyeti” havaya uçurmak istiyor. Bu önlenmelidir.
Bu görev, hareketin “dışında” kalarak değil, “içine” girerek başarılabilir. “İçerde” şöyle konuşmalıyız:
Gezi direnişi, “İstanbul”un, Ankara’dan “yönetilemeyeceğini” açık bir şekilde ortaya koydu. Düşünün, Başbakan “orayı da yıkacağız, buraya da şunu dikeceğiz, çapulculara pabuç bırakmayız” diye konuşurken, İstanbul Belediye Başkanı “özür diliyor”, İstanbul’da atılacak adımların halka sorulması gerektiğini söylüyor. Özeleştiri yapıyor.
Bu ne demektir?
Bu demektir ki, İstanbul “özerk” olmalıdır.   
AKP’nin otoriterliğine ve ulusalcıların “darbeciliğine” karşı Gezi Direnişinin şu anda yönelmesi gereken somut hedef ne olabilir?
Şu: “Başbakan’ı durduralım, Erdoğan kendi hükümetini yönetsin, kentlerin yönetimini kent halkına bıraksın. İstanbul’da ve bütün yerellerde halkın karar alma ve yönetime katılma hakkını savunalım, AB yerel yönetimler özerklik şartına konan itirazlar kaldırılsın, Valiler seçimle gelsin, Yerellerde referandum hakkı tanınsın. Ankara’dan aldığı emirle İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i gaza bulayan polis halkın seçtiği Belediyelerin emrine girsin” dediğiniz zaman, bana öyle geliyor ki, milyonlar bu özgürlükten yana olacaktır…
İşte bu özgürlük sloganı, Gezi ile Amed arasında köprü kurmak anlamına gelir. İstanbul’un özerkliği demek, Kürdistan’ın özerkliği demektir çünkü…